Resim_1325418704Mustafa Yıldız son dönem Osmanlı Ulemasından Eşref Efendizade Şevketi`nin `Sa`y ve sermaye mücadeltanın dinen sureti halli` isimli Osmanlıca risalesini değerlendirdi ve Latinceye çevirdi.

 

ANTEP PRESS – Makale
BİR İSLAMCININ KAPİTALİZM VE SOSYALİZM HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ
Mustafa YILDIZ
18. yüzyılın sonları, 19. yüzyılın başları Batı`da işçi sınıfı ile sermaye sınıfı arasındaki çatışmanın had safhaya ulaştığı bir dönemdir. Marksın düşünceleri ezilen kesimlerde kabul görmeye, işçiler arasında sermaye çevrelerine karşı sınıf bilinci ve dayanışması artmaya başlamıştır. Batıda sınıfsal farklılıkların gün be gün artmasına paralel olarak işçi sınıfının bilinçlenmesi ve bu arada gerçekleşen Rusya`daki Sosyalist Devrim Batılı devletleri ve rejimleri iyice tedirgin etmeye başlamıştır. Yeni devrimlerin olabilme ihtimali Batılı dini ve siyasi liderleri sorunun çözümü konusunda yeni arayışlara itmişti. Bu bağlamda İngiltere`nin Anglikan Kilisesi Hilafet Merkezindeki ulemaya bir mektup yollayarak bir takım sorular yöneltir.  Her ne kadar bu mektubun amacı İslam`ı kendi müntesiplerinden yetkin bir âlimin diliyle Batı toplumuna tanıtacak bir kitap talebi gibi görünse de, istenilen şey daha ziyade Batı`daki toplumsal düzeni tehdit eden sınıf çatışmalarını önleme konusunda İslam`ın ne önerdiğidir. Mektup “Daru`l-Hikmet-i İslamiye“`ye gönderilir. “Daru`l-Hikmet-i İslamiye” azalarından Eşref Efendizade Eşrefi, Abdulaziz Çaviş vb. bazı âlimler bu sorular ekseninde birer risale kaleme alırlar. Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz risale Eşref Efendizade Eşrefi`nin “Sa`y ve Sermaye Mücadelatının Dinen Sureti Halli” isimli risalesidir. Risale Tahir`ül-Mevlevi tarafından Osmanlıca olarak neşredilir. Daha sonra bu risale “İslam`da Emek ve Sermaye” adıyla Hedef Yayınları tarafından sadeleştirilerek yayınlanır.
Biz Eşref Efendizade Şevketi`nin bu önemli risalesini herhangi bir sadeleştirme yapmaksızın, Osmanlıca`dan Latin alfabesine çevirerek yeniden yayınlamakta fayda mülahaza ettik. Bununla birlikte Risalenin dilinin belki bazı okuyucularımız için ağır gelebileceğini düşünerek, içeriği konusunda ana hatlarıyla bir özet vermeyi uygun gördük. Müellifimiz Eşref Efendizade Şevketi, son dönem Osmanlı ulemasındandır. “Daru`l-Hikmet-i İslamiye” azalığı yapmış, Bediüzzaman Said Nursi ile birlikte “Cemiyetü`l-Müderrisin“in kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Arapça, İngilizce, Almanca ve Fransızca da bilen Şevketi`nin “Medâris-i İslamiye Islahat Programı” isimli bir risalesi de mevcuttur.
