indirRamazan Deveci, baba – kız ilişkisinin ufuk noktası olan Hz. Peygamber ile kızı Hz. Fatıma arasındaki ilişkiyi yazdı.

 

 ANTEP PRESS – Gaziantep
Peygamberimizin sevgili eşi Hz.Hatice’den ikisi erkek dördü kız olmak üzere altı çocukları olmuştu. Peygamberimizin ilk çocuğu Kasım’dır ki, Kasım’dan dolayı peygamberimiz Ebu’l Kasım olarak anılır. Kasım iki yıl yaşadı ve Mekke’de vefat etti. Kasım’ın vefatı ile Peygamberimiz ilk evlat acısını yaşamış oldu. Daha sonra Peygamberimizin Hz. Hatice’den Hz. Zeynep, Hz. Rukiye, Hz. Ümmü Gülsüm ve Hz. Fatıma olmak üzere dört kızı olmuştu.
Zeynep  Peygamberimizin en büyük kızıydı. Kasımdan sonra doğmuştu. Mekke’de doğmuş olan Zeynep, Hicretin sekizinci senesi Medine’de vefat etti. vefatında otuz yaşında idi. Zeynep,  teyzesinin oğlu Ebulas ile evlenmişti. Ebulas iyi bir eşti ama Müslüman olmamıştı. Eşinin Müslümanlığına da müdahale etmiyordu. Bedir savaşında Müslümanların eline esir düşmüş Zeynep fidye olarak annesi Hz. Hatice’nin kendisine düğününde vermiş olduğu gerdanlığını göndermişti. Peygamberimiz sevgili eşinin gerdanlığını görünce çok hüzünlenmiş gerdanlığın geri Zeynep’e verilmesini istemişti. Ve gerdanlığı damadına geri veren Peygamberimiz damadından Zeynep’i Medine’ye göndermesi için söz almıştı. Ve sözünde durarak Zeynep’i  Medine’ye gönderdi fakat kendi gelmedi Mekke’de kaldı. Ebulas, bir seriyye esnasında yine Müslümanların eline esir düştü. Eşine karşı her zaman sevgi besleyen ve iyi davranan Ebulas  Hz. Zeynep’in himayesi sayesinde serbest bırakıldı. Ebûlas, ikinci defa esirlikten kurtulunca, Mekke’ye gitti. Emanetleri sahiplerine verdikten sonra, Müslümanlığı kabul etti. Medine’ye hicret etti. Müslüman olduğu için nikâhları yenilendi. Ebûlas, Hazreti Zeynep’e iyi muamele ederdi. Bu yüzden, Peygamberimizin takdirini kazanmıştı. Zeynep, kocasına tekrar kavuştuktan sonra çok yaşayamadı. Vefatında, cenazesi Ümmü Eymen ile Hazreti Şevde tarafından yıkandı. Namazını Peygamberimiz kıldırdı. Mezarına Ebulas indirdi.
Rukiye peygamberimizin ikinci kızıydı. Rukiye babasının Peygamberliğinden önce, Ebulehebin oğlu,Utbe ile evlenmişti. Peygamberimiz, halkı İslama dâvete başlayınca Ebuleheb, oğluna Peygamberimizin kızından ayrılmasını söyledi  Utbe de babası Ebuleheb’in sözü üzerine Rukiye’den ayrıldı. Utbe’den ayrıldıktan sonra Rukiye, Hz. Osman ile evlendi. Habeşistan’a göç eden ilk kafileye Hz. Osman, zevcesi Hazreti Rukiye ile birlikte katılmışlardı. Hazreti Osman, Habeşistan’dan Mekke’ye dönmüş, oradan da Medine’ye hicret etmişti. Rukiye, Bedir gazası günlerinde hastalanmış, bu yüzden Hz.Osman, Bedir savaşına katılmamıştı. Bedir savaşının zafer haberi Medine’ye ulaştığı gün, Hz. Rukiye vefat etmişti.
Ümmü Gülsüm Peygamberimizin üçüncü kızı idi.  Ümmü Gülsüm İslâmiyet gelmeden önce Ebû Lehebin ikinci oğlu Uteybe ile nişanlanmıştı. İslâmiyet gelince Ebû Leheb hakkında Tebbet sûresi nâzil olunca oğluna Ümmü Gülsümden ayrılmasını söyledi. O da babasını dinleyerek ayrıldı. Bedir gazasının sonunda, Hz.Rukiye’nin ölümünden bir yıl sonra, Hicretin üçüncü yılında, Hz.Osman’la evlendi. Hazreti Osman’la evlenen Ümmü Gülsûm, onunla altı yıl beraber yaşadı. Hicretin dokuzuncu senesi vefat etti.
