Jpeg

Ahmet Ayhan KOYUNCU[1] yazdı…

Jpeg

1 Kasım tarihinde gerçekleşen seçimlerin sonuçları, hemen herkes için oldukça şaşırtıcı oldu. Bu durum, gerek seçim öncesi yayınlanan anketler açısından, gerekse 5 ay gibi kısa bir süre içerisinde yaşanan büyük değişim dolayısıyla şaşırtıcı oldu. CHP hariç tüm partiler, beklentilerinin ötesinde bir dalgalanma yaşadı. Bu büyük dalgalanmayı tüm partilerin sağlıklı bir şekilde okuması gerekmektedir. Ben de bu yazıda seçim sonuçlarının dört partiye ne söylediklerini sosyolojik açıdan analiz etmeye çalışacağım. Türk siyasetinin son 15 yılına damgasını vurduğu için analizlerimi daha çok Ak Parti açısından ele alacağım, ancak muhalefete de halkın söylediklerini tercüme etmeye çalışacağım.

SEÇMEN AK PARTİYE NE SÖYLEDİ?

Mevcut durumdan ders çıkarması gereken en önemli kesim iktidar partisidir. Ak Partinin, 1 Kasım seçimlerinden daha çok, 7 Haziran seçimlerinde yaşadığı “görece yenilgi” üzerinde düşünmesi gerekmektedir. İki seçim arasında yaşanan farklara bakıldığında öncelikle iktidar partisine bu halkın 7 Haziranda kızmadığı ama kırıldığı fikri çıkarılabilir.

Ak Parti, iktidara ilk geldiği günlerde alt ve orta kesimlerin desteği ile gelmişti. Süreç içerisinde Ak Parti bu sınıflardan bir kopuş yaşamıştır. Özellikle son 15 yılda gelir dağılımında üst sınıfın lehine önemli bir gelişme yaşanmış ve üstteki % 10’luk dilim toplam gelirin % 77.7’sine sahipken, alttaki % 90’lık kesim toplam gelirin ancak % 22.3’üne sahip olmuştur. Dolayısıyla en alttaki kesim ile en üstteki kesim arasındaki makas üst sınıfın lehine açılmaktadır. 7 haziran seçimlerinde göze çarpan tek önemli vaat “istikrar” iken, 1 Kasım seçimlerinde kısmen “öze dönüş” yaşanmış ve işçi, memur, emekli, öğrenci ile ilgili vaatler verilmiştir.

İkinci önemli uyarı, Ak Parti’nin yolsuzluk iddialarıyla ciddi derecede hesaplaşmaması veya hesaplaştı ise bunu halka anlatamamasıdır. Bu iddialar toplumsal vicdanda bir yaraya neden olmuş ve muhafazakar bazı kesimler tepki olarak 7 Haziranda oy vermemiş veya hiç oy kullanmamıştır. Oysa Ak Parti’nin içinden geldiği Milli Görüş geleneği, 90’lı yıllardaki başarısını “temiz siyaset ve temiz siyasetçi” anlayışına borçludur. “hiç olmazsa yemez” diyerek bu kadrolar iş başına gelmiştir. Bu açıdan Ak Parti’nin, yeni dönemde toplumun vicdanında yara eden bu noktaya özel olarak eğilmesi gerekmektedir.

Üçüncü uyarı Ak Parti’nin “Barış Süreci”nde elini çabuk tutması ve somut adımlar atması yönündedir. HDP’nin 7 Haziran sürecinde bölge halkına bir umut olduğu, ancak bunu gerektiği gibi kullanamadığını gören halk, yeniden Ak Parti’ye yönelmiştir. Ancak kalıcı barışın sağlanmaması durumunda Ak Parti’den umudu kesmesi halinde başka arayışlara yönelmesi mümkündür. Bu yüzden bir an önce somut adımların atılması gerekmektedir. Özellikle “anadilde eğitim” ve “anayasal vatandaşlık” tanımının değiştirilmesi elzemdir. Barış için bölgenin umudu halen Ak Parti’dir.

