Ak parti Türkiye’nin en köklü İslami hareketlerinden Milli görüşten, ayrılan insanların kurdukları bir parti. Her ne kadar partiyi kuran kadro İslamcı olmadıklarını söylese de, milli görüş gömleğini çıkardık dese de, gerek İslami geçmişlerinden, gerekse eşlerinin başörtüsünden dolayı kamuoyunda İslamcı parti olarak biliniyor ve öyle görülüyor.
Milli görüş, geleneksel (Nurculuk, Süleymancılık, Tarikatlar) İslami hareketler içerisinde Kudüs duyarlılığı en fazla olan, İslam birliği idealini dillendiren ve Türkiye Müslümanlarına ciddi anlamda siyasal bilinç kazandıran bir hareket. Amerikan emperyalizmine karşı duyarlı, Nato’ya karşı bir hareket.
Ak parti komşularla sıfır problem ve azami işbirliği politikası ile Milli görüşün İslam birliği idealine ciddi katkılar sunmuştu. Ama Arap baharı ile birlikte, doğru yürütülemeyen Suriye politikasının sonucunda, komşularımızın hepsi ile problemli bir ülke haline geldik. Irak, Suriye, ve İran ilişkilerinde mezhebi bir dil kullanan Ak partiye, Irak ve İran yöneticilerin yanlış politikaları da eklenince, İslam alemi, son dönemlerin en yükselen mezhep ayrışmasını yaşayan bir noktaya geldi. İşte karşılıklı yapılan bu yanlışlardan dolayı Şii dünyada Sünni düşmanlığı, Sünni dünyada Şii düşmanlığı sürekli olarak yükselmeye devam ediyor. Amerika ve İsrail ikilisi bu kazanımı bu kadar ucuz elde edebileceklerini hiç düşünmemişlerdi doğrusu.
Irak merkezi hükümeti ile ilişkilerini Tarık Haşimi koruyuculuğu ile askıya alan, Maliki eleştirilerinde mezhebi bir dil kullanan Ak parti hükümeti, Irak dengeleri içerisinde iktidarını zor koruyan, Kerkük vilayetine ancak ordu desteği ile girebilen Maliki’yi diktatörlükle suçluyor. Diğer yandan Irak Kürdistan’ın hamiliğine soyunan ve kırmızıçizgi olarak ilan ettiği, Kerkük’ten bile vazgeçen, Ak parti hükümetinin Irak politikasını ciddi bir şekilde gözden geçirmesi gerekiyor bence.
Ak parti hükümeti Hamas’a İsrail ile müzakere tavsiye ederken, Suriyeli muhaliflere sürekli direniş ve savaş tavsiye ediyor. Esed’in reformlar konusunu savsakladığını ciddi reformlar yapmadığını söylüyor. Burada sormak gerekiyor, İsrail hala doğu Kudüs’e yeni yerleşim yerleri açarken barışı savsaklamış olmuyor da, Esed Cumhurbaşkanına seçilme süresi ve yeni seçim yasasını çıkardığı halde reformları savsaklamış mı? Oluyor. Bence Ak parti tutarlı bir politika izlenecekse ya Hamas’a direniş tavsiye edip silah verecek, ya Suriye Muhalefetine de müzakere tavsiye edip silah gidişini engelleyecek. Ve Suriye halkının uluslar arası denetime açık özgür seçimlere girerek kendi yöneticilerini seçmeleri için çalışacak. Zalim Esed seçimlere hazır olduğunu söylediğine göre yapılması gereken özgür seçim şartlarını oluşturmaktır. Yoksa Suriye’de akan kandan, Suriye yönetimi ile birlikte bölge ülkeleri de İran’da Türkiye’de sorumlu olacaktır.
Suriye olaylarını dar bir çerçeveden değerlendirmek, olayları doğru algılamamayı beraberinde getirir. İslam tarihinin ilk dönemlerinde üçüncü halife Hz. Osman isyancılar tarafından mazlum bir şekilde şehit edilmişti. İmam Ali’ye dördüncü halife olarak biat edilmişti. Üçüncü Halifenin kanlı gömleği Şam sokaklarında dolaştırılıyordu. Yeni halifenin katilleri cezalandırmadığını söylüyorlardı. Dahası isyancılardan biri olan Muhammed b. Ebubekir, yeni halifenin yakınlarındandı. Olayı bu görünen kısımla değerlendirenler Muaviye’nin askeri olarak Sıffın’da İmam Ali’ye karşı savaştılar. Peygamberimizin asi ve baği diye nitelediği orduya asker oldular. Onun için olayları sadece görünür kısmı ile değil daha geniş perspektiften değerlendirmek gerekiyor.
Bugün yeniden zalim Esed’in kana bulaştırdığı gömlekleri dolaştırıp iç savaşı kışkırtmak ne kadar doğru bir tavır, derinlemesine düşünmek gerekiyor.
