Batı’ya Akan Nehirler; eylemlerin harf ilmeğiyle işlendiği bir oyadır


 

Batı’ya Akan Nehirler Gazeteci Yazar Nevzat Bayhan’ın Ferfir Yayınları’ndan çıkan kitabı.
Batı’ya Akan Nehirler, yüzyıllardır varola gelen örfümüzün, tarihin derinliklerine nakşedilmiş mührümüzün görünür kılınmasıdır.
Mevsimlerin değişmesi ve havanın oldukça kuraklaşmasına rağmen, Doğu’nun kültürünü, medeniyetini, sanatını özverili çalışmalarıyla; ortaya koyduğu eserlerle ve yetiştirdiği öğrencilerle, tanınmış isimler başarılarının sırlarını anlatıyor, diğer taraftan da geleceğe dair yol haritası belirliyorlar.
Yaşadığımız topraklarda yetişmiş, kültür ve sanat alanında önde gelen isimlerinin cevapları yeni kuşaklar için yol gösterici özellik taşıyor. Düşünen, genç kuşakların ve olaylara medeniyet penceresinden bakan insanların, kitabın satır aralarında kendilerine ait, kendilerine özel gereklilik bulacaklardır. Batı’ya Akan Nehirler, kaybettiklerimizi ve kaybetmememiz için yapılması gerekenleri söylüyor.
Kitaba ilk başladığınızda nehrin kaynağındasınızdır artık. İlk sayfayı çevirdiğinizde ilk yudumu da almışsınızdır. İlk yudumda kanmışsınızdır. Hani; ‘Doğu; geri kalmışlığın, bedeviliğin merkezidir’ inandırıcılığını da yitirmiştir artık. Önce “biz neler yapmışız”la zihnimiz meşgul olacaktır. Sonra biraz daha yoracağız zihnimizi, midemize de tesiri olacak bu meşguliyetimizin. Nurhan Atasoy, “bazen öyle şeyler oluyor ki çok iş yapabilmek için inanın ekmek peynir yiyorum.”gibi. Prof. Fuat Sezgin Hoca’nın sözleri kulakları çınlatacak tabi ki: “Bu mekteplerde bize yansı olarak bizim yaratıcılığımıza ait hiç bir şey duymadık. Sizde duymadınız. Bunu öğretmek, bunu öğretirken de normal benlik duygusu veriyorum milletime. Böbürlenme değil, üstünlük kurmak da değil, mutedil ve haklı benlik duygusu.”
Sonra Kat’ı sözünü belkide ilk defa duyacaksınız. Kökü binlerce yıl öncelere inen, hep ötelenen, geleneksel sanatımızı yani muhteşem hazinelerimizi yeniden keşfetmeye başlayacağız.
Kalemle yazılana şükredip, kitabın deriliklerinde huzur bulacak, Lale’nin öz malımız olduğunu bileceğiz ve dönüşü hafızalarımızı canlandıracak, huzurumuz katlanacak.
Durmak nedir bilmeyen öncülerimizden aldığımız destur ile: durmanın düşmek olduğunu öğreneceğiz.
Müziğimizin notalarında yol alırken, Feriye’de “bilmem bin kaç çeşit yemeklerimiz varmış, be…” diyerek düşlere dalacağız.
İstanbul dedik ya, şaşkınları ve aşıklarını unutmadan bir selam verip, Rahmetli Yücel Çakmaklı’yla beyaz perdede kendimizi arayacağız.
Semavi Eyice ile hafızlarımızı yokladıktan sonra, Başbakanımızın ferasetiyle ve Başkanımız Kadir Topbaş Bey’in çizdiği hedefler doğrultusunda Topkapı Kültür Parkı’nda manevi havayı teneffüs edip,
Nedim’in:
Bu şehr-istanbul ki, bi-müsli bahadır
Bir sengine yekpare acem mülkü fedadır
Bir dür-i yekta iki bahr arasında
Hurşidi cihan tab ile tartılsa sezadır
Dizeleriyle muhteşem şehrimizi bize emanet ettiği için ecdadımıza dua edip, yâd edeceğiz.
Kelimeler bitip son noktayı koyduktan sonra, kitabı bizlere hediye eden yazarı Sayın Nevzat Bayhan’ı daha yakından tanımak isteyecektir okuyucu.
Bayhan, bereketli ömrünü, aşkla şevkle hizmete adamış, bir kültür ve sanat adamı.
Bir taraftan kalem tutarken bir taraftan da mızrapla tellerin büyülü nağmesinde huzura yol alır. Bir taraftan 6 kişilik aileyi nasıl geçindireyim diyenlere inat 600 kişilik bir ailenin reisliğini yapmaktadır. Eşinin beyi, çocuklarının babası, yakınlarının abisi, yönettiği kurumun “babacanı”dır.
Kitabın Künyesi:
Yazarı: Gazeteci Yazar Nevzat Bayhan
Yayınevi: Ferfir
Sayfa: 202 s.
Ölçü: 13X20
Basım: 1. Baskı/İstanbul
ISBN: 9786054447015

31.12.2010