Aşağıda tüm metnine yer vereceğimiz bu risalede Şevketi önce dinin mahiyeti hakkında genel bazı mülahazalarda bulunduktan sonra Batı`da ortaya çıkan bu toplumsal sorunun nedenleri üzerinde durur. Şevketi`ye göre insanlar hayat konusunda iki tür anlayışa sahiptir. Bir kısmı hayatın tümünü bu fani dünyadaki hayattan ibaret görmekteler. Bunlar yaşadığımız hayatın dışında başka bir hayatın da olabileceğini kabul etmiyorlar. Bir kısmı ise ölümden sonra başka bir hayatın olduğuna inanıyorlar. Ahirete inananlara göre bu dünyadaki hayatın gerçekte bir kıymeti yoktur; sadece ahiret hayatını kazanmaya vesile olduğu kadar değerlidir. Bu yüzden bu tür insanlar bu dünyada sade ve basit bir hayat yaşamayı tercih ediyorlar. Hayatlarını idame ettirebilecek kadar kazanmakla ve harcamakla yetiniyorlar. Ancak hayatı bu dünyadan ibaret kabul edenler, kendileri için azami derecede menfaat temin etmeye ve haz almaya gayret ediyorlar. Böylece hayatları dünyaya hizmet etmekle geçiyor. Onların bu aşırı çalışması dolayısıyla şehirler genişliyor, pek çok görkemli bina yapılıyor ve devasa bir servet yığılıyor. Bu durum ise bunları koruyacak güçlü ordulara ve bunların finansına ihtiyaç duyuruyor. Bu da vergileri artırıyor. Ahali geçimini temin etmekte zorlanıyor. Hırs ve tamah artıyor ve hayvanlar âleminde geçerli olan “en güçlünün ayakta kalacağına” ilişkin tabiat yasası hareket noktası halini alıyor. Güçsüzlerin güçsüzlüğünden merhametsizce istifade edilerek devasa bir servet sahibi olunur. Şevketi, toplumdaki sınıflar arasındaki farkın bu derece açılmasının nedeninin bu anlayış olduğunu söyler.
Şevketi`ye göre peygamberlerin basit ve sade hayat tarzları esas alınsaydı maddi bir medeniyet meydana gelmezdi. Bu gün yaşanılan bu sorunun nedeni Batı toplumunda peygamberlerin zahidane hayat tarzının terk edilmesinden dolayı zengin sınıfında mala ve servete karşı aşırı bir hırs ve tamahın oluşmuş olmasıdır. Şevketi, her ne kadar Müslümanlar arasında da dünyaya meyledip servet yığmayı tercih edenler bulunsa da bunların çok az sayıda olduğunu, Müslümanların genelinin gönlünde peygamberlerin öğretileri yer ettiği için dünya malına karşı bir meyil bulunmadığını söyler. İslam`ın kendine özgü bir medeniyet oluşturduğunu belirten Şevketi, hayatın her alanında oluşan kurum ve kuralların kaynağının dini naslar (Kur`an ve Sünnet) olduğunu söyler. Dinin iyi olanı emredip, kötü olandan sakındırmayı amaçladığını ve Hz. Peygamber`in de bunu yaptığını söyleyen Şevketi, emr-i bil-marufu Hz. Peygamberin “Allah`ın emrine saygı göstermek ve mahlûkata ise şefkat göstermek” olarak açıkladığını belirtir. “Zulüm ve tekebbür İslam dininde menfur, zalimler ve mütekebbirler melundur” diyen Şevketi İslam`ın  zulüm ve istikbara savaş açarak yeryüzünde adaleti yeniden tesis ettiğini söyler.
Batı toplumunda emek ve sermaye çatışmasının nedenleri üzerinde de duran Şevketi`ye göre bu çatışmanın asıl nedeni Hıristiyanların tevhid akidesini terk ederek teslise inanmalardır. Teslisin akla aykırı olduğunu söyleyen Şevkati`ye göre bunun sorumlusu Hıristiyan âlimlerdir. Dolayısıyla uleması (alimleri) tarafından temeli kazılan bir dinin binasını ukalanın (akıllıların) yıkmakta gecikmeyeceğini zaman göstermiştir.  Hıristiyanlık hakikatini kaybettiği için halk dinden soğumuş, kurtuluşu başka yerlerde aramaya başlamıştır. Öte yandan tecrübî ilimlerin gelişmesiyle birlikte münevver (aydın) insanlar da dinden uzaklaşmışlardır.
Şevketi sorunun diğer nedenlerinden biri olarak da arazilerin dağıtımı ve kullanımları ile miras dağıtımındaki  adaletsizlikleri görür. Öte yandan Şevketi`ye göre uluslar arası askeri rekabetin artması büyük orduların oluşturulmasını ve bunların finansmanını zorunlu kılmaktadır. Bu da halkın üzerindeki vergi yükünü artırmaktadır. Şevketi buna çare olarak düzenlenen “Silahların sınırlandırılması konferansı” için, “Bunun yerine ihtirasların sınırlandırılması konferansı düzenlenseydi daha faydalı olurdu” der.
