sarklidan-gormeze-sert-tepki-1452001861-10859040580

Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bektaş Şarklı ne zaman çıkıp bir açıklama yapsa; “ne yani şimdi en önemli hukuki sorunumuz bu mu?” diye sorasımız geliyor. Hemşehrimiz Mehmet Görmez’in kendisini müslüman kabul eden alevi yurttaşlarımızı sevindiren açıklaması Şarklı’yı çok rahatsız etmişe benziyor. Kendisi her  konuda görüş beyan ederken yetki ve sorumluluğunu aşmış olmuyor, Görmez hem de din işlerini yakından ilgilendiren bir mevzuda açıklama yapınca tuhaf oluyor.

İşte baştan sona tarafgirlik ve nefret içeren açıklamalar:

Av. Şarklı; “Diyanet İşleri Başkanı’nın bu talihsiz açıklamasını kınıyor, kendisine siyasetsiz günler diliyorum.” dedi.

Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bektaş Şarklı’nın açıklaması şu şekilde: “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetki ve sorumlulukları, Anayasanın 136. Maddesi ile düzenlenmiştir. Buna göre “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” denilmektedir. Anayasa düzenlemesine rağmen, Diyanet İşlerinin Başkanlığı’nın değişik inanç gruplarına Anayasa’nın 