Anteppress’de ilkyazımın yayınlanmasının üzerinden tam iki yıl geçmiş.
“Devrilen Umutlar” başlığıyla kültür sanat sayfasında yayınlanan ilkyazımızdan sonra “İyi şeyler yapalım” başlıklı yazımızla,  “Yazarlarımız” bölümünde devam ettim yazılarımıza.
 
Öncelikle; öylesine yazmaya çalıştığım bu yazıları ciddiye alıp köşeye taşıyan değerli hocam Mustafa Yıldız’a; hassaten ise yazılar yayınlandıktan sonra her zaman ilk tepkiyi veren, beni değerli eleştirileri ve tavsiyeleri ile yönlendiren ağabeyim Osman İslamoğlu’na tüm samimiyetimle teşekkür ediyorum.
 
Kimi zaman yerel bir haber sitesinde yazıyor olmanın getirdiği konu kısırlığını yaşasak da bu zamanla hayırlara vesile oldu Hamdolsun.
Günlük hayat içerisindeki baktığımız ama göremediğimiz değerleri düşürdü kelimelerimize. Hayatın içindeki kaybedilmiş yanımızı hatırlattı. Sade kalan “değer”lerimizi fark ettirdi. Zamanın çarkına kendini kaptırmamış, değişmemiş, özde kalmış, özünde durabilmiş sıradanlarımızı! biraz daha yakından görmemizi sağladı.
Formatlanmış hayatlar yaşayan bizlerin ötesinde “bozulmamış yaşamları” daha iyi fark etmemizi sağladı.
 
İnsan yazacaksa “değer”lerini yazmalıydı. Yazının şahitliği yarına taşıyacaksa kelimeleri bu, ücra yerlerimize düşmüş değerler olmalıydı. Bunu yaza bildik mi bilmem ama yazmaya çalışırken öğrendiklerimiz içerimize acayip iyi gelen şeylerdi doğrusu.
 
Bu süreç içerisinde şahit olduğumuz çok güzel şeyler oldu Hamdolsun. Kimi zaman hiç tanımadığımız, yüreği yüreğimize benzeyen kardeşlerimle tanıştık ve onların duasını aldık
 
Bazen yazımızı tevâfuken okuyan bir dostumuz aradı bizi Antalyalardan. Yıllar önce İslâhiye sanayi sitesinde tanıştığımız, beraber Hürriyet Mahallesinin futbol takımında oynadığımız İrfan ağabeyimizdi bu. Öylesine gezinirken internette yine mahallelisi olan “Çaycı Mehmet” kardeşimizin yazısını nasıl gözyaşları arasında okuduğunu ve o güzel günleri hatırladığını anlattı bizlere.
 
Yine her hafta takıldığı internet cafe de “İslâhiye’nin Durakları” yazısını okuyup, İslâhiye’nin Semerkand durağını, yazımızdaki tarife göre arayıp bulan ve yazımızda anlatmaya çalıştığımız Mustafa ağabeyimizin ellerine sarılıp ağlayan hiç tanımadığımız asker kardeşimize vesile oldu yazdıklarımız.
 
Eskişehirli asker kardeşimizi anlattığımız “Bir Garip Adam” yazımızı, memleketinde okuyan çocuk esirgeme yurdunda ki arkadaşları, yazıyı okuyamayıp yarıda bıraktıklarını titreyen sesleriyle anlattıklarını duyduk kardeşimizden. Dergâhtaki ağabeylerinin okuyup gözlerinin nemlendiğini sonra…
 
Kendisi ile ilğili yazılan “İsmiyle Müsemma Birisi”başlıklı yazımızı okuyan Mustafa Şekeroğlu ağabeyimiz, bir kenara çekip beni “Elli yaşında ki adamı ağlatmaya utanmıyor musun” diye gözleri dolu ince sitemini gördük sonra…
 
Ebu Zer Dayı’yı bilen kardeşlerimiz, O’nu anlatmaya çalıştığımız yazıdan sonra, ona karşı bakışlarının daha farklı olduğundan bahsetti ve bulundukları şehirlerde gezdikleri ortamlarda boynu bükük, garip ya da kendi halinde bir yüreği güzel gördüklerinde akıllarına bizim geliyor olmamız “O’da görseydi bunu da yazardı” diye düşlemeleri bile burada bulunmamıza, bir şeyler yazmaya çalışmamıza değer şeylerdi doğrusu.
 
Sonra “Ali Emmi Hac’dan Geldi” yazısını okuyan kardeşlerim Ali Emmi’yi sordular, tanıdılar selam gönderdiler benimle. Kimisi evine gidip görmek istedi, dua etti oğlu Süleyman ve kızı Emine’ye.
“Dilenci Fatma Teyze” ile ilgili yazımızı okuyan kardeşlerimiz, kapılarına gelen dilencilere artık daha farklı gözlerle baktıklarını anlattılar bizlere.
 
 
“Molla İbrahim Müteharrika” ile ilgili yazımızdan sonra bizleri arayıp ona olan kin ve öfkesini bizlerle paylaşan kardeşlerimiz oldu! Ayrıca bu hayali kahramanımıza benzeyen birilerinin bizim şehre geldiğini ve onu gördüklerini söyleyen kardeşlerimiz de!
 
Yazıları okuyup üşenmeden yorumlayan kardeşlerimizin inkâr edilmez faydaları oldu bizlere. Yayınlanan yazılarımızın, uçurum kenarlarından boşluklara bırakılmadığını, yankı olarak verdikleri değerli yorumlarıyla daha iyi hissettik.
 
Elbet bunlar, okuduklarına kayıtsız kalmayan kardeşlerimin tepkileriydi, Okuyup sessiz kalan okurlarımızın düşünceleri ve eğer varsa yazılarımızın yaşamlarına yansıması ise bir muamma.
 
Bu işten ücret alıyor musun?  diye soruyor bazı arkadaşlar! Evet alıyorum. Çaycı Mehmet’ten arada bir çay, Şekeroğlu’ndan neskafe ve tanımadığım bilmediğim güzel yüreklerden epeyce dua. Allah bereket versin geçinip gidiyoruz işte…
 

05.10.2011