Bu kelimeyi niye seçtiğimi bilmiyorum. Ama herhalde konunun zorluğuna ve içinden çıkılmazlığına delalet etmiş olacak.


Son günlerde önümüzdeki seçimlere yönelik aday adaylarının isimleri gündeme gelmeye başladı. Hemen her partiden ilginç isimler yeni dönemde “hizmet” aşkı ve şevkiyle milletvekili olmak için mücadele edecekler.  Önceki dönem milletvekilleri de aslında memlekete ne kadar düşkün olduklarını ispatlamak için çaba gösterecekler.(Buna en iyi örnek olarak haber sitemize de konu olan  bir bayan milletvekilinin faaliyetlerini sayabiliriz!)

Öncelikle belirtmek gerekir ki , zemini sağlam olmayan siyaset ortamında meydana gelen diyaloglar, ilişki biçimleri ve  resmi süreçler sakin ve dengeli bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde , çoğumuzun hoşuna gitmeyecek şeyler barındırır. Başka bir ifadeyle siyaset ortamı normal zamanda yapmaktan çekinip eleştirdiğimiz birçok davranışı normal karşılamamızı “sağlayan” ilginç bir yapıya sahiptir.

Parti içi süreçleri derinlemesine analiz edecek değilim ancak birebir karşılaştığımız ya da takip ettiğimiz olaylar çerçevesinden değerlendirdiğimiz de özellikle Gaziantep adına söylenecek çok şey var. Öncelikle aday adaylarının ister partiler tarafından ister adayın bizzat kendisi tarafından tercih edilme süreci gerçekten kaygı vericidir. Örneğin bir aşiret ya da kalabalık bir akraba topluluğunun ileri gelenlerinden biri, ya da bir sivil toplum örgütü sözcüsü ya da şube başkanı veyahut  da bir cemaat   içerisinden bu işlere yatkın şahsiyetler siyaset noktasında aday gösterilebiliyorlar. Ancak bu noktada gözden kaçan en önemli nokta hali hazırda temsil edilen toplumsal yapı, cemaat ya da stknın içerisindeki herkesin bu durumu gerçek anlamda kabullenip kabullenmediğidir. Yani içinde bulunulan ortam acaba siyasete sıçrama tahtası gibi mi düşünülmektedir?  O yapının içindeki herkes bu durumu içtenlikle kabul etmiş midir ? Ya da akrabalık bağlarının kuvvetli olduğu bir gruptan aday çıkartıldığında o akraba grubunun o adayın seçilmesinden sonra ne gibi çıkarları olacaktır ? Veyahut çıkarı olmak da ne demektir ? Siyaset neden böyle bir çıkar dengesi üzerine bina edilmeye çalışılmıştır hep? Yine yıllarca televizyon ve gazetelerde sürekli açıklama yapan bir şahsiyeti aniden bir siyasi partinin vizyonunda görmek ne kadar hoş bir duruma tekabül edebilir ki!

Bir işi iyi yapmak , milletvekili olabilmenin gerek ve yeter şartı mıdır?O adaya destek verecek olanlar adayın nesine destek vermektedirler acaba. Aday seçildiğinde desteklemeleri karşılığında birşey beklemekte midirler? En son AKP ye bin kişiyle geçmek isteyen şahsiyeti düşündüm mesela. O bin kişi sessiz sedasız ve talepsiz mi gelmektedir o partinin içine? Ciddiyetle düşünülmesi gereken sorular bunlar.

Geçen seçimlerde benim kızım evde ağlıyo deyip de seçim çalışmalarına gelemeyen amma sonuçta süresi dolduğunda aslanlar gibi milletvekili emeklisi olacak vekilimizin de durumu konuyla çok ilgisiz değil.  Şehirlerine ara sıra uğrayan ve hiçbir konuda hiçbir ses vermeyen vekiller mi daha ciddi tehlikedir yoksa seçimler yaklaşırken halka yakın gözükelim modlarına girerek Serinevler TOKİ`deki problemleri “sayın başbakana soruyorum” nezaket cümleleriyle süsleyen muhalefet partisi vekilleri mi ?

Etnik temelde siyaset yapan bir parti lideri de Antep`i sildiğini söyleyince , teşkilatın neredeyse tamamı istifa etmiş. Üstelik bu partinin bir de vekili var şehrimizden..Bu parti şehrimize ne verebilir? Bu şehir adına ne söyleyebilir, ne üretebilir?

Oy beklediği vatandaşı genellikle sokağa döken ama o vatandaşın sorgulama hakkını ya da farklı düşünme hakkını elinden alan , kendi gettolarından dışarıya adam çıkarmayan başka etnik temelli siyaset yapan partiler nasıl aday gösterecekler? Kendilerinden olmadığını düşündükleri diğer(!) vatandaşlar için söyleyecek sözleri olacak mı ?

Sorular , sorular sorular… Aday Adaylığı süreçleri, Aday tercihleri, adayların bağlantıları , arkasından gelen destekçileri vb. Birazcık içine girince dengenizin bozulması muhtemel ama bu ülkede siyaset dediğimiz şey bunlarla yürüyor maalesef. Belki de nasılsanız öyle yönetilirsiniz hadisi tam da bu noktada bir gerçeği hatırlatıyor…. Ya da Ra`d suresi 11 de geçen  “kendi durumunuz değişmedikçe” ifadesi…

Vizyonu olan,  algıları ve olguları birbirine karıştırmayan, onun bunun adamı olmayan, gerçekten hizmet etmeyi ve birşeyler üretmeyi ilke edinen sivil, tarafı olan ama adil,  hakka hukuka riayet eden,  kodamanların , rantiyecilerin değil garibanın ve kendisinden hizmet bekleyen vatandaşın dostu olan bir milletvekili görmek bu ahval ve şeraitte mümkün gözükmüyor. Yine birileri öne sürülecek, listeler dolaşacak , hangi büyük işadamı kimi önerecek,  sırf akrabalık bağı var diye köyler ziyaret edilip oylar istenecek, delegeler, bilmem kimin adamları vesaire ile hepimiz demokratik hakkımızı hiç de demokratik olmayan süreçleri onaylamak için kullanmış olacağız veya kullanmayacağız.

Bu tehlike, temelden gerçekleşmesi gereken değişikliklere dair hakikatli söylemler ve buna uygun siyaset yapma süreçleri oluşturulmadığı sürece devam edecektir. Sorumluluk alma noktasında bulunanlar bu zihniyeti sarsamazlarsa sadece renk değiştiren bir yapıyla yönetilmekten başka birşey göremeyeceklerdir.  Takım tutar gibi yapılan siyaset te ancak renkleri kavga ettiren bir zihniyetin eseri olarak yaşamaya devam edecek. Sadece iktidarın renginin değişmesi de sistemin devamlılığına katkı sağlayacaktır.

02.02.2011