 Hz. Fatıma Peygamberimizin dördüncü ve en küçük kızı idi. Fatıma’dan sonra Hz. Hatice’nin en son Çocuğu Hz. Abdullah doğdu. Üç ay yaşadı. Ve vefat etti. Abdullah vefat edince Mekke müşrikleri hiç oğlu kalmadığı için peygamberimize ebter soyu kesik gibi sözlerle hakaret ettiler. Rabbimiz “Biz sana kevseri verdik. Rabbin için namaz kıl ona yönel. Asıl ebter olanlar onlardır.” Buyurarak bir anlamda Fatıma’nın varlığına işaret etmişti. Fatıma gerçektende çok özel niteliklere sahip bir evlattı. Fatıma’nın babasının hayatında çok özel bir yeri vardı. Peygamberimizin kızı Fatıma ile ilişkilerine baktığımızda bu özel yeri ve Fatıma’nın özel niteliklerini görmemek mümkün değil. O kelimenin tam anlamı ile gerçek bir kevserdir. Çok üstün çok özellikli bir nimettir. Hani kevseri kelime manası ile nimetin en çoğu olarak izah ediyorlar ya.
 Hz. Fatıma’nın  doğumu ile ilgili farklı rivayetler anlatılır. Peygamberlikten beş yıl önce, beş yıl sonra ve peygamber olduğu yıl olmak üzere üç ayrı rivayet bulunmaktadır. Annesi Hz. Hatice’nin yaşını ve Hz. Fatıma ile ilgili tarihi verileri dikkate aldığımızda bize göre en makulü Hz. Fatıma’nın, peygamberlikten   beş yıl önce doğduğu şeklindeki rivayettir. Peygamberimizin çocukları ile ilişkisi noktasında Hz.Fatıma’nın çok özel bir yeri bulunmaktadır. Öyle ki insanı hayretler içerisinde bırakan bir baba kız ilişkisi nasıl bu kadar ileri düzeyde olabilir, böyle bir ilişki mümkün değildir denilebilecek bir özellik taşıyor.
Bu noktada Hz. Fatıma’nın ilahi bir boyutu olduğunu düşünüyorum. Hz. Fatıma bir noktada Peygamberimizin ümmete güzel bir örnek olmasını tamamlamaktadır. Örnek Müslüman kadın tipi Kuran’i anlamda Hz. Fatıma’da somutlaşmaktadır. Kuran’ın işaret ettiği örnek ailede Fatıma’nın ailesidir. Bu boyutu ile Fatıma nübüvveti tamamlamaktadır. Onun için yüce Peygamber “Fatıma benden bir parçadır” buyurmaktadır. Bu klasik anlamda evladın babasından bir parça olmasından öte bir parçalıktır. Fatıma diğer kardeşlerinden farklı olarak babasının olduğu kadar peygamber olma boyutu ile Allah’ın resulünün bir parçasıdır.  Hz. Meryem’in Hz. İsa ile ilişkisi noktasında nasıl bir ilahi boyut varsa, Peygamberimiz ile kızı Hz.Fatıma ile ilişkisinde bir ilahi özelliğin olduğunu düşünüyorum. Elbette bu durum ehli beyti sadece ev halkı olarak değerlendiremeyeceğimizin de bir işaretidir. Peygamberimizin diğer çocukları ile olan ilişkisini de göz önüne alarak, Hz.Fatıma ile olan ilişkisini değerlendirirsek Fatıma’nın özelliğini daha net bir şekilde görmüş oluruz.
         Hz. Peygamberin bütün çocukları kendisinden önce vefat etmiş sadece Fatıma peygamberimizden altı ay sonra vefat etmiştir. Peygamberimizin Hz. Fatıma ile olan ilişkisi çok önemlidir. Bu ilişki Hz. Fatıma’nın özel kimliğinden ve kadın olmasından dolayı önemlidir. Birde baba kız ilişkisi açısından önemlidir.
