Yolun kenarına iyice yanaştırılmış ve ön sağ tekerinin havası inmiş bir şekilde öylece duruyor.
Terk edilmiş bir ev, bir mekân, bir yaşam gibi.
Bir zamanlar üzerindeki en ufak toz parçasına bile tahammül edilmeyen o mavi kaportası, şimdilerde kuş pislikleri içinde.
Mahalledeki çocukların dokunmaya korktuğu, gizli gizli haylaz bakışlarını düzelttikleri dikiz aynaları kendisinden geçmiş, rüzgârı kesilmiş bir bayrak gibi dingin.
Gözleri aracın, farları; sönmüş. Işıkları borçlarından dolayı kesilmiş bir evin yetimliğinde.
Uzun hortumlar ile taşınmış suların şırıltıları altındaki o parlayan rengi, bir zamanların kirpikleri ıslanan çocuk bakışı tadındayken, şimdilerde uzaklardan kısık sesle duyulan bir türkü havasında öylece duruyor briket örülü duvarın hemen yamacında.
 Briketler sıvasız ve düzensiz örülmüş, aralarındaki harçları taşmış ve kuru.
Yoldan geçenlere engel olmasın diye iyice yanaştırılmış kenara. Yolun en sağında.
Çalışır, yani canlı haldeyken de yolun sağında yol alır ve yolun kendisine ait olduğunun bilincindeymiş gibi ağır ağır süzülürdü kaçamadığı çukur yollardan. Önünde olanlara, ardından gelip onu sıkıştıranlara tüm cakasıyla çalardı kornasını. Toprak yollardaki patinajları tekerlerinin dişlilerini öldürme pahasına afilliydi ve ardı toz toprak…
Onun gelişini gören çocuklar, en çok da çocuklar kaçışırdı önünden, tıpkı bir çocuk gibi; yolun en sağındakiler en soluna, solundakiler en sağına. Gergin frenleri bir mesajın, ardından aniden açılan kapısı sert ve kızgın kelimelerin habercisi olurdu.
Çamurluğunda birikmiş kuru çamurlar var. Ağırlaşmış ve altındaki rengi belirsiz.
Plakası aracın; kimliği, kim olduğu, adı, namı her şeyi yoldan geçen diğer araçların sıçrattığı çamurlar ile belirsiz hale gelmiş. Adı silinmiş, namı silinmiş, belirsiz olmuş kim olduğu…
Etrafında kimseler kalmamış. Bir tek, uzaklardaki çocukların mahalle arası maçlarından seken toplar sıçrayıp geliyor arka tekerlerinin arasına. Hiç korkmuyor çocuklar ondan, aniden çalışır da, altındaki topu çıkarırken bizlere zarar verir diye. Artık hiç kimse korkmuyor, görmüyor, duymuyor onu.
Çalışır haldeyken onunla; modeliyle, koltuk kılıfı ve egzoz borusuyla bile herkes ilgilenir, yapmacık da olsa meraklı sorular sorulur, anlamış gibi yapılır ve hızlı bir şekilde inip kalkardı kafalar.
Şimdi o yenilmiş bir ordu gibi.
Aracın içindeki dikiz aynasına takılı kalmış doksan dokuzluk tespih bile hiç sallanmıyor, kendinden habersiz.
Şoför mahalli boşalınca aracın, geri kalan her şeyi de terk etmiş onu.
İşte bu aracın sahibi ölmüş, tıpkı kendisi gibi.
Ve arabanın arka camında  ‘hüve`l baki!’ yazısını okuyorum, yazmadığı halde.

15.05.2013