Resim_1370386245Mustafa Yıldız `kıyafet – siyaset ilişkisi`ni yazdı.

 

          “BAŞI AÇIKLIK” SİYASİ BİR SİMGEDİR

            Mustafa Yıldız

 

“Kıyafet” sadece soğuğa ve sıcağa karşı tabii bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir kimlik, bir kişilik, bir şahsiyet, bir aidiyet, bir kültür, bir beğeni, bir inanç, bir ideolojidir.
Bu yüzden bu güne değin pek çok ilmi disiplinin konusu olarak tartışıla gelmiştir.
Antropolojiden ontolojiye, sosyolojiden psikolojiye, etikten estetiğe, siyasetten sanata “kıyafet”e ilgisiz kalan bir disiplin nerdeyse yok gibi.
Çünkü “kıyafet” insan hayatında, bu ilmi disiplinlerin bigane kalamayacağı kadar önemli bir yer tutuyor.
O, bazen “dini bir simge”, bazen “kültürel bir simge”, bazen “cinsel (kadınsı veya erkeksi) bir simge”, bazen “kişisel bir simge”, bazen “sosyal bir simge”, bazen “ideolojik bir simge”, bazen “milli bir simge”, bazen ise “siyasal bir simge” olarak ele alınmıştır.
Ancak “kıyafet”, şimdilerde, bu ilmi disiplinlerin ilgi alanını çoktan aşmıştır.
Tanzimat’a kadar Osmanlı toplumunda “kıyafet” daha ziyade, dini, milli, kültürel, sosyal ve cinsel (kadınsı ve erkeksi) olgu olarak ele alınıyor; toplumsal çatışmaların ve kırılmaların merkezinde yer almıyordu.
Tanzimat’la birlikte “kıyafet” kültürel ve ideolojik yanı baskın bir gündem maddesi haline geldi.
Cumhuriyet ise “kılık-kıyafet devrimi” ile “kıyafet”i bütünüyle “siyasal” bir zemine taşıdı.
Başlangıçta daha ziyade “erkek kıyafeti” ile üzerinde sürdü tartışmalar.
Şapka giymek ya da giymemek, laikliğe karşı ya da taraf olmanın göstergesi sayıldı.
Şapka kanununa muhalefetten İskilipli Atıf Hoca gibi kimseler yargılandı, darağacına yollandı.
Şapka muhalifleri cezalandırıldı.
Ancak zamanla şapka gündemden düştü.
Laikliğin bir göstergesi olmaktan çıktı.
Şapka giymeyenlerin yargılandığı, şapka aleyhine yazılar yazanların cezalandırıldığı günler geride kaldı.
Hatta bu yasaya taraf olanlar bile şapka giymekten vazgeçtiler.
Cumhuriyet, başlangıçta problemi “erkek kıyafeti” ile sınırlı tuttu.
“Kadın kıyafeti”ne siyasal bir anlam yüklemedi.
“Kadın kıyafeti” Cumhuriyet elitlerince, “bir örf, adet ve gelenek” olarak kodlandı.
Çünkü kadınlar cahildi.
Onların kıyafeti siyasal bir duruşun, bir kimliğin ifadesi olamazdı.
Dolayısıyla, bu durum, “Eski, çağdışı bir medeniyetin, toplumun bilinçsiz cahil kadınlarındaki izdüşümü” olarak görüldü sadece.
İlkel, ama siyaseten de zararsız…
Bu yüzden özel bir yasaya / yaptırıma gerek yoktu.
Toplumun kadınları / kızları eğitildikçe, ülkemiz “muasır medeniyet” seviyesine yaklaştıkça, “örtünme” denilen, bu geri kalmışlığın izleri zaten yavaş yavaş silinecekti.
Ama beklendiği gibi olmadı.
Kadınların genel anlamda eğitim düzeyi arttıkça “örtünme”ye karşı yönelişlerinde de bir artış gözlendi.
Belki “görüldü” demek daha doğru; çünkü o zamana kadar kadın toplumsal hayatta çok fazla “görünür” değildi.
Belki bu kadınlar / kızlar kendi özel ortamında yine örtünüyorlardı; ama laik elitin kastettiği anlamıyla “kamusal alan”a yolları düşmediği için pek dikkat çekmiyorlardı.
Ancak son yıllarda, ister toplumdaki dine karşı gözlemlenen genel ilginin göstergesi olarak yorumlansın, ister toplumsal ilişki biçimlerinin değişmesinin göstergesi olarak; isterse “belki değişirler” beklentisiyle laik iktidar erkinin kızları eğitim/öğretime yönlendirmelerinin etkisi olsun, başörtülü kadınlar / kızlar ortalıkta daha çok “görünür” hale geldiler.
