Resim_1313577506Kapitalizim ve dinden arınmış yapılar fakirlik ve yoksulluğu arttırmaktadır. İslam`daki gerçek kardeşlik hukuku yaşatılmalı. Hayır kurumları, STK`lar desteklenmeli. Zekat müessesesi yaşatılmalı. Aslında en büyük fakirlik ve yoksulluk akıl, fikir ve düşünme yoksunluğudur.

Açlığı öfkeye dönüştürmeden yoksulluğa çözüm bulmalıyız

 Mahmut Balcı / Eğitimci – Yazar

İnsanlığın can yakıcı kadim ve acı hallerinden biri de hiç kuşkusuz İslam`a göre temel ihtiyaçları dışında, zekât verilecek kadar mala sahip olmayan kişinin yaşadığı fakirlik ve hiçbir şeyi bulunmayan kimsenin yaşadığı yoksulluk veya miskinlik halidir.

Yoksulluk, Wikipedia`ya baktığımızda; “Yoksulluk, ülkeden ülkeye veya coğrafyadan coğrafyaya değişik nedenlerle ortaya çıkabilir. Başlıca nedenler arasında çevresel nedenler, ekonomik nedenler, siyasî nedenler ve toplumsal nedenler sayılabilmektedir” şeklinde bir bilgiye rastlarken aslında bu olayın nedenlerinden biri de Allah`ın verdiği nimete ulaşamamak veya o nimeti israf etmekle başlayan bir süreçtir fakirlik ve yoksulluk. İnsanoğlu malı, mülkü ve haz veren şeyleri sever. Bunlardan mahrum kaldığı an yakıcı bir ruh haline yakalanır. Sağa sola saldırır.

Zengin yoksul arasındaki uçurum çok fazla ve gelir dağılım da adaletsiz olunca fakirlik kendiliğinden artar ve sorun olmaya başlar. İnsanları yardım alan durumdan yardım eden konuma yükseltmek gerekir. Fakirlere karşılıksız yardım etmek zamanla onları tembelliğe de götürebilir. Buna karşılık Dünya Bankası ve IMF gibi fakirlere yardım adı altında onlara faizli kredi borcu vermek fakirleri ayrı bir yük altında bırakmak olacaktır. Bu konuda ölçülü olmak gerekiyor. Fakirliği ve yoksulluğu arttıran kuraklık, tabii felaketler karşısında onalar yük getirecek uygulamalar yerine paylaşımda bulunmak gerekir. Sanayileşmeyle birlikte ihmal edilen tarımın canlandırılması gerekir. Çünkü topraktan gelenin direk Allah`tan geldiğine inanmak gerekir.

GELİR DAĞILIMI DENGESİZLİĞİ AZALTILMALI

Fakirlik bir imtihandır derken zenginliğin de bir o kadar ciddi bir imtihan olduğunu vurgulamayız. Fakirlere öğüt verilirken zenginlere aynı nasihatler verilmiyor. Fakir bırakmak bir insanlık suçudur. Bu suçu bir Müslüman`ın işlemesi daha büyük bir acıdır. İslam dünyasında bu suçu işleyen yönetici ve varlıklı konumda olan çok sayıda kişi vardır. Bu suça Müslümanlar`ın hem özel hayatlarında hem de özellikle ramazanlardaki iftar sofralarında rastlıyoruz. Adeta israf sofraları kuruluyor. Yaşamak için yemek yerine yemek için yaşamayı tercih edenlerden farkımız olmuyor. Çok yedirmek çok tüketmek tat verici olsa da çoğu zaman israfa dönüşmekte.

Dindarların işlettiği yemek salonlarında her akşam yüzlerce kilo nimet çöpe atılıyor. Afrika`ya yardım kampanyasının yaşandığı 2011 ramazanında gittiğim bir iftarda sofrada yenilmeyen her şeyin (zeytin, peynir, hurma, bal vs.) masaları bir an önce temizleyip evine gitmek isteyen personel tarafından çöp poşetlerine doldurulduğuna şahit oldum. Bir arkadaşımız `tatlım dursun namazdan sonra yiyeceğim` dediği halde el değmemiş tatlının da çöpe gittiğine şahit olduk. Aynı mekanın 100 metre ilerisinde ise asgari ücretle çalışan fakirlerimiz oturuyor.

