“Andımız’ adlı metin Irkçı zihniyetin bir tezahürüdür”

Danıştay 8’inci Dairesi’nin, “Öğrenci Andı”nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etmesine tepkiler çığ gibi sürüyor.

Danıştay 8’inci Dairesi’nin, “Öğrenci Andı”nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etmesine tepkiler çığ gibi sürüyor. Danıştay’ın “Öğrenci Andı” kararına sert tepki gösteren İmam Hatipliler Derneği (ÖNDER) Gaziantep Şube Başkanı Dr. Yemliha Aksoy, “Andımız” adlı metnin tekrar gündeme getirilmesinin asla kesinlikle kabul edilemez olduğunu belirtti.“Andımız’ adlı metin, Reşit Galip gibi ve ona benzer ırkçı zihniyetin bir tezahürüdür” diyen Aksoy, “80-90 yıldır farklı etnik kimliklere mensup vatandaşlarımızın, onların çocuklarına da okutulması onlar nezdinde kendine göre bir takım tahribat söz konusu. Bu çok kabul edilebilir bir durum değil. Kimisi ırki bazlı Kürtçülüğü ve kimisi de Türkçülüğü savunmak suretiyle acaba ülkemizde huzur ve refah ortamını bozmaya yönelik bir girişimde mi bulunuyorlar mı diye de aklımıza gelmiyor değil” ifadelerini kullandı.

Çünkü ülkemizin 81 milyon vatandaşın büyük bir kısmı Türk kökenli de olsa azımsanmayacak bir kısmı Kürt, Arap, Çerkez, ve Laz kökenli kardeşlerimiz tarafından oluşmaktadır ve şimdi bizim o zaman ortak değerimizin ne olduğu sorusu ortaya çıkıyor.

İmam Hatipliler Derneği (ÖNDER) Gaziantep Şube Başkanı Dr. Yemliha Aksoy, Danıştay 8’inci Dairesi’nin “öğrenci andı” kararına ilişkin İLKHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

Irkçılık eseri olan “Öğrenci Andı” adlı metnin dayatılmasının doğru olmadığını ifade eden Aksoy, söz konusu bu metnin Türkçe ezan zulmünün mimarlarından olan Reşit Galip’in ve ona benzer ırkçı zihniyetin bir tezahürü olduğunu belirtti.

“Andımız’ adlı metin, Reşit Galip gibi ve ona benzer ırkçı zihniyetin bir tezahürüdür”

Aksoy, ezanın Türkçeleştirilmesi ve “Öğrenci Andı” adlı metnin dayatılmasının Reşit Galip ve onun gibi ırkçı zihniyetin bir tezahürü olduğunu belirterek “Andımız denen metnin neden kaldırıldı, kaldırılmasaydı olmaz mıydı? Bir diğeri ise Danıştay 8’inci Dairesi yönüyle bu olayı değerlendiriyorum. Andımız metni 1933 yılında Reşit Galip adlı bir sözde bilim adamının yazmış olduğu ve hizmete teklif etmiş olduğu bir metindir. Biz bu Reşit Galip’i birde ezanın Türkçeleştirilmesi ile ilgili hadiseden de tanıyoruz ve ezanın Türkçeleştirilmesinin mimarlarından bir tanesi olarak biliyoruz. Gerek ezanın Türkçeleştirilmesi gerek ‘andımız’ adlı metnin bir şekilde dayatılması maalesef aslında tamamen Reşit Galip gibi ve ona benzer ırkçı zihniyetin bir tezahürüdür.”dedi.

“Andımız” adlı metnin tekrar gündeme getirilmesi kesinlikle kabul edilemez”

“Andımız” adlı metnin tekrar gündeme getirilmesinin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ifade eden Aksoy, “Şimdi olaya şu yönüyle bakmak lazım. ‘Andımız’ adlı metni her sabah, sabahın erken saatinde yağmur, çamur, güneş demeden çocuklarımıza bu andımızın okutulmasını 80-90 yıldır ortaya koyduğu çok bir verimin olmadığını görmekteyiz. Çocuklarımıza kazandırdığı gerek aidiyet konusunda olsun ve gerekse milli ve manevi değerlerin kazanımının kolaylaştırılması noktasında olsun ortaya verimli bir sonuç çıkarmadığını görüyoruz. 80-90 yıldır farklı etnik kimliklere mensup vatandaşlarımızın, onların çocuklarına da okutulması onlar nezdinde kendine göre bir takım tahribat söz konusu. Bu çok kabul edilebilir bir durum değil. Çünkü ‘Türk’ kelimesi ve ‘Ne mutlu türküm diyene’ adlı cümlenin aslında belki bir üst aidiyeti temsil ediyor olmasına rağmen gerek çocuklarımız ve gerekse de onların aileleri tarafından bunun bir üst aidiyet olarak değil de bir ırkın kutsanmasına dair bir ifade, anlam taşıdığını biliyor olmaları ya da bir üst aidiyet kimliğini ifade olduğunu bilmemeleri aslında toplumda bir takım huzursuzlukların da doğmasına sebep oluyor.”ifadelerini kullandı.

