Arkadaşlar buradaki yazılarımı gördüklerinde sanırlar ki bu adam hiç yazı yazmıyor. Bin yılın bir başı, (eskiden kalem vardı ya; kelemi eline alıyor, bin yılın bir başı) bilgisayarın başına geçiyor tuşlara dokunuyor.
Yani bu intibaı oluşturmak benim için ayıpların en kötüsüdür.


Utanç duyuyorum velhasılı kelam.

Düşünün, günün abartısız on dört on beş saatini bilgisayar başında geçiren biri…

Günde yüz binlerce kere tuşlara dokunan biri,

Bin yılın bir başı yazı yazıyor ne ayıp.

Çok ayıp valla.

Kimse demeden ben kendime diyeyim de bari gelecek sözlerden emin olayım.

Şu dakikadan sonra bu ayıbı daha fazla sürdürmemin mümkün olmadığını görmüş durumdayım.

Hayat normalde yirmi dört saat ise, biz buna bir yirmi dört daha katıyoruz ve öyle yaşıyoruz.

Hızla geçen zaman rağmen, “yoğun”luğun içinde,

Yaşanılan bunca güzelliklere dair ise birkaç kelimelik,

Azami binlerce tuşa dokunmak kalıyor bize.

Hayatın bütün stresine rağmen bu gün hava oldukça güzel ve cömertçe kendini göstermekte, güzelliklerini bizim gibi dünyalılara ve fahri aleme sunmakta.

Bu görüntü baharın habercisi değil Bahar’ı yaşamak anlamındadır da.

Kuşlar ötmeye başlamış. Gerçi burada makine sesinden kuş sesini duyamıyoruz ama, hayal ediyoruz işte. Kuş sesini ya da bilgisayarda kayıtlı elektronik bir sesle kendimizi kandırmaya çalışıyoruz.

Neyse kuş sesleri,  bir de ve Bahar’a gebe tomurcukların patladığına şahit oluyoruz.

Bahar gelmiş, EVET.

Baharla gözlerimize “fer” geliyor.

Mevlam neyliyor demi.

İşte O, neylerse güzel eyler.

Sabır ve şükürle verdiklerine hamd etmek kalıyor bize de.


25.03.2011