Hz. Fatıma peygamberimizin soyunun devam ettiği kadındır. Her şeyden önce peygamberimizin soyunun kızından devam etmesi insanlık tarihinin en büyük devrimlerinden biridir. İnsanlık tarihinin erkek egemen bir tarih olduğunu düşünürsek, bu devrimin büyüklüğünü daha iyi anlarız. Kız çocuklarının uğursuzluk olarak görüldüğü bir tarih diliminde peygamberimiz kendi soyunu kızından devam edeceğini ilan ediyor. Hz.Peygamber bu konu da şöyle buyurmuşlardır: “Gerçekten de Allah her Peygamber’in soyunu o Peygamber’den yürüttü; benim soyumu ise Ebû Tâlib oğlu Ali’den izhâr etti (kızım Fatıma’dan yürüttü)”  Peygamberimiz bu ilanı ile bizlere soylarımızın kızlarımızdan da yürüyeceğini bildirmiş oluyor. Peygamberimizin Fatıma’ya verdiği bu üst seviyede ki değer bir anlamda İslam’ın kadına verdiği değerinde ifadesidir. Fatıma’nın hayatında, resul ile ilişkisinde kadın ile erkek arasında bir fark olamadığını kadının da insan olarak değerli olduğunu somut bir şekilde yaşanan bir hayat olarak görüyorsunuz.  Resulün gerçekleştirdiği bu devrimden sonra artık kız evlat ile erkek evlat arasında nasıl bir fark olabilir ki.
Hz. Fatıma kelimenin tam anlamı ile vahyin kızıdır. Vahiy onun büyüdüğü evde nazil olmuş, o vahiyle birlikte, vahyi yaşayarak büyümüştü.  Öyle ki vahiy kesildikten sonra fazla yaşamamış Hz. Fatıma’da vefat etmişti.
Hz. Fatıma resulün ifadesi ile “Fâtıma’nın cennet kadınlarının, inanan kadınların, Muhammed ümmetinden olan kadınların, yani bütün kadınların en üstünü ve efendisidir.” Böyle özel bir kişilik olan Hz. Fatıma ile babası Hz. Peygamberin çok özel bir ilişkileri vardı. Tüm kız babalarının örnek alması gereken bir ilişki. Bu ilişkinin temelinde sevgi var idi. Hz. Peygamber kızı Fatıma’yı o kadar özel bir sevgi ile seviyordu ki Müslümanlardan da Fatıma’yı sevmelerini istiyor ve bu sevgiyi kendine duyulacak sevgi ile özdeşleştiriyordu. Hz.Resûlullah’a, en çok kimi sevdiğini sorduklarında; ”Fâtıma’yı” derdi. “Fâtıma bendendir, onu seven beni sever, onu kızdıran, beni kızdırmıştır.”, “O, benim kızımdır; vücudumdan bir parçadır; onu inciten beni incitmiştir.” Buyurmuşlardı. Rabbimiz kitabında kendi sevgisini resulünün sevgisine bağlıyordu. Resulü de Fatıma’nın sevgisine bağlıyordu.
Peygamberimiz Fatıma’nın üzerine çok eğilir onun her derdi ile ilgilenirdi. Öyle ki Fatıma çocuk yaşta iken onunla arkadaş gibi idi. Dertlerini sıkıntılarını kızı Fatıma ile paylaşır, Fatıma’nın sözlerini dinler değer verirdi. Bundan dolayı Hz. Fatıma gittiği yerde babasını takip eder, onunla arkadaş olur,ona yardım ederdi. Mekke’deki zor tebliğ yıllarında babasına yapılan hakaretlere karşı durur, ona çocuk haliyle yardımcı olmaya çalışırdı. Peygamberin iki büyük koruyucusu amcası Ebu talip  ve sevgili eşi Hz. Hatice vefat etmişti. Hüzün yılları idi. Fatıma nerede ise babasının tek koruyucusu dert ortağı, yalnızlığını giderdiği sevgi limanı idi. Bilinen bir olaydır. Peygamberimiz bir gün Kabe’de namaz kılarken arkadaşları ile birlikte oturmakta olan Ebu cehil dedi ki hanginiz şurada ölmüş devenin karnını secdede iken Muhammed’in üzerine koyabilir. Ukbe b.ebi muayt kalktı ve devenin pisliklerini secdede olan peygamberimizin üzerine bıraktı. Müşriklerden korkularından kimse peygamberimize yardım edememişti. Fatıma koştu geldi babasının üzerindeki pislikleri temizledi. Fatıma babasının etrafında pervane gibi dönüyor. Onu kendince tehlikelerden korumaya çalışıyordu. Öyle ki Mekkeliler Hz. Fatıma’ya babasının annesi demeye başlamışlardı. Peygamberimizde sevgili kızına büyük insan gibi davranırdı. Onunla her derdini paylaşırdı. Çünkü küçük Fatıma’sı hem annesi, hem kızı idi.