“Öğrenci andı PKK’nın militan kazanmasının bir sebebi haline gelmiştir”

Aksoy, “Yine biliyorsunuz ki 30-40 yıldır bizim ülkemizin devletimizin ve milletimizin enerjisini alan ve meşgul eden bir bölücü terör örgütü mevcut ve bölücü terör örgütü kendi argümanlarını ırki temeller üzerine bina etmiştir. Temelde marksist ideolojiyi benimsemiş olmasına rağmen Müslüman halkımıza daha şirin görünmek adına Kürt halkının haklı haklarını savunma adına da bir argüman üretmiştir. Bu argümanı üretirken de biz öyle tahmin ediyoruz ki her sabah çocuklarımıza okutulan ve aslında belki de işaret ettiği mana ırki mana olmasa da o kesimlerce ırki mana olarak değerlendirilip argümanlarını devletin bir dayatması olarak göstermek suretiyle militan devşirmiştir. Militan kazanmanın bir sebebi haline gelmiştir. Bu nedenle biz aslında bu ‘Andımız’ın kalkmasının toplumdaki daha önceden var olan huzursuzlukların bir anda kalktığını hissetmiştik ve görmüştük.”şeklinde konuştu.

Danıştay 8’inci dairesinin aldığı bu kararın anayasaya aykırı olduğunu belirten Aksoy, “Danıştay 8’inci dairesinin böyle bir kararı alması beraberinde ise bu sancıyı ve gerilimi de tekrar gündeme çıkardığını düşünüyoruz. Şimdi burada, Danıştay 8’inci Dairesi’nin durumunu da değerlendirmek lazım. Bu husus gündeme geldiğinde biz hukukçularla da konuyu görüştüğümüzde aslında kanuna ve hukuka aykırılık yönüyle değerlendirilmesi gereken bu konunun aslında yerindelik denetimi yapmak suretiyle Danıştay 8’inci Dairesinin kendisini idarenin yerine koymuş olduğunu tespit ettiklerini söylediler. Yani aslında idarenin tasarrufunu görmezden gelmiş olmaları yine bu karar ile ortaya çıkmış oluyor. Bir de bunun üzerine idarenin yerine kendisine koymuş oluyorlar. Böylece hem anayasaya ve hem de yasaya aykırı bir tutum ve davranışa girmiş, karar vermiş oluyorlar. Buda tabi ki acı bir durumdur.”diye konuştu.

“Öğrenci Andı”nın eğitim ve öğretim yönüyle çocuklara kazandırdığı bir söz durumun olmadığını ifade eden Aksoy, “Kimisi ırki bazlı Kürtçülüğü ve kimisi de Türkçülüğü savunmak suretiyle acaba ülkemizde huzur ve refah ortamını bozmaya yönelik bir girişimde mi bulunuyorlar mı diye de aklımıza gelmiyor değil. Çünkü ülkemizin 81 milyon vatandaşın büyük bir kısmı Türk kökenli de olsa azımsanmayacak bir kısmı Kürt, Arap, Çerkez, ve Laz kökenli kardeşlerimiz tarafından oluşmaktadır ve şimdi bizim o zaman ortak değerimizin ne olduğu sorusu ortaya çıkıyor. Bizim değerlerimiz 81 milyonun ortak malıdır. Bizi bir araya getiren çimento vazifesi gören değerlerimizdir. Değerlerimizin de başında din, vatan, bayrak, devlet birliğinin gelmesi söz konusudur. Ama bunun haricindeki diğer unsurların teferruat olduğunu görerek aslında odaklanmamız gereken hususlara odaklanmamızı, teferruatlar üzerinden de çok fazla durmaksızın kaşıyanlara fırsat vermeksizin yolumuza devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum.”diye belirtti.

“Irk ile milleti birbirine karıştırmamak gerekiyor”

Danıştay 8’inci Dairesi’nin, ilköğretim okullarında uygulanan “Öğrenci Andı”nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etmesi yanlışından dönmesi gerektiğini belirten Aksoy, şunları söyledi:

“Biz de umuyoruz ki ve inşallah öyle olur. Danıştay’ın almış olduğu bu karar tekrar bozulur. Yine daha önceki huzur, sükunet ortamına inşallah tekrar kavuşmuş oluruz. Bir takım kesimlerin ırki düşünceleri ve saplantıları da tekrar gündeme gelmez. Bunu Türk veya Kürt anlamında söylemiyorum. Bir hastalık olarak söylüyorum. Irkı ile ortaya çıkan ve onu önceleyen anlayışı Peygamber Efendimiz ‘Hastalıklı bir ruh hali olarak’ ifade etmektedir. Yine Peygamber Efendimiz ‘Yoksa kişi milletini sevmekle kınanamaz’ Bir ırka mensubiyet ayrıdır. Irkı da milletten ayırmak gerekiyor. Irk ile milleti birbirine karıştırmamak gerekiyor. Irk belli bir etnik kimliği ifade ederken millet bununla birlikte bir anlayış, dünya görüşünü ifade eden bir kavramdır. Biz ırki hastalıkların, temayüllerin ve saplantıların gündemde olmayan bir Türkiye’nin özlem içerisindeyiz.”

Hükümete seslenen Aksoy, “Keşke bu husus ile ilgili bir kanun çıkartılmış olsaydı ve hükümette bunu kanun ile teminat altına almış olsaydı. Çünkü her gelecek hükümet böyle sağduyulu olmayabilir. Onun için bence her iki tarafında ve anlayışında gerek Kürd gerekse Türk milliyetçiliğini yani bunu hastalıklı bir ruh hali ile savunan her iki kesimin de taarruzlarını boşa çıkarmak adına sadece andımızı da değil, bununla birlikte başörtüsü meselesi, imam hatiplerin üniversite ile alakalı durumları, katsayı da olsun keşke bunlar yönetmeliklerden ziyade kanunla güvence altına alınsaydı. Çünkü bu yönetmelikleri bir başka hükümet gelip değiştirebilir. Oysa bu kanun ile teminat altına alınsa bunun bir garantisi olmuş olur.”dedi.

İLKHA