2001-2002 eğitim yılında Afyon`a geldiğim zaman tanışmıştık. 40`lı yaşlarının başında hiç evlenmemiş, babasının vefatı sonrası ailesinin yükünü üzerine almış, daha doğrusu almak zorunda kalmıştı. Çok şefkatli, sevecen, cömert bir insandı Şengül Abla.


2001-2002 eğitim yılında Afyon’a geldiğim zaman tanışmıştık. 40’lı yaşlarının başında hiç evlenmemiş, babasının vefatı sonrası ailesinin yükünü üzerine almış, daha doğrusu almak zorunda kalmıştı. Çok şefkatli, sevecen, cömert bir insandı Şengül Abla.

Arkadaşlarımla beraber kaldığım evden ayrıldığım zaman gelmiştim ilk kez Buket Pansiyona, her sıkıntımı paylaşabileceğim bir insan ile tanışacağımı bilmeden.

Üç aydan biraz fazla kaldım pansiyonda ve yeniden bir eve tanıştım. Fakat zaman zaman uğrayıp bir çayını içeceğim bir uğrak yeri bıraktım arkamda. Dini konulardan siyasi konulara kadar her şeyle ilgili olan ve okuduğu, dinlediği bir şeyleri paylaşmaktan keyif alan bir insandı. Dostluğumuz ilerledi zaman içerisinde.

Bir süre sonra zorda olan bir başka öğrenci arkadaşım için aradı beni. Maddi imkansızlık sebebiyle okulu bırakma kararı alan bir öğrenciden bahsetti. Pansiyonda kalıyordu arkadaş. Çok başarılı bir arkadaştı ve daha önce tıp fakültesini kazanmasına rağmen gidememişti. Birkaç yıl sonra Afyon’da biyoloji bölümüne gelmiş fakat henüz işin başında yapamayacağı düşüncesiyle bırakma kararı almıştı. Abla hatırladığım kadarıyla ondan ücret almıyordu. Neyse bana arkadaştan bahsetti ve burs bulabilir miyim diye rica etti. Ben de çok üzülmüştüm duruma. “toplum olarak bu zekaya sahip birisini kazanamazsak kaybederiz” dedim ablaya. Yıllar sonra bahsetti, bu sözüm onu etkilemiş. O dönem için ciddi olmayacak bir miktar bursu tek defalık olarak bir hicret vakfından ayarlayabilmiştim. Arada ben de burs aldığımda Raşit’le paylaşıyordum. Raşit’e maddi olarak ciddi bir katkım olmadı ama Raşit, abla ve benden aldığı güçle kararından vazgeçti ve okula devam etti. Kısa bir süre sonra iş buldu ve hem okuyup hem çalışmaya başladı.

Buna benzer bir olay daha birkaç ay sonra vuku buldu ve daha önce aynı evde kalıp kavga ederek ayrıldığım bir arkadaşım, pansiyonda kalmak istediğini ancak o zaman için 130 milyon olan ücret 90 milyona inerse kalabileceğini söyledi. Abla ile görüşmüş ve 120 milyona indirebilmişti. Ben de abla ile konuştum ve “sen yine 120 al. Ancak Uğur’a 90 de. Gerisini ben ödeyeyim ama o bilmesin” demiştim. Bu cevap ablanın o kadar hoşuna gitti ki benden de almadı ve 90 milyona kabul etti.

Bu iki olay abla ile beni daha da yakınlaştırdı. Evde kalmama rağmen ders çalışmak için özellikle sınav dönemlerinde gelir pansiyonda kalırdım. O zamandan itibaren benden para kabul etmemeye başladı. Kahve içmeyi sevdiğimi bildiği için ben gelince abisi Ali İhsan abiye “ hadi canım bize bir kahve yap da içelim” derdi.

