Ramazan ÇETİN yazdı…

KALBİNİZE YASLANIN VE DERİN BİR DÜŞÜNCEYE DALARAK RUHUNUZLA YÜCELİKLERE YOL ALIN. BİR YANDAN YÜREĞİNİZİN MELODİLERİNİ DİNLERKEN BİR YAN DA ŞU KOCA ÂLEMDE DARLIK ÇEKEN, AÇ KALAN BİRİNİ HATIRLAYIN. HATIRLAYIN Kİ HATIRLANAN BİR KUL OLABİLESİNİZ. BU İLAHİ SENFONİ İÇİNDE FİLİSTİNDE GAZZE DE AÇ SABAHLAYAN BİR ÇOÇUĞUN GÖZLERİNDE KAYBOLUN, EVLADINI YİTİREN BİR ANNENİN YÜREĞİNDE ÇARPIN. ACILI GÖZLYAŞLARIYLA İÇİ BURKULMUŞ BİR BABAYI DÜŞÜNÜN! VE TUTSAK EDİLMİŞ BİR HAYAT NASIL YAŞANIR, IŞIĞI ÇALINMIŞ BİR VATANDA NASIL İNSANCA YAŞANABİLİR HAYAL EDİN. BİR YANDAN DA GELİN İHTİDA ETMİŞ, CHARLESİ DİNLEYELİM.   CHARLES’İN HAYATI GERÇEKTEN DERİN DUYGULARA TAŞIYICI BİR HALDİR. OKURKEN AĞLADIM, ZATEN KENDİSİ DE AĞLAYRAK IŞIĞA ERİŞİYOR. KÜÇÜK YAŞTA BABASINI KAYBEDER, AİLENİN BÜTÜN SORUMLULUĞU ONA YÜKLENİR. AİLESİNE KARDEŞLERİNE BAKMAK DURUMUNDADIR. ÇİFTLİKLERDE ÇALIŞIR, DEĞİŞİK İŞLER YAPAR. 18 YAŞINDA ASKERE ÇAĞRILIR. ÖNCE ALMANYA’YA DAHA SONRA İNGİLİZ MANDASI FİLİSTİNE GÖNDERİLİR. VE BAKIN NE DİYOR. “…FİLİSTİNE GÖNDERİLDİM.1948 YILINA KADAR FİLİSTİNDE KALDIM. FİLİSTİN TOPRAKLARINI HAZRETİ İSANIN YAŞADIĞI YER OLARAK BİLİYORDUM. O YÜZDEN AŞKLA ŞEVKLE GİTMİŞTİM. AMA ORAYI BİR TÜRLÜ SEVEMEDİM. ÇEŞİTLİ NEDENLERDEN DOLAYI. 21 YAŞINDA TERHİS VAKTİM GELİNCE İNGİLTEREYE DÖNDÜM. 1973 YILINDA ANNEM VEFAT EDİNCE DAHA FAZLA DÜŞÜNMEYE BAŞLADIM. DAİMA ALLAHA DUA ETTİM BANA DOĞRU YOLU GÖSTERMESİ İÇİN.”

CHARLES BİRÇOK DEFA İSRAİLE ÖZELLİKLE TELAVİVE GİDER GELİR. BİR TÜRLÜ ISINAMAZ. FAKAT YÜREĞİNDEKİ SES  “GİTME BURDA KAL”DİYORDU. EN SONUNDA BİR ARKADAŞI ONA ŞÖYLE BİR MEKTUP YAZAR (.BU VAKIANIN DAHA GENİŞ OKUMAK İÇİ BKZ. DİB. İHTİDA ÖYKÜLERİ)

O ŞÖYLE DEVAM EDİYOR.