Dördüncü uyarı, halktaki izlemine göre, Ak Parti kalkınma işini ciddi biçimde gerçekleştirmiştir, ancak adalet kısmı problemlidir. Bir an önce adalete ilişkin mevcut algı, olumlu yönde düzeltilmelidir. Sadakatin önemli olduğu üst kademeler hariç, alt ve orta kademelerde liyakat esas alınmalıdır. Ayrıca objektif kriterler üzerinden atamaların yapılması, “torpil” baskısına uğrayan siyasetçileri de kısmen rahatlatacak ve mevcut kitlelerin niteliklerinin arttırılmasını sağlayacak bir mekanizma da olacaktır. Ayrıca devletin temel nitelikleri arasında yer alan “güvenlik” önemli bir sorun teşkil etmektedir. Hem terör hem de adi suçlar çerçevesinde mevcut hukuk paradigması güvenliği temin edememektedir. Ak Parti döneminde özellikle adi suçlarda bir artış görünmektedir. Bunu engellemeye dönük “yeni bir hukuk paradigması” tartışmaya açılmalıdır.

Beşinci uyarı, Türkiye’deki muhalefet kültürünün yarattığı sorundur. Muhalefetsiz bir iktidar, yeterince iyi işler yapamayacaktır. Türkiye’deki muhalefet kültürünün “toptan redci” mantığına karşı yeni bir muhalefet kültürü geliştirilmelidir. Bu potansiyel, İslamcı çevrelerde güçlü olduğu için İslamcı çevrelerin muhalefet etmelerinin önü tıkanmamalı, özellikle “yapıcı eleştirinin” önü açılmalıdır. Ak Parti’nin yaptığı yanlış olan işlere karşı muhalefeti önce halk yaptı, ancak iktidardan düşmeden bir “şefkat tokadı” şeklinde düşündüğü uyarıda kantarın topuzu kaçınca 5 ay içerisinde yeniden partiye döndü. Ak parti bu süreci iyi okumalı ve özellikle yapıcı muhalefete alan açmalıdır.

Bunların dışında ülkede yaşanan, şu an hissedilmese de önemli olan başka noktalar vardır ve bu sorunlara da el atılmalıdır. Örneğin ülkemizde entelektüel bir kriz yaşanmaktadır. Entelektüel iktidarınızı kuramazsanız geçici bir parti olmanın ötesine geçemezsiniz. Sadece ekonomik göstergelere dayalı bir iktidar, bir gün mutlaka ekonomik sıkıntının yaşanacağı göz önüne alınırsa, yeterli olmayacaktır. Ak Partinin İslamcı kadrolardan oluşan yönetim kademesi, bütün enerjisini siyasete yönelttiği için İslamcılık da bir kriz içerisindedir. İslam dünyasında söz sahibi olmak isteyen bir ülkenin İslam dünyasında tanınan bir entelektüeli ya da Alimi maalesef yoktur. Bu durum ise vizyonunuzu eksik kılacaktır.

SEÇMEN CHP’YE NE SÖYLEDİ?

Daha önceki seçimlerle birlikte düşünüldüğünde bu halkın CHP’ye söylediği çok açık ve nettir: Eğer dini ve toplumsal değerlerimizle barışmazsan iktidar olamazsın. Çünkü CHP tek parti dönemi hariç hiçbir zaman tek başına iktidara gelememiştir. Örneğin bu seçimde vaatlerine bakıldığında eğitimde 8 yıllık kesintisiz eğitimi geri getireceğini vaat ederek, aslında İmam Hatiplerin orta kısmını kapatacağını vaat etmiştir. Niteliği tartışılır olsa bile bu halk İmam-Hatiplere bir değer vermektedir. Siz bu halkın değer verdiği bir unsura tehdit teşkil ettiğiniz sürece, askeri darbe ile yukarıdan atanmadığınız sürece iktidara gelemezsiniz. Bu sadece CHP’nin değil, genel olarak solun problemidir. Sol, tıpkı Latin Amerika örneğinde olduğu gibi din ile barışık bir harekete dönüşürse başarı kazanacaktır.

Ayrıca CHP’nin bir diğer sorunu “inandırıcılık” sorunudur. Faik Tunay’ın da dediği gibi bütün vaatlerde bulunulmasına rağmen 13 yıllık yıpranmış bir iktidarı devirme imkanı olmadan “acaba tek başına mı iktidar olur, yoksa koalisyonla mı gelir” sorusunu tartışıyorsanız, kendinize dönüp, geçmişinizle ciddi bir hesaplaşma içerisine girmeniz gerekir. Girdiği bütün seçimlerden başarı ile çıkan bir iktidar ile baş edebilmek için seçmeni aşağılamak yerine anlamayı denemek, bence CHP için bu seçim sonrası süreçte ciddi bir şekilde değerlendirilmesi gereken bir olgudur.