Sayın Ali Bulaç beyin sıkça vurguladığı gibi İran ve Türkiye dengeli bir iş birliği ile çözebilecekleri Suriye sorununu, bölgesel hakimiyet kavgası yüzünden içinden çıkılmaz bir noktaya getirdiler. Bu arada olan, mazlum Suriyeli Müslümanlara oluyor. Suriye harabeye dönerken, halk evsiz barksız, per perişan oldu. Türkiye’ye düşen muhalifleri sivil mücadelede tutmak, İran’a düşen ise reformlar konusunda Esed’e baskı yapmaktı.
Bu yapılmadı ve Ak parti Natocu bir parti konumuna geldi. Başbakan Türkiye’de en batıcı başbakanların bile söylemediği şu sözü söyledi. “Türkiye bir Nato toprağıdır.” Nato üyesi olmanın topraklarımızı Nato’ya teslim etmek anlamına geldiğini de böylece öğrenmiş olduk.
Onun için ülkemizi savunma işini de Nato’ya havale ettik. Nato füzelerini ülkemizin dört bir yanına yerleştirmeye başladık. Önce İsrail’in güvenliği için Malatya’ya füze kalkanı yerleştirildi. Sonra Suriye bahanesi ile Patriot füzeleri Gaziantep, Kahramanmaraş, Adana gibi illerimize yerleştirilecek.
Eğer ülkemizi savunacak füzelere ihtiyacımız varsa yapılması gereken, yapabiliyorsak bu füzeleri kendimiz yapmak, yapamıyorsak bunları satın almaktı, Nato füzelerini getirip ülkemize yerleştirmek değil. Patriot füzelerinin ülkenin savunması için gerekli olduğunu söyleyenler, bu füzeleri acaba İsrail’e karşı kullanabilecekler mi? Kullanamayacaksak ki kullanamayacağız, o zaman bu durum bizim tek düşmanımızın İran ve Suriye olduğu anlamına mı geliyor?  İsrail ile en kötü olduğumuz dönemlerde bile ticaret hacmimizi arttıra bildiğimize göre ve İsrail’e karşı silahlanma ihtiyacı duymadığımıza göre, dahası Nato da ki İsrail vetomuzu kaldırma sürecine girdiğimize göre İsrail’i düşman olarak görmüyoruz demektir.
Amerika’nın Ortadoğu politikasının temelini, İsrail’in güvenliği oluşturduğunu herkes biliyor. Ve Amerika’nın emperyalist politikalarla dünya halkları üzerinde hakimiyet kurmaya çalıştığını da biliyoruz. Yine Amerikan politikalarının İslam ülkelerine kan gözyaşı ve zulüm getirdiğini de biliyoruz.
Dün Amerika karşıtı olan İslamcıların bugün Ak parti ile birlikte evrildiklerini, patriot füzelerinin ülkemize yerleştirilmesini savunduklarını hayretler içerisinde görüyoruz. Dün Afganistan, Irak müdahalesine, İslam ülkelerindeki Amerika askeri üstlerine karşı eylem yapan İslamcılarımız, bugün Nato füzelerini, savunur hale geldiler. Patriotlarla birlikte ülkemize yerleşen Amerika askerleri her geçen gün artıyor. Kahramanmaraş’a yerleştirilecek olan patriotlarla birlikte, 400 Amerika askeri Kahramanmaraş’a yerleşiyor. Gaziantep ve Adana’ya yerleşecek Amerikan askerleri sanıyorum Kahramanmaraş’tan daha fazla olur.
Artık Ak parti ile birlikte İslamcılarımız Amerika Askerlerinin ülkemizde bulunmasından, ülkemizdeki Amerikan üstlerinden rahatsız değiller. Kamuoyu yoklamaları Ak parti döneminde siyasi duruşunu şeriatçı olarak nitelendirenlerde ciddi düşüşler olduğunu gösteriyor. Bir kısım İslamcılar artık İslamcı olmaktan vazgeçerken, hala İslamcı olduklarını söyleyenlerde, Ak parti ile birlikte Nato füzelerini savunmaya başladılar. Suriye olayları ile birlikte İslamcılarda ciddi anlamda İran düşmanlığı hatta Şii düşmanlığı artmaya başladı. Ilımlı ve radikal İslamcılarımız Nato füzelerini savunma, ve Şii düşmanlığı noktasında birleşmiş bulunuyorlar. Ak partinin İslamcılarımıza kazandırdığı en önemli özellik ılımlı İslamcılarla radikalleri aynı noktada buluşturmak olsa gerek.
Elbette ülkemizde artan İran ve Şia düşmanlığında İran’ın devlet olarak yaptığı yanlışların ciddi katkısı olabilir. Ama bu yanlışlardan bir İran düşmanlığı, bir Şii düşmanlığı üretmek Müslümanların hayrına gözükmüyor. Bana göre Türkiye Müslümanlarına düşen İran’ın yanlışlarını değil, Türkiye’nin yanlışlarını konuşmak, İran Müslümanlarına düşende, Türkiye’nin değil İran’ın yanlışlarını konuşmak olmalı. O zaman belki yöneticilerimizi yanlış yapmaktan alıkoyar iyiliğe güzelliğe kardeşliğe yönlendirebiliriz.