Problemin çözüm imkanı konusunda bazı değerlendirmelerde bulunan Şevketi`ye göre birincisi, hali hazırdaki durumdan memnun olanların yoksul sınıfların şikayetini dikkate alarak bir değişikliğe gitmek yerine kanun gücü kullanmayı tercih etmektedirler. Bu da kanunu uygulama gücü fazla olan ülkelerde mümkünse de, sermaye sınıfının düzeni hukuki ve ahlaki bası ve ihtilal ile tehdit edilmektedir. Günden güne gelişen ve genişleyen bu harekete karşı uzun süre mukavemet etmek mümkün görünmüyor.
Sorunun nedeni sınıfsal farklılıklar olduğuna göre bu farklılığı artırmak çözüm olmayacağına göre geriye bu farklılığı ortadan kaldırmaktan başka çare görünmüyor. Bu durumda ya sefaleti ortadan kaldırarak herkesi zengin etmek gerek ki bunu hiç kimse tecrübeye cesaret etmiyor, ya da zenginlerin mallarını yoksullara dağıtmak gerek, ki bu da aklen ve dinen kabul edilemez.
Şevketi`ye göre sorunun nedeni zahiren “sınıflar arasındaki farklılıklar” gibi görünse de asıl neden bu değildir. Böyle düşünmek çok yüzeysel bir değerlendirme olur. Bu çatışmanın, yukarıda da belirtildiği gibi pek çok nedeni vardır ve bunlar izale edilmedikçe sorunu çözmek düşünülemez.
Sınıfsal farklılığın nedeni bireysel farklılıklardır ki, bu da kişisel ve harici olmak üzere iki gruba ayrılır. Kişisel olan sebepler de zati ve kesbi olmak üzere ikiye ayrılır. Zati sebepler kişinin bünyesel ve ruhsal farklılıklarından oluşur. Harici sebepler ise bölgesel farklılıklar, toplumların kültürel yapıları, toplumsal sınıfların ve milletlerin yaşam tarzları, hükümetlerin idare biçimlerinin oluşturduğu zihniyet, aile çevresi ve mesleği gibi faktörlerdir.  Kişilerdeki bireysel farklılıklar fıtri olduğu için bunun ortadan kaldırılması söz konusu olamaz. Ferdi farklılıklar olduğu sürece toplumsal farklılıklar da olacaktır. Bolşeviklerin yaptığı gibi bu farklılıkları ortadan kaldırabilmek için fıtraten zorba olmak ve zorbalık yapmak gerekir.
 Allah Kur`an-ı Kerim`de “Biz onların rızıklarını dünya hayatında aralarında taksim ettik” (Zuhruf: 32) buyuruyor. Şevketi`ye göre bu ayet toplumsal ve bireysel farklılığın devam etmesinin ilahi hikmet gereği olduğuna işaret ediyor. Bunu değiştirmeye kalkışmak ilahi hikmete aykırı davranmak olur. Çünkü Peygamberimiz Veda Hutbesinde “Mallarınız, canlarınız ve namuslarınız birbirinize haramdır” buyurmuştur. Bu bağlamda Şevketi, toplumsal farklılıkları kaldırmayı amaçlayan, mülkiyette ve kadında ortaklık düşüncesini savunan Kominizm`in şeriate aykırı olduğunu söyler.
Şevketi`ye göre ne mevcut durumu korumak, ne de farklılıkları bütünüyle ortadan kaldırmak mümkün olmayacağına göre geriye tek çare durumu ıslah yoluna gitmek kalıyor. Şevketi problemin çözümü sadedinde ise şu değerlendirmeyi yapar:
Dünya hayatının, mal, mülk ve servetin, kadınların, çocukların insana cazip hale getirildiğine; insanoğlunun mal, mülk ve servete düşkün yaratıldığına, İsa`nın aç gözlü olduğuna, insanın gözünü ancak toprağın doyuracağına ilişkin ayet ve hadisler nakleden Şevketi, bir yandan zenginlerin zevk-ü sefa içerisinde yaşarken diğer tarafta aç, sefil yaşayan yoksulların içlerindeki bu hırsı kontrol ederek dünya nimetlerine iltifat etmemelerin beklenemeyeceğini söyler. Ancak yönetici sınıf ve âlimler züht içerisinde yaşarlar, zaruri olanla yetinirlerse, belki o zaman fakirler de bu geçici dünyanın nimetleri yerine ahiretin ebedi nimetlerini tercih ederek bu nimetlerden ebediyen mahrum kalmayacaklarını düşünerek kanaat gösterip hırslarına gem vururlar.  Bu kanaat ise ancak kalbe itminan verecek bir hakikati telkin eden hak bir dine tabi olmakla ve peygamberlerin yolunu izlemekle mümkün olur. Allah`ın, Hıristiyan olduğunu iddia edenlerin aralarına kin ve düşmanlık koyduğunu söyleyen ayet bu gerçeği ifade ediyor. Aralarındaki bu kin ve düşmanlığın sebebi Hz. Muhammed`in peygamberliğini reddetmek olduğuna göre, buna inanmaları kin ve düşmanlığın ortadan kalkmasını sağlayacaktır.