Bu durum tabiatıyla laik eliti rahatsız etti.
Ve kadın kıyafeti, dolayısıyla başörtüsü, “kültürel bir simge” olmaktan çıkarılarak “siyasal bir simge” olarak işaretlendi.
Ancak, buradaki “siyasal simge” ifadesine “başörtüsü” ile birlikte kullanıldığında “negatif bir anlam” yüklendi.
Çünkü, buradaki “siyasal” lafzının “İslam”a gönderme yaptığı herkes tarafından biliniyor.
Ancak, İslam’ın toplum katmanlarındaki meşruluğu dolayısıyla “İslami bir simge” deme yerine “siyasal bir simge” demek tercih ediliyor.
Öte yandan da “İslam’da başörtüsü yok” argümanlarıyla, toplumsal meşruiyetin en başat zemini olan “İslam”a cepheden karşı çıktıkları izlenimini vermemeye çalışıyorlar.
Çok fazla gerekirse, “İslam” yerine, Cumhuriyet tarihi boyunca “negatif” bir kelime olarak işaretledikleri “şeriat” ve dolayısıyla “irtica / gericilik” kelimesini kullanmayı tercih ediyorlar.
Aslında laik elit, “başı açıklığın” da siyasal bir simge olduğunu reddetmiyor.
Etmesi de zaten söz konusu olamaz.
Çünkü laik bir devlet düzeninde insan “siyasal bir varlık” türüdür.
Yani “vatandaş”tır.
İnsan, laik devletle ilişkisinde – dinlerde olduğu gibi – ezelden ebede uzanan bir aidiyet zemininde kendisini ifade edemez.
Metafizik / aşkın yükümlülükleri ve ahlaki ilkeleri referans alamaz.
Referanslarını siyasal bir dille göstermesi, siyasal terimlerle ifade etmesi lazım.
Kendisi “siyasal bir varlık” olduğu için, onu simgeleyen her şeyin de “siyasi” olması gerekir.
Dolayısıyla, laik bir devlette, başı örtmek de başı açmak da “siyasal bir işaret”tir.
Daha doğrusu laik devlet, her işareti siyasal bir dile çevirir ve öyle anlar.
Çünkü laik devletin sözlüğünde dini terminoloji yoktur.
Bu yüzden “başörtüsü” ne kadar “siyasi simge” ise, en az “başı açık olmak” da o kadar “siyasi simge”dir.
Ancak “başı açık olmak” laik elite göre “meşru olan”ı simgelediği için, başı açıklık için “siyasal simge” gibi “belirsiz” bir nitelendirme kullanmak yerine; “çağdaşlığın simgesi” gibi daha “belirgin” ve dolayısıyla kendileri açısından “daha meşru” bir nitelendirme kullanmayı tercih ediyorlar.
Sonuç itibarıyla her ne olursa olsun “başı açık olmak” da tıpkı “başı örtmek” gibi “siyasal bir simge”dir.
Başını örten kızlar ailelerinden etkileniyorlarsa, aynı risk başını açan kızlarımız için de söz konusu.
Bu durumda, – aile baskısı olmaması için – başı açık olan kızların ilk ve orta öğretime; – eş baskısı olmaması için de – başı açık kadınların devlet dairelerine alınmamaları gerekir.
Anayasa vatandaşlar arasında “kişilik / şahsiyet ayrımcılığı” yapmaz.
“Başını örten” kızların / kadınların baskıya boyun eğdiğini; ama “başını açan” kızların kadınların baskıya boyun eğmediğini varsaymaz.
Anayasada, başı açık kadınlar / kızlar “özgürce tercih etme” iradesine başını örtenlerden daha çok sahiptir diye bir madde yok.
Aynı şekilde siyasal simge kamusal alana girmeyecekse, başı açık olanların da devlet memuru olamaması gerekir. Çünkü “başı açık olmak” da bir siyasal simgedir.
Siyasal simge taşıyan herkes hizmet verirken ayrımcı davranma riski taşıyorsa, başı açık olanların da başı örtülü olanlara “ayrımcı” davranma riski fazlasıyla vardır.
Ve bu mantığa göre, ayrıca, başı açık olanlara baş açmayı sadece üniversitelerde serbest bırakmamız lazım.
Tıpkı başını örtenlere yapıldığı gibi…
Malum, Anayasa vatandaşlar arasında ayrım yapmaz.

 Kaynak: akhaberler 21.11..2008

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here