SEÇMEN MHP’YE NE SÖYLEDİ?

Seçmenin MHP’ye söylediği çok açık ve netti: Devleti tehlikeye düşürecek eylemlerden uzak dur ve kısa süreli iktidar talebin için devleti tehlikeye sokma. MHP tabanı ideolojik bir tabandır. Bu ideolojinin merkezinde ise “Kutsal Devlet” anlayışı yatmaktadır. Yani devletçi bir anlayış hakimdir. Eğer devlet tehlikeye girerse öz kardeşini kurban etmekten çekinmez. 7 Haziran seçimlerinde oy artışı sağlayan MHP tabanı, MHP yönetiminin anlamsız hayırcı tavrını, devletin tehlikeye düşmesi olarak yorumlamış ve Tuğrul Türkeş’in gösterdiği tavrı göstermiştir. Ayrıca MHP gibi ideolojik partilerin tek başına iktidar olmaları genelde sık görülen bir olay olmadığı için, tabanda koalisyon olmak iktidar olmaktır. MHP bu görevden kaçmıştır. Bu sebeple tabandan tepki görmüş ve 7 Haziran seçimlerinde özellikle Ak Parti politikalarına tepki gösteren kesim yeniden Ak Partiye dönmüştür. Bu yüzden MHP’nin de seçim sonuçlarını “kurulan tuzaklara karşı başarı” olarak yorumlaması yerine ciddi bir sorgulama sürecine girmesi gerekmektedir.

SEÇMEN HDP’YE NE SÖYLEDİ?

HDP, 7 Haziran seçimlerinde müthiş bir oy patlaması yaparak nerede ise önceki oy oranını iki katına çıkardı ve 6 milyon civarında bir oy aldı. Bu kadar yüksek oy almasında çeşitli etkenler olsa da bu etkenlerden bir tanesi, ideolojik olarak HDP ile aynı çizgide olmasa da Barış Sürecinin daha sağlıklı işleyeceğine olan muhafazakar kesimin inancıydı. Bu sebeple daha önce Ak Partinin yüksek oy aldığı birçok bölgede HDP öne geçti. Fakat seçim sonuçlarının aşağı yukarı belli olduğu gece saatlerinde Demirtaş’ın zafer konuşmasında “içeride dışarıda Ak Parti ile koalisyon kurmayacağız” açıklaması, sürecin tıkanmasına neden olan etkenler dizisinin ilki oldu. Sonrasında yaşanan silahlı çatışmalar, bölge halkının HDP’den beklentisinin aksine gelişmeleri ortaya çıkardı.

7 Haziran Seçimleri sonrasında “Ak Parti ile koalisyon kurmayacağız” açıklaması ve seçimlerde slogan haline getirilen “seni başkan yaptırmayacağız” söylemi, HDP’nin çözüm sürecini beraber götürdüğü, müzakereleri birlikte yürüttüğü parti ile bir kopuşa neden oldu. Bu durum ise açıkça HDP’nin bu süreçte siyaset üretememesine yol açtı. Öyle ki, Ak Parti ile koalisyon kurmamak, ya ülkeyi hükümetsiz bırakmak veya seçimdeki tek vaadi “çözüm süreci sona ermeli” olan MHP ile koalisyona razı olmak anlamına gelmekteydi. Çünkü başka ihtimal yoktu. Oysa hem koalisyon seçeneği hem de başkanlık sistemini tartışmaya açmaya sıcak baktığını ifade etmek, karşılığında talep edilen haklar için bir pazarlık imkanını ortaya çıkaracaktı. Fakat bu yapılamadı. Ayrıca PKK’nın gölgesinden kurtulamamak da HDP’nin elini zayıflattı. Demirtaş’ın bazı açıklamalarının Kandil’den tekzip yemesi ve buna sessiz kalınması, HDP’nin bağımsız bir siyaset izlemesini engelledi. 7 Haziran seçimlerinde önemli bir yükseliş yakalayan HDP, 5 ay sonra barajı zor geçerek önemli bir oy kaybı yaşadı. Seçmenin HDP’ye mesajı, “ya çözüm sürecinin bir parçası ol ya da desteğimizi geri çekeriz” şeklinde oldu. Yani halk, ülkeyi ve süreci çözümsüzlüğe götüren HDP’ye karşı çözümü tercih etti.

[1] Yrd. Doç. Dr., Muş Alparslan Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here