Aslında epeydir bu ANTEP PRESS yazarlarının ipliğini pazara çıkarmak için fırsat kolluyordum.
Ama her ne hikmetse araya bir şeyler girince sürekli ertelemek zorunda kaldım.
Doğrusu kararsızdım.
Bunların hepsinin toptan ipliğini pazara çıkararak bir celsede mi işi bitireyim, yoksa kategorize edip, tek tek mi dalayım?
Sonra kategorize edip tek tek dalmaya karar verdim.
Zira bu yazar milleti cinstir.
Bunlara toptan “yazar” desen olmaz.
Kimse üzerine alınmaz.
O vakit de Molla’nın pazara çıkardığı iplik ortada kalır, alan olmaz.
İlla ki kategorize edeceksin ki iplik pazarda para etsin.
Nitekim ben de öyle yaptım.
Şahsen yanlış anlaşılmasın.
Bunun Amerika’nın böl parçala yut, politikasıyla bir alakası yok.
Yoksa Molla’nız bunların hepsini bir celsede yutacak kadar iri bir göbeğe sahiptir.
Gerçi hepsini birden ele alırsam, topluca saldırıya geçme ihtimali yüksek olduğu için yazacakları karşısında biraz hazım zorluğu çekebilirim ama aziz okuyucularım ve TYB’nin muhterem yazarları yorumlarıyla bana destek olacaklarından şüphem yok.
Ama yine de bu yaştan sonra hazım zorluğu çekmeye gerek yok diye düşündüm.
Zira bunları tek tek, sindire sindire yemek daha sağlıklı olur.
Şimdi bu ANTEP PRESS yazarlarıyla bir cenge tutuşacağız ya, gittim iki tane yedek klavye daha aldım.
Eve çay ve kahve takviyesi yaptım.
Nolur nolmaz.
Savaş bu.
Ne kadar süreceği belli olmaz.
Silah, cephane ve mühimmatın hazır olması lazım.
Muhtemelen benim cenge hazırlandığımdan haberdar olan ANTEP PRESS yazarları da boş durmuyorlardır.
Duyduğuma göre Molla’nızın çok yönlü bir yazar olduğunu bildikleri için fena halde tedirginmişler.
Zira Molla’nızın her yönden saldırıya geçebileceğini hesaplıyorlarmış.
Hatta bir rivayete göre bir araya gelip klavyeye ellerini koyarak “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” diye ant içerek ortak savunma yapmaya yemin etmişler.
Etsinler.
Ben onları kategorize edeyim de görsünler bakalım Hanya’yı Konya’yı…
Hepsini Amerika karşısında paramparça olmuş Ortadoğu devletlerine döndürmezsem bana da Molla demesinler.
İşte Molla’nızın ipliğini pazara çıkaracağı ANTEP PRESS yazarları:
Düşünür – Yazar: Mustafa Yıldız
Sakalı olmadığı halde “Ruhani liderlik”, bıyığı olmadığı halde “Üstadlık”, sitede silah zoruyla senede birkaç yazı yazdırılabildiği halde “Yazarlık”, hiç de şair tipi olmadığı halde “Şairlik”, kendisine hiçbir şey danışılmadığı halde “Genel Yayın Danışmanlığı”, herhangi bir camide imamlık yaptığını gören olmadığı halde “Hocalık”, mafya ile hiçbir ilişkisi olmadığı halde ”Babalık”, iki üç tane torunu var diye “Dedelik” ve benzeri pek çok makamı bi gayri hakkın ( haksız yere) işgal eden; aslında tek düzgün becerebildiği şey düşünüp hayal kurmak olan; bu yüzden de millete sürekli iş çıkaran muhterem.
Düşünmeden Yazar: Kerem Doğu
Cihada çıkan bir cengâver gibi klavyesinden kan damlayan, meydanı boş bulup önüne gelene dalan, memleketin güzide evlatlarının başına bela olan, bu yüzden kimsenin yüzüne bakacak yüzü olmadığı için millete sırtını dönen muhterem.
Aktivist Yazar: Mehmet Alkış
Dışı seni, içi beni yakan; resmine bakınca kendi halinde emekli bir tapu kadastro müdürü zannedeceğin, otururken görsen “köyünü satıp şehre yerleşmiş asil bir köy ağası” olduğuna yemin edeceğin, ama birazcık deşeleyince aziz mübarek devletimize baş kaldıran anarşistlere kol kanat geren bir insan hakları militanı pardon aktivisti ile karşı karşıya olduğunu göreceğin muhterem.
