İnsanoğlu ibret almak isterse her şeyden alabilir.

Bir böceğe baksa, bir sineği incelese, kalbinin çalışmasını dinlese hayretler içinde kalır.

Yerin altında, okyanusların derinliğinde yaşayan milyarlarca canlıyı düşünse hayran kalır.

İnsanlık varolduğundan bu yana malına rağmen, saltanatına rağmen göçüp gidenleri düşünse gözüne uyku girmez.

Göklerin, yerin ve evrenin yaratılışında Onun varlığını, yüce kudretini göremeyen bir insana ise ders olacak, ibret olacak hiç bir şey yoktur.

Bir zamanlar yeni tahta geçen genç bir hükümdar bütün vezirlerini ve ülkesindeki bilginleri çağırarak onlara şu emri vermiş:

“Tarihte yaşamış bütün bilginlerin buldukları ve yazdıkları sırları, bütün devlet adamlarının ve bilgelerin yaptıklarını bilmek istiyorum. Yarından itibaren çalışmalara başlayın ve beş yıl içerisinde bana bütün bu bilgileri içeren bir eser hazırlayın.”

Vezirler saygı ile eğilip çalışmaya koyulmuşlar. Beş yıl sonra beklenen gün gelmiş. Baş vezir hükümdara şöyle demiş.

”Büyük hükümdarım, dileğinizi yerine getirdik, istediğiniz eseri hazırladık.”

“Hemen getirin okuyayım şunu” demiş, sabırsızlıkla hükümdar. Ama şu yanıtı almış;

“Hünkârım buraya getiremeyiz.” Kral bu sefer sormuş; “Ne demek getiremezsiniz?” Bilginler “Lütfen dışarı bir bakınız.” demişler. Hükümdar pencereden bakmış, bir de ne görsün; dışarıda ucu ufukta kaybolan bir kervan durmakta imiş, kervandaki her bir devenin üzerinde de dev gibi on cilt kitap varmış.

“Siz benimle alay mı ediyorsunuz? Ömrüm bile bunları okumaya yetmez. Yıkılın karşımdan, bir yıl içerisinde özetleyin bu bilgileri.” demiş bu kez hükümdar.

Vezirler çaresiz yine çalışmaya koyulmuşlar. Bir yıl sonra da bir deve arabası yükü kitapla çıkmışlar hükümdarın karşısına ama kral bu sefer de çok öfkelenmiş.

“Hepinizin kafasını vurduracağım, çünkü zaten omuzlarınızın üzerinde bana sırıtmaktan başka hiçbir şeye yaramıyorlar. Sadece en önemli olanları yazıp önüme getirmek için ne kadar zaman lazım?”

Vezirlerin ve bilginlerin arasında bulunan bir yaşlı bilge öne çıkmış ve: “Bir gün yeter devletlim, izin verirseniz eğer yarın getireceğim.”

Ertesi gün yaşlı bilge elinde küçücük bir kutu ile çıkagelmiş. Hükümdar da bu saçma durumu hiç sorgulamadan memnuniyetini ifade edip kutuyu açmış. Kutunun içinde dörde katlanmış bir kâğıtçık durmaktaymış. Kâğıtta da şu sözcükler yazmakta imiş.

“Doğdular, yaşadılar ve öldüler.”

Evet, doğdular, yaşadılar ve öldüler. Anlayan için hepsi bu kadar.

Biz de doğduk, yaşıyoruz ve öleceğiz. Ama hepsi bu kadar değil…

Selam ve dua ile.