Prof. Dr. Salih Şimşek Yazdı…

 

Şeytanın, ‘kâfir’ denilen insanlarla bir problemi yoktur.

 

Her âdemin ‘ne’ olduğunu gösteren turnosal kâğıdı farklıdır.

 

‘Deliler’ olmasaydı ‘akıllılar’ın ‘akıllı’ oldukları anlaşılmazdı ki…

 

‘Herkes’ herkesten daha fazlasını ‘hak ediyor’ da, ‘herkes’ bunu bilmiyor!

 

Kuyuya taşı atanlar, ona kimin dokunacağını, kimin dokunmayacağını düşünmezler.

 

Şeytan, şeytanlara bir şey yapmaz. Tıpkı mikropların mikroplara zararları olmadığı gibi…

 

Konuşmayan ve yazmayan insanların gelecekleri meçhuldür. Yazmaya ve eser vermeye devam…

 

Gözyaşları kimden, hangi ırktan ve hangi dil sahibinden olursa olsun hep aynı şeyi söylerler.

 

‘Adam’ kendini Türkiye’deki tüm üniversitelerin ‘kültür komisyonlarının organizatörü’ sanıyor!

 

Bu FACE dünyası bir ‘okul’ olmaya başladı galiba… Biri bir şey ortaya atıyor, diğeri anlamıyor ve bir başkası ne olduğunu açıklıyor… Oh be! Bedava okul…

 

İnsanlar nedense hep mükemmelliği ararlar. Hâlbuki ‘mükemmel’ her zaman ‘iyi’nin düşmanı olmuştur. Biline ki ‘mükemmellik’ psikiyatrik bir hastalıktır

 

Ülkemiz artık ‘ana muhalefet partisi’ kavramı yerine ‘yavru muhalefet partileri’ kavramına hazır olmalı!

 

Tarihin en büyük İHANETİ, ‘Müslüman kimlikli’ insanların birbirlerine yaptıkları İHANETTİR!

 

‘Kâfir’ dediğiniz insanlar ‘seni’ koruyorsa ve savunuyorsa, durumunu gözden geçirmek vacip olur! (bu, seyyah’tan bir incidir)

 

Elektrik olmayan, rant bulunmayan, çıkar söz konusu olmayan, şeytanlığın bulunmadığı yerler ne güzel yerlerdir… Sade, yalın ve dingin…

Öyle insanlar vardır ki şu âlemde, ‘sömürüldüklerinin’ farkında olmazlar. Birilerini gönüllü ‘kölelik’ yaptıklarından habersizdirler. Sadece ‘öteler âleminde onunla birlikte olursunuz’, dendiğinde, ‘inşallah’ diyemezler. Bilmezler ki ‘kişi sevdiğiyle beraberdir’.

 

B.Gökçe şöyle demiş: Gel gidelim buralardan /Buralar yorar bizi… Eğer sağlam duramazsak, Buralar bozar bizi… Gel gidelim buralardan; dost, düşman belli olsun. Bir de bakalım ardımızdan, Kim arar, sorar bizi… Ben de derim ki: İnsanları denemeye gerek yok… Bırakın oldukları gibi olsunlar…

 

1970 yılında rahmetli dayım İstanbul’a gelmişti. Onu bir gün İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt’taki merkez binasını gezdirmeye götürmüştüm. Mevsim bahardı. Bahçe yemyeşil çimen… Rahmetli burayı görür görmez, gayri ihtiyari: ‘Öfff, amma da goyun güdülürmüş burada‘ demişti. Benim aklıma o geldi şu an… Kendisini rahmetle anıyorum. Ne demişler ‘dervişin fikri ne ise, zikri de odur’

 

Hülâsa:

Bir gün olur, ‘Başı Dumansız Tespitler’imiz de olur inşallah…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here