Üniversiteyi bitirdim ve daha sonra Yüksek Lisans için yine Afyon’da kaldım. Hem bir dershanede öğretmenlik yapıyordum hem de okula devam ediyordum. Ev arkadaşlarım benimle beraber bitirdiğinden pansiyonda tekrar kalmaya başladım. Her bayramda memleketine gidemeyenler için bayram namazından sonra yemek verirdi. Bu sayede ailesinin neredeyse tüm fertlerini tanıdım. O öğretim yılının son aylarında maddi olarak biraz sıkışık olduğumdan pansiyon ücretini düzenli ödeyemiyordum. Mayıs ayında öğrencilik hayatım boyunca kaçırmadığım Sosyoloji öğrencileri kongresine gidemeyecektim. “Bugünleri bir daha asla bulamazsın Ahmet. Ne kadar lazım söyle dedi ve yaklaşık 200 milyon para verip beni kongreye gönderdi. Çok mutlu olmuştum. Ama hem ablaya iki aylık 360 milyon pansiyon kirası borçlanmıştım hem de 200 milyon para almıştım. Arada aldığım 10- 20 hariç tabii.

Okulun ders dönemi bitti ve ben Afyon’dan ayrıldım. Ablaya borçlu olarak ayrıldım. Dönem dönem tezimi görüşmek için Afyon’a geldiğimde pansiyonda kalıyordum ve hiç para kabul etmedi. Hatta yemeklerimi bile o ısmarladı. Akademisyenlik hayalimi bildiği için onun da en büyük hayali beni üniversitede görmekti. “Bir gün siz istediğiniz işlere kavuştuğunuzda ben de ziyarete geleceğim. O zaman ‘toplantıdayım’ derseniz sizi döverim” diye takılırdı bize.

Bu böyle devam etti ve yıllar sonra akademisyen olarak Afyon’a döndüğümde (yaklaşık 1 yıl önce) çok sevindi ve evimin yerleşmesine kadar her şeyimizle ilgilendi. Benim ailem de onu tanıyordu. Kimisi tanışmıştı, kimisi de “bir sıkıntım olursa ablam orada” dediğim için gıyabında tanımıştı Şengül ablayı.

Üstelik ablanın benim gibi her sıkıntısına koştuğu, mezun olduktan sonra da irtibatlı olduğu, düğünlerine gittiği onlarca kardeşi vardı. Annesi Hacı teyzenin de ifade ettiği gibi “siz benim çocuğum yok sanıyorsunuz. Oysa benim bir sürü sakalı bıyıklı çocuğum var” demesi bizleri bir kardeş, bir evlat olarak görmesinden dolayıdır. Bu kardeşlerinden ve çocuklarından bir kısmı onu son yolculuğunda da yalnız bırakmadı ve şehir dışından geldiler. Son görevlerini yapmak için geldiler.

Geçen Cuma günü bir ders esnasında çalan telefonda ablanın ismini gördüğümde telefonu açtım ve başka bir sesle karşılaştım. Diğer bir ablamızdı telefondaki. “Abla ben seni sonra arasam” dedim. Kendi sesini tanımadığımı sandı ve “Ahmet ben İftar ablan dedi”

“tanıdım abla” dedim. “sonra arasam”

“bir şey söyleyeceğim” dedi. “Şengül ablan kalp krizi geçirdi”. Neye uğradığımı şaşırdım, ama bir şey olmadığını ve atlattığını düşündüm hızlıca zihnimden. Arkasında gelen sözler halen inanmakta zorluk çektiğim ve ailece derinden hissettiğim bir yokluğa işaret ediyordu.

“Ablan vefat etti”

Afyon’da okumuş birçok öğrencinin ablası, annesi artık ebedi yolculuğuna çıkmıştı. Şöyle dua ettim hep:

“Ya rabbi, o bizlere karşı hep merhametli, hep cömert, hep şefkatli, hep sevgi dolu oldu. Her sıkıntımızda yanımızda oldu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin, cömertlerin en cömerdisin, şefkatlilerin en şefkatlisisin, kullarını en çok sevensin. Sen de ona daha fazlasıyla muamele et.”

Allah mekanını cennet eylesin. Ailesine sabırlar versin. Yokluğuna alışmanın zor olacağı ablam için dostlardan bir Fatiha…

27.12.2012