İslam`ın sadece bir iki konuda değil, Batı`nın her tür hastalığına şifa, her tür derdine deva olacağını söyleyen Şevketi,  “Peki ama bunu Batı`nın doğası kaldırabilir mi?” diye sorar. Şevketi`ye göre Batı`nın İslam`ı kabulü çok uzak bir ihtimaldir. Zira Batı`nın sahip olduğu muhteşem hayat tarzını değiştirerek sade ve basit bir hayatı tercih etmesi, dünya nimetlerinden ve lezzetlerinden vazgeçmesi kolay değildir.
“Bu durumda Batı`daki işçi sınıfı ile sermaye sınıfı arasındaki çatışmanın akıbeti ne olacaktır?” diye soran Şevketi için aslında cevap bellidir: Meydana gelmesi için bütün şartları oluşmuş bir olayın meydana gelmesi İlahi yasanın gereğidir. Meydana gelmesi kaçınılmaz hale gelmiş bir olayın meydana gelmemesi sünnetullahın yani Allah`ın sosyal yasalarının değişmesini gerektirir ki, bu mümkün değildir. Zira “Allah`ın sosyal yasalarında bir değişiklik olmaz”
Acizlere ve zayıflara karşı kibir ve büyüklenmenin neticesinin ne olduğunu Kur`an beyan etmiştir. Zira Allah, dünyada kendisini büyük gören herkesi alçaltır. Şevketi sermaye sahiplerinin akıbeti konusunda Kur`an-ı Kerim`de zikredilen Karun`u örnek gösterir ve Karun kıssasını anlatır. Bilindiği gibi Karun servetiyle böbürlenen çok zengin birisidir. Ancak onca serveti Allah`ın onu cezalandırmasından koruyamamıştır.
Şevketi`ye göre bu çatışma sona ermeyecektir; zira gelecekle ilgili bazı ayetler bu çatışmanın Kıyamete kadar önlenemeyeceğini söylüyor. Şevketi bu bağlamda bazı ayet ve hadisler naklederek bu konuda söyleyeceklerini tamamlar.
Bu bağlamda son söz olarak özetle şunları söyler:
Bu konuyu hem Doğulular hem de Batılılar daha derin düşüneceklerdir. Batılılar düşündükçe peygamberlerin yolundan ne kadar uzaklaştıklarını ve bu fani hayatın insanın yüce istidat ve temayüllerinin tekâmülüne kifayet etmediğini anlayacaklar. Müslüman ve Doğu toplumları ise gelişmiş ülkelerle birlikte siyasi varlıklarını korumak için kendilerini tamamıyla dünyaya vermelerinin vahim sonuçlarını görecekler ve dünya ve ahiret hayatının sadece birini dikkate almanın dengeyi bozacağını fark edeceklerdir.
Şevketi burada şu önemli soruyu sorarar: Madem ki dünyaya dalmak ve ona tapmak ahrette vahim sonuçlar doğuruyor ve dünyayı bırakarak sadece ahirete yönelmek dünyaya ve tabi dolayısıyla ahirete zarar veriyor; bu durumda ikisini birleştirmek nasıl mümkün olacak?
Burada Şevketi, bu sorunun cevabının çok zor olduğunu, ta meydana çıktığı ilk günden beri çözüm beklediğini belirterek sözlerini sonlandırır.
NOT:
Mustafa Yıldız tarafından Osmanlıcadan Latinceye çevrilen Eşref Efendizade Şevketi`nin “Sa’y ve Sermaye Mücadelatının Dinen Suret-i Halli” isimli risalesinin tam metnini aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

 

(Antep Press)