Feminist Yazar: Ramazan Deveci
Saçı uzun aklı kısa nisâ taifesini, saçlarını kısaltıp akıllarını uzatmaları konusunda cesaretlendiren; bu yüzden de kocalarına baş kaldırarak başlarını derde sokmalarının ve dahi akabinde ise ya dayak yiyip hastanelik olmalarının ya da evden kovulup sürüm sürüm sürünmelerinin asıl müsebbibi olan muhterem.
Konuşur – Yazar: Osman İslamoğlu
Annesi onu pazarcı zannederken, aslında ANTEP PRESS’de Genel Yayın Yönetmenliği yapan; siteyi mezardan değil pazardan yöneten; çenesi makineli tüfek gibi çalışırken klavyesi 7.65 mm çapındaki Kırıkkale bir tabanca gibi tutukluk yapan; bu yüzden de rivayete göre yazılarını önce bir kasete konuşan, sonra da konuşmanın bant çözümünü yapan, ardından da noktalama işaretlerini rast gele serpiştirip bunu makale haline getiren muhterem.
Yan gelip yatar, pardon, Yazar: Rüstem Yanar
Senede iki yazı yazarak Mustafa Yıldız muhteremini aratmayan; adının Rüstem olduğunda herkes hemfikir iken soyadı ihtilaflı olan; her ne kadar o kendisini – resmi ortamlarda – “Rüstem Yanar” diye tanıtsa da, el altından kendisinin “Rüstem Yazar” olduğunu fısıldayan, ama gerçekte “Rüstem Yatar” olan; hatta bu gidişle “Rüstem yan gelir yatar” olacak olan muhterem.
Yardımcı Yazar: Fatih Tamer
Deniz Feneri’nin, El fenerinin, Gemici fenerinin; Yeşilay’ın, Kızılay’ın, Dolunayın; İHH’nın, Haa! Ha! Ha’nın, Eee! Ha! Haa’nın;  Gülzâdenin, Bülbülzâde’nin ve dahi Sümbülzâdenin gönüllü yardımcısı olan, herkese yardım edeceğim diye yanıp tutuşan, ama şu dünyada bir Molla’nıza bir de kendisine yardımı dokunmayan ANTEP PRESS’in “yardımcı” yazarı olan muhterem.
Yardıma muhtaç yazar: Mehmet Deveci
“Kişi bildiğini yazarmış” kavlince, seyyar satıcı, çaycı, ayakkabı boyacısı, simitçi, gazozcu, boyacı gibi edebi değeri olmayan şahıslar hakkında yazı yazmaktan Molla’nız gibi pek mühim bir şahsiyet hakkında yazmaya vakit bulamayan; bu yüzden de edebiyat âleminde “edebiyatçı – yazar” olarak anılması gayri mümkün olan; bu gidişle en fazla “edepli – yazar” olarak anılacak olan; bir hayırseverin kendisini mühim zatlarla – örneğin bendeniz Molla İbrahim Müteharrika ile – tanıştırmasına muhtaç olan muhterem.
Araştırmacı – Yazar: Ahmet Koyuncu
Kendisine araştırmacı yazar süsü vererek – güya – yazacak bir şeyler araştırıyor numarasıyla sürekli sağa sola giden, bu arada çaktırmadan bir üniversiteye kapağı atan, ondan sonra da kendisinden haber alınamayan muhterem.
Ne diye yazar: Nevzat Özkaya
Aslında bu sitede bu mevzuları niye yazdığına ne kendisinin ne de okuyucunun bir anlam veremediği, ama ANTEP PRESS’in sahibi olduğu için kendisine kimsenin laf söyleyemediği muhterem.
Misafir Yazarlar:
Salih Şimşek, Ali Şahin, M. Nezir Gül, Adil Demirkıran, Necmeddin Şekeroğlu, Sadık Yıldırım, Nisan Şeyda Gelebek
Bir de misafir yazarlar var ama onlara ilişmek caiz olmaz. Zira ki misafir eman altındadır. Ama bunlar arasında bir cengaver gibi cenk meydanına dalarak tıpkı bir Zaloğlu Rüstem edasıyla Molla’nıza karşı klavye sallayacak olan çıkarsa onların da icabına bakarız.
E, artık kategorize edip parçaladığımıza göre teker teker dalabiliriz.
O zaman “Hayda bire Bismillah” deyip, gelecek yazımızda bu Mustafa Yıldız muhtereminden başlayalım da bu muhtereme dünyanın kaç bucak olduğunu gösterelim.
Hak Teâlâ kolay eyleye…
Amin…

26.01.2011