Uhud günü, Müslümanların o zorlu gününde Fatıma cephede yine babasının yanı başında idi. Peygamberimizin ölüm tehlikesi ile burun burana geldiği, yaralandığı Hz. Hamza ve Hz. Musab gibi nice güzide sahabenin şehid düştüğü o çetin savaşta Fatıma geri hizmet sahasından koşarak yaralı babasının yanına geldi. Onu korumaya çalışarak, yarasının akan kanlarını kül basarak durdurdu. Babasının hem yaralarını tedavi ediyor, hem de  tehlikelerden korumaya çalışıyordu.
Mekke’nin fethinde de babasının yanı başında Fatıma vardı. Fetihten sonra yüce resul ile görüşmeye gidenler onu abdest alırken Fatıma’yı ise babasına havlu tutarken görüyorlardı. Nerede ise her zaman babasının yanı başında idi. Hani yüce resul diyordu ya “Fatıma benden bir parçadır” sanki bir bütünün iki parçası gibi idiler. Peygamberimiz bir yere gidiyor da Fatıma’yı yanında götürmüyorsa en son Fatıma ile vedalaşır, gittiği yerden döndüğü zaman ise herkesten önce Fatıma’yı ziyaret ederdi. Fatıma bu tavırları ile babasının annesi lakabını ne kadar hak ediyor değil mi? Babası da onu kızı gibi seviyor, annesi gibi saygı duyuyordu.
“Babasının annesi” Mücahit Gültekin kardeşimin ifadesi ile hayatının merkezine babasını koyan kız. Her şeyini babasına göre ayarlayan yüce kız. Babası için hem anne, hem de kız olmuştu. Babası ile o kadar bütünleşmişti ki babası öldükten sonra Fatıma’nın güldüğü hiç görülmemişti. O kadar çok ağlamıştı ki Medineliler Fatıma’nın ağlamalarından huzursuz olmuşlardı. O artık Medinelilere göstermeden ağlıyordu. Ne zamana kadar ölme vakti yaklaşana kadar. Torunlarından İmam Cafer daha sonra Hz. Yakup gibi, büyük annesinin de  ağlamakta aşırı gittiğini söyleyecekti. Fatıma babasının annesi idi ama aynı zamanda cennet gençlerinin efendisi olan yüce resulün torunlarının annesi idi. O babasından sonra ilk ölen olacağı için sevinmişti. Ve ölme vakti yaklaştığında da babasına kavuşacağı için seviniyordu.
Bir anne geride bıraktığı çocukları olduğu halde öleceğine nasıl sevinir. Geride evlatları yetim kalırken ölüme sevinmek bir anne için normal şartlarda mümkün değildir. Ben bu gerçeği anlamakta gerçekten çok zorlanıyorum. Ve diyorum ki ancak Fatıma gibi ilahi bir kişilik olursa Muhammed gibi bir babası, sevdiği olursa, rabbi ile bütünleşirse ancak o zaman sevine bilir diye düşünüyorum. İşte babasını hayatının merkezine koymakta bu demektir. Herhalde.
         Fatıma hayatında babası ile o kadar bütünleşmişti ki Hz. Aişe’nin ifadesi ile oturup kalkması, tutum ve davranışı, yürümesi ve hareketleri Hz. Peygambere, Fatıma kadar benzeyen ikinci bir kimse yoktu. O her şeyi ile babasına benziyordu. Fatıma Peygamberimizin yanına geldiğinde peygamberimiz yerinden kalkar ona doğru gider ve onu öpüp kendi yerine oturturdu. Peygamberimiz kızı Fatıma’ın yanına geldiğinde Hz. Fatıma yerinden kalkar babasını öper onu kendi yerine oturturdu. Peygamberimiz kızı Fatıma evlendikten sonra bile onu gördüğünde öper koklar severdi. Bir defasında Hz. Aişe Fatıma’yı niye bu kadar öptüğünü sorunca “ Fatıma benim cennetimdir. Onda cennet kokusunu alıyorum“ demişti.
         Peygamberimiz Fatıma ismi için şöyle demişti.”kızımı ancak, Allah onu ve sevenleri cehennemden uzaklaştırdığı için Fatıma diye adlandırdım.” Fatıma sevgisi elbette, sevenlerini cehennemden uzaklaştırır. Çünkü Fatıma’yı sevmek ilahi bir emirdir. “Ben, buna karşılık sizden, yakın akrabamı/Ehlibeytimi sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik/güzellik üretirse onun için, o ürettiğine bir güzellik daha ekleriz. Çünkü Allah Gafûr`dur, çok affeder; Şekûr`dur, iyiliğe karşılık verir/teşekkür eder.” (Şura 23)