ISRAFTAN KAÇINALIM

Lüks semtlerde ve mekanlarda israfa engel olmak ve çöpe giden birçok şeyi geri dönüşüm olarak kurtarmak mümkündür. Bu öneride bulunurken israfçı kişilerin yanlışlarını onaylamak değil Allah`ın insanlığa verdiği ortak nimeti israf etmemeyi ve onlara işin doğrusunu öğretmeyi amaçladığımı bilmenizi isterim. Aslında o şımarıkların kibrini arttırmamak ve onlara güçlü ve haklı olduklarını hissettirmemek için belki de kabul etmemek gerekir.

Allah`tan gelen Fakirlik ve yoksulluğa isyan etmek yerine sabretmek gerekir. Zenginlikte bir sorumluktur. Allah sahip olunan mallardan ihtiyaç sahiplerine vermeyi emrediyor. `Size (tasarruf için) vekâlet verdiği maldan O`nun uğrunda harcayın” (57/Hadîd, 7). “Onlara Allah`ın size verdiği maldan verin” (24/Nûr, 33).

Zenginler hem fakirlerin hem de zenginlerin motor gücüdür. Onlar diğer zenginlerle üretimde rekabet ederken fakirlere de vermede ise adeta yarışırlar. Kuran maun suresinde fakirlik gerçeğinin evrenselliğine işaret ederek zenginlerin fakir ve miskinlere iyilikte bulunurken iyi davranılmasını ve başa kalkmamasını öğütlemektedir.

Fakirlik ve yoksulluk bir kader değil çoğu zaman bir imtihandır. Bu imtihanı hem çalışarak hem de sabrederek geçmek gerekir.

Fakirlik insanları günah işlemeye de düşürebilir. Özellikle bekarların bu konuda daha hassas olmaları gerekir. Allah evlenme çağına gelmiş ancak yoksulluktan dolayı evlenemeyen kimselerin günaha girmemeleri için de öneride bulunur. “Evlenmeye çare bulamayanlar, Allah kendilerini fazl-u kereminden zengin kılıncaya kadar, zinâya karşı iffetlerini korusunlar” (24/Nûr, 33) Allah bunu buyururken zengin Müslümanların paralarını israf etmelerini de istemez. Bir müslümanın `ben zenginliğimi istediğim gibi kullanırım` deme lüksü olamaz. Çünkü bir toplumun sahip olduğu nimetler Allah`ın onlara verdiği bir emanettir. Örneğin su herkesin en temel ihtiyacıdır. İnsanlar susuzluk çekerken zalim bir devlet başkanı veya yüzme meraklısı bir belediye başkanının vatandaşın suyunu kendi köşkünde israf edecek şekilde kullanmasına izin vermemek gerekir. Yağmalama hareketlerini ve bir gecede yerle bir olmuş zenginlikleri görünce zenginliğin hayırlısını ve hayra hizmet eden zenginliğin peşinde olmaya çalışmalıyız.

EN BÜYÜK TEHDİTLERDEN BİRİ: YOKSULLUK

Fakirlik toplumlar için bir tehdit olduğu gibi aynı zamanda bir istismar nedenidir. Bu konu özellikle kurnaz siyasiler tarafından sürekli istismar edilir ve fakirlerin umutları çoğu zaman boşa çıkarılır. Adına `Arap Baharı` denilen Ortadoğu`daki olaylarda bile fakirlik ve yoksulluk bir istismar malzemesi olarak kullanılmakta. Açlığı öfkeye dönüştürmeden fakirlik ve yoksulluğa çözüm bulmak gerekir. Yoksulluğu azaltacak kalıcı önlemler olmalı. Sosyal politikalar geliştirilmeli.

Kapitalizim ve dinden arınmış yapılar fakirlik ve yoksulluğu arttırmaktadır. İslam`daki gerçek kardeşlik hukuku yaşatılmalı. Hayır kurumları, STK`lar desteklenmeli. Zekat müessesesi yaşatılmalı. Aslında en büyük fakirlik ve yoksulluk akıl ve fikir ve düşünme yoksunluğudur. Hem kadim gerçekleri hem de yaşadığımız çelişkileri bizlere gösterecek samimi söylem ve samimi eylemleri selamlıyorum. Bu bağlamda lüks iftarları protesto etmek üzere İstanbul`da lüks otellerin önlerinde sade, helal ve lezzetli nimetlerle iftarını açmak üzere toplanan ve `Alem-i cihanın hakkı için israfta olanı insafa çağırıyoruz. Fildişi kulelerinde iftar yapanların dibine yer sofralarımızı seriyoruz.` diye çağrı yapan nezih bir eyleme imza atan Müslüman kardeşlerimi tebrik ediyorum.

 

Yeni Şafak