Aşk sözlükte;  Aşırı sevgi  ve bağlılık duygusu, tüm varlığıyla sevme durumu ve cinsellik anlamlarında kullanılır.

 

Aşkı cinselliğe indirgemek aşkı değersizleştirmek olur. Aşkı karşı cinslerin birbirlerine olan tutkuları olarak anlarsak, o zaman bir nebze cinsellikte barındıra bilir.

 

Geraldy: “Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır” demiş. Elbette Aşkın bir boyutu, belki de önemli bir boyutu karşı cinslerin birbirlerine olan duygularıdır. Hatta günümüzde Aşk denilince öncelikle bu duygular akla gelmektedir. Edebiyatımızın önemli bir kısmı, şiirlerimiz türkülerimiz, halk hikayelerimiz, erkeğin kadına olan duygularını, aşkını anlatır. Aşk bir okuldur, insana sevgiyi öğretir. Eğer erkek, kadını severek sevgiyi öğrenmişse Geraldy’e hak vermek gerekir. Ama aşkı karşı cinslerin birbirlerine olan duyguları ile sınırlandırmak doğru olmaz. Ve bu duygular bencillik ifade ediyorsa, yani “ya benimsin ya da toprağın” anlayışını içeriyorsa bu duyguya aşk demek de yanlış olur.

 

Aşık kendine zarar verir ama sevdiğine asla zarar vermez, veremez.

 

Züleyha’nın Yusuf (as) a olan duygusu Kuran’an tarafından eleştirilmektedir. Çünkü Züleyha tutkularının esiri olmuş, sadece kendi nefsini düşünmektedir. Bencildir bir anlamda.

 

Oysa aşkta bencillik olmaz. Aşık, kendi nefsini değil, sevdiğini düşünür. Aşk fedakarlıktır. Aşk Ben olmaktan çıkmak biz olmaktır. Aşk sevdiğinle bütünleşmek, sevdiğini yaşamaktır. Sevdiğin için nefsini feda etmektir.

 

Esasen her türlü sevgi fedakarlık ister. Sevginin bedelini göze almayanlar sevgiyi yaşayamazlar. Sevgiyi yaşayamayanlar, sevgisizliğe mahkum olurlar.

 

Halbuki sevginin bedeli sevgisizlikten daha kolaydır. Aristo’nun dediği gibi “Sevgi acı çekmekse, sevgisizlik ölmek demektir.”

 

Ali Şeriati, Aşkın içgüdüden, sevginin ruhun derinliklerinden doğduğunu, içgüdüden doğan şeylerin değersiz, ruhun derinliklerinden doğan şeylerin, ruhun yükselebileceği her yere yükseleceğini söyler. Şehid Şeriati’nin bu yaklaşımında Aşk kavramının Kuran’da geçmemiş olmasının bir katkısı var mıdır? Bilmiyorum. Ama aşk ve sevgi birbirlerinin rakibi değil tamamlayıcısıdır.

 

Sevgi nasıl herkes için kullanılıyorsa, belki sevginin ileri boyutu olarak nitelendirebileceğimiz aşkı da tüm sevdiklerimiz için kullanabiliriz. Yeter ki bu sevgiyi aşk düzeyinde yaşayabilelim.

 

Aşık olduğunuz, eşiniz, evladınız, kardeşiniz, anneniz yada bir dostunuz olabilir. 

 

Bir annenin evladına olan sevgisi aşk değildir de nedir? Annelerin evlatlarına bakışlarında aşkı göremeyenler, hiçbir yerde aşkı göremezler. Günümüzde anneler evlatlarında fena fil evlat oluyorlar nerdeyse.

 

Yada Veysel Karani’nin annesine olan duygusu aşk değilse nedir. Gerçekten, aşık olmadan bir insan bir ömür anneye adanmış bir hayat yaşayabilir mi?

 

İmam Hüseyin’in adını duyduğunda göz yaşına boğulan bir Müslüman, İmam Hüseyin’e aşık değil midir? Asırlar sonra gelen gözyaşlarından, daha somut bir aşk ifadesi olabilir mi? Yada eşini Mekke’de bırakıp kardeşi İmam Hüseyin’le ölüm yolculuğuna çıkan Hz. Zeynep İmam Hüseyin’e aşık değimlidir. Kerbela tümüyle bir aşk yolculuğu ve aşıklar kervanı değimlidir?

 

Bence aşkı karşı cinslerin duyguları ile sınırlandırmak doğru olmaz. Tüm sevgilerin üzerinde olduğu gibi, tüm aşkların üzerinde de ilahi aşk vardır.

 

“Aşk bir teslimiyettir, bir eriyiştir. Yeniden doğmak için uyanıştır”  demiş Mevlana. İslam kelimesinin teslimiyet anlamına geldiğini düşündüğümüzde İslam’ın bir anlamı da Mevlana’nın dünyasında Aşktır. İnsan nefisini hakikat karşısında eritir, yeni bir doğuş yaşayarak, Rabbine teslim olursa aşkı gerçek anlamda yaşar. 

 

Allah aşkı ve sevgiyi yaratan aşık olmayı en fazla hak edendir.

 

Hz. Mevlana anlatır; Aşk nedir? Diye sordular Hallacı Mansur’a; “Sabredip bekleyin üç güne varmaz görürsünüz” dedi. Üç gün sonra önce kollarını, ayaklarını kestiler her uzvu Aşk dedi. Astılar, bedenini o yine Aşk dedi. Yakıp küllerini nehre saçtılar Her bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi. Bu tevhidin Hallac’a göre yaşanması idi.

 

Neye aşık olursak olalım, eşimize,  evladımıza, dostumuza fark etmez, bu aşkımız rabbimize olan aşkımızla anlam kazanmıyorsa gerçek bir aşk değildir ve sönmeye mahkumdur. Bütün aşklar ancak Allah’a duyulan aşk ile anlam kazanır.

 

Aşkı yaşamak, aşık olduğun tüm sevdiklerini, Allah’ın sevgisinde eritebilmektir. 

Aşkı yaşamak, sevgi ile Allah’a kulluk etmek, sevgi ile secde etmektir. Secdede rabbine olan yakınlığını hissetmektir. Secdede dua etmek, dualarının kabul olduğunu görebilmektir. Rabbin cennetini değil rızasını isteyebilmektir.

 

Aşkı yaşamak; İlahi sevgide eriyip, ölümsüzlüğü tadarak, ondan geldik ona döneceğizin sırrına ermektir.

 

Aşkı yaşayanlara ve yaşamaya çalışanlara selam olsun…