Zulüme uğrayanlar zulmederse zulm hakkında konuşmanın manası kalmaz…


Kaç gündür Taksimde başlayan bir tepkinin Gaziantep dahil birçok ildeki yansımaları üzerine konuşuyoruz. Hatta konuşmak kelimesi yaptığımız şeye tam da tekabül etmiyor. Sosyal medya mücahitliği diye bir tanımlama yapılsa çok da yanlış olmaz. En başta bir parktaki ağaçların kesilmesine karşı olduğu söylenen sonradan hep bir ağızdan asıl amacının bu olmadığı belirtilen eylemin en can alıcı noktası polisin sabahın beşinde yaptığı baskın….

Baskının şiddetli olması ve olayın sosyal medyadan çok çabuk bir şekilde yayılması toplumun hemen her kesiminde yankı buldu. Polisin ya da devletin biber gazı çılgınlığı, herkes tarafından eleştirilirken , geçtiğimiz hafta bugün geri çekilmeyle birlikte bir rahatlama yaşanacağı düşünüldü. Ancak tam bu esnada polis şiddetine karşı gösterilen ortak vicdani tepkiyi iyi analiz eden zinde güçler meseleyi başka bir tarafa evirmek için harekete geçti. Birdenbire herşehir de Cumhuriyeti geri alma, AK Partiyi devirme, niyetiyle birçok insan sokaklarda eylem yaptı.

Elbette insanların kendilerince haklı saydıkları bir konuda eylem yapmasına kimse birşey diyemez. Ancak eylemlerin gidişatı, eylemcilerin yaptıkları ve söylemleri, eyleme destek veren dış basın ve sermaye ilişkilerine bakıldığında , fırsattan istifade seçimle gelmiş bir iktidarı devirme hayali ile karşı karşıya bıraktı bizleri…

Olayın analiz edilmesi gereken çok yönü olsa da , hem Taksimde kendi bakış açılarına göre eyleme başlayan grupların aklıselimi , hem de eylemde olmayan vatandaşların sabrı daha büyük olayların olmasını  engelledi diye düşünüyorum. En azından hem devlet hem eylemciler şiddetin çözüm olmadığı noktasına yaklaştığından herhalde bundan sonra mesele farklı şekillerde yoluna girecektir…

Tabii bu olayın bundan sonraki süreçte ülkedeki birçok dinamiği değiştirmesi de olası. Muhalefeti olmayan iktidarın bu durum karşısında çok da hazırlıklı olduğu söylenemez. Aynı zamanda iktidara muhalefet etmesi gereken İslami çevrelerin de yaşananlara dair alacağı dersler var.

Vesayet rejimini ortadan kaldırma girişimlerine karşı kendisine fazla dokunulmayan hükümetin aklıselim bir şekilde eleştirilmeye ihtiyacı olduğu ayan beyan ortaya çıkmış oldu. İslami camianın yaşadıkları şehirlerdeki sorunlara daha fazla duyarlı olmaları , problemli alanlarda girişimlerde bulunarak devletin uygulamalarını halkın huzuru ve talebine uygun bir şekilde iletmeleri gerekiyor. Sağlıklı bir zeminde ve hakikate sırtını dayayan yöntemlerle eleştiriler yapılmadığı sürece toplumun farklı kesimlerinde farklı öfke birikmeleri oluşuyor ve son olaylarda olduğu gibi bir belirsizlik havasına itebiliyor ülkeyi.

Esasında herkes kafasındaki ideali Ak Parti üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor.  Kimileri yapılanları beğenip ses çıkarmıyor , kimileri de tamamen öfkeyle karşılık veriyor. Aşırı övgünün ve aşırı sövgünün geleceği nokta aynı oysa.

Eylemlerin Gaziantep ayağında ise özellikle üniversite önünde alkol kullanımının , tüm eylem yerlerinde ise bol küfürün kullanıldığını biliyoruz. Kendini mübarek devrimci sanan gazeteci ağabeyler de, fırsat bu fırsat AKP yi devirelim diye devrimcilik oynarken üstelik de bu kalkışmanın Erdoğan`ın üslubundan kaynaklandığı da vurgulanırken, başbakanın ailesine (annesi dahil) yapılan küfürler ve dahi bir gazetecinin belirttiği üzere İslama yönelik hakaretler  maksadı tamamen ortaya koyuyor.

Birçok trajikomik tarafıyla ele alınabilecek bu eylem de , tartışılması gereken en önemli nokta Ak partinin yaptığı bazı uygulamaları sırtını dayaması gerektiği halka sormadan özellikle  sermayenin gücüne dayalı bir şekilde gerçekleştirmeye çalışmasıdır. Bunu vesayetle uğraşmanın verdiği yorgunlukla mı yoksa bir alternatif yöntem bulamadıklarından mı yapıyorlar yoksa böyle bir dertleri olmadığından mı yapıyorlar  bilinmez  ama ortaya çıkan kaos yaratma girişiminde bazı sermaye güçlerinin bulunması belki de meselenin en hayırlı tarafıdır. Faiz lobisi diye ifade edilen bu sermaye Ak Partinin içerisindeki anti-kapitalist duruşu uyandırmalıdır. Numan Kurtulmuş`un Gaziantep`e geldiğinde yaptığı konuşmadaki gibi dünyanın dayattığı bu vahşi kapitalizm ağına karşı ne yapılacaksa ,artık yapılmaya ve açıktan oynanmaya başlanmalıdır.

Aksi halde iyiniyet tek başına yetmediği gibi yerel yönetimlerdeki kaliteden ve hizmet etme misyonundan yoksun ekiplerle varolan kazanımlar bir seçim sonunda kaybedilebilir. Gezi parkı eylemlerini fırsata çevirmeye çalışanların yapmaya çalıştığı gibi…

Çelişkileri samimiyetsizlikleri ile Türkiye bir badireyi daha atlatmış görünüyor. Artık Ak partinin ustalığı herneyse herkes bu yönde taleplerini çoğaltmalı ve devleti güç odağı haline getirmekten vazgeçirerek halkın da yapılanlardan sorumlu  ve haberdar olduğu bir yapıya evrilmelidir. Özellikle İslami camiaların  etkinliklerini yeniden gözden geçirmeleri elzemdir.

Unutmadan belirteyim ki, başından beri Esed`e arka çıkan ve eylemlerde boy gösterenlerin “Tayyibin de zulmü var  biz de ona karşı ayaklandık ” şeklinde bir Türk baharı hezeyanı, binlerce Suriyeli masumun ölümünün acısını tekrar  iliklerimize kadar hissettirdi. Yine çözüm sürecine söylenmedik laf bırakmayanların BDP`li Sırrı Süreyya Önder`in öncülüğündeki bu eylemde rol kapmaya çalışması da bir başka ilginç nokta. Hükümetin işi şimdi çok daha kolay olacak sanırım..

Zulüm kimse zalimlik yapmazsa biter , mazlumlar dahil !
Ve “Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar.” (
Hakikat güneşi fikirlerin açıkça tartışılmasından doğar). Bu sebeple açıkça konuşmak eleştirmek ve toparlamak zorundayız.

08.06.2013