Her şey kendiliğinden bir akşam bir sohbet ortamında gelişti.
Güzel bir Antep akşamında…
Bu şehri konuşuyorduk aramızda.
Bu şehri ve bu şehrin güzelliklerini…
Bu şehrin tarihini…
Bu şehrin insanını…
Bu şehrin kültürünü…
Bu şehrin mimarisini…
Bu şehrin alimlerini…
Bu şehrin havasını…
Bu şehrin suyunu…
Vesselam bu şehrin her şeyini…
Hepimiz hemfikirdik: “Bu şehirde yaşamak güzel bir şeydi.”
Bu şehre ait olmak…
Bu şehirli olmak…
Güzel bir şeydi.
Bu şehri sevmek güzel bir şeydi.
O zaman bu şehre karşı sorumlu olmak gerekti.
Duyarlı olmak gerekti.
Bu şehri korumak, kollamak, sahip çıkmak gerekti.
Belki çok şey yapamazdık.
Ama bir şeyler yapabileceğimizin de farkındaydık.
Mesela, bu şehrin dili olabilirdik.
Bu şehrin insanının…
Bu şehrin kültürünün…
Bu şehrin tarihinin dili olabilirdik.
Bu şehir “Bizim” diyebilirdik.
Bu şehir “Bizim kimliğimizin bir parçası” diyebilirdik.
Bu şehir, tıpkı Mekke gibi..
Tıpkı Medine gibi…
Tıpkı Kudüs gibi…
Tıpkı Şam gibi…
Tıpkı Halep gibi…
Tıpı İstanbul, tıpkı Konya, tıpkı Kayseri gibi…
Tıpkı Bağdat, tıpkı Basra gibi…
Tıpkı Buhara, tıpkı Semerkand gibi…
Tıpkı Kum, tıpkı Kahire gibi…
Tıpkı Endülüs gibi “Bizim medeniyetimizin bir parçası” diyebilirdik.
Bu şehrin gören gözü…
Bu şehrin konuşan dili…
Bu şehrin çarpan kalbi…
Bu şehrin seven gönlü olabilirdik.
Olabilir miydik gerçekten?
Olabiliriz”, diye düşündük
Olabiliriz” dedi herkes…
Osman, Mehmet Abi, Ramazan, Ali, Yaşar, Rüstem, Fatih, Adil, Mehmet Ali, Bülent, Ahmet ve diğer arkadaşlar…
 *  *  *

Ve ANTEP PRESS böyle başladı…

Böyle “Merhaba” dedik, bu şehre.
Bu şehre, yani Gaziantep’e…
Ve tabi siz Gazianteplilere…
İçerideki ve dışarıdaki…
Tüm hemşehrilerimize…
ANTEP PRESS ile…
Yani…
Gaziantep’in gerçek gündemi” ile…

26.10.2009