… Bir yıl sonra İsrail’de bulunan bir arkadaştan mektup aldım. Bana, “Eğer bir daha İsrail’e gelirsen Telaviv’e gitme,  Kibbutz denilen çiftliklerin bulunduğu küçük kasabalara git!” diyordu. Tekrar İsrail’e döndüm, bu sefer arkadaşımın dediği gibi kırsal kasabalara gittim. Ancak bu gidişimde düşman olarak gördüğüm Filistinlilerle yüz yüze gelmiştim. Yahudiler için yapılan yerleşim merkezlerindeki inşaatlarda çalışıyorlardı. Ben de inşaat teftişi ile uğraştığım için onlarla mecburen muhatap oluyordum. Karınlarını doyurabilmek için kendilerini yok eden İsraillilerin inşaatlarında çalışıyorlardı. Yaşamak için başka çareleri yoktu. Bu sahneyi görünce Filistinlilere bir insan olarak acıdım. Filistinliler beni arkadaşça karşılamışlar ve bana sıcaklık göstermişlerdi. Böyle davranmalarına bir türlü inanamıyordum. Oysa ben İsrail’e Yahudilere yardım etmek için gelmiştim. Onlar benim geliş amacımı, dinimi ve ülkemin onların bu hale gelmelerindeki rolünü çok iyi biliyorlardı, lakin yine de bana çok iyi davranıyorlardı. Artık, “uçak kaçıran, adam öldüren diye öğretilen insanlar bu insanlar mıydı?” diye düşünmeye başlamıştım. Ön yargılarım yavaş yavaş kayboluyor, Filistinlilerle arkadaşlığım hızla gelişiyordu. ”

“…bir gün Filistinli iş arkadaşlarımdan biri beni yakınlardaki bir filistin köyüne davet etti. O köye doğru yola çıktık. Bir yaz günüydü ve insanlar evlerinin önlerine oturmuşlar akşam çayı içiyorlardı. Her önünden geçtiğimiz ev bizi davet ediyordu. Ben çok şaşırmıştım. Çünkü yoldan geçen birini eve davet etme hadisesine yabancıydım. Nihayet bir eve girdik ki fakirlik her haliyle kendisini belli ediyordu. Fakat daha önemli bir haslet, bir ruhi zenginlik söz konusu idi. bize çay ve bisküvi ikram ettiler. Evde beş-altı yaşlarında bir çocuk vardı. Benim karşımdaki köşede sakince oturuyordu. Bir müddet oturduktan sonra kalkma vaktimiz geldi. Biz kalkınca bu çocuk önümüze doğru yürüdü ve Arapça bir şeyler söyledi. Tabii ben bir şey anlamadım. Beni oraya götüren Filistinli devreye girdi ve, “Bu çocuğun ismi Yusuf, senden iyi geceler öpücüğü istiyor.”  dedi. Bir anda her şey durmuştu. Ortalığı bir sessizlik kapladı. Sanki beynimden vurulmuştum. Evet, bu insanlardan şimdilik hoşlanmaya başlamıştım ama onu nasıl öperdim. Bunu aklımdan bile geçiremezdim. Donup kalmıştım. Nasıl olur da bu çocuk benden, bir İngiliz’den kendisini, yani bir müslümanı öpmesini isteyebilirdi?”

“…o anda tarif edemeyeceğim bir şey oldu. Kendimi dizlerimin üstünde buldum. Artık insanlığın son basamağında gördüğüm Arapların seviyesindeydim. Küçük Yusuf’un hizasındaydım. Göz göze geldik. Küçük Yusuf kollarını omzuma atmış, kalbime yaslanmıştı. Onu öpmüştüm. O anda birden her şey değişmişti. Sanki bir bomba patlamış da beni tekrar ayaklarımın üzerine kaldırmış gibi ayağa kalktım. Yusuf kollarımdaydı. Ağlamaya başladım. Gözlerimden yaşlar boşanıyordu. Beni affetmesi için Tanrı’ya yalvardım ve duamın kabul olduğunu hissettim. Çünkü kulağımda bir ses çınlıyordu: “Bunlar senin insanların! Bunlar senin insanların!” Artık burası İsrail değil filistin’di. Bir anda her şeyi farklı açıdan görmeye başlamış sanki yeniden doğmuştum. Bundan böyle bu insanlar benim bir parçam olmuşlardı. Neden buraya üç kez tekrar tekrar geldiğimi anlamıştım. Dakikalarca ağladım. Benimle beraber bütün aile ağladı. Herkes olağanüstü bir şey olduğunun farkındaydı.  O gece bir başlangıçtı. İslam’a dönüşümün başlangıcıydı. ” Evet  var mıyız  yeniden  bütün ruhu  canımızla  doğmaya.Bir  cana can olmaya.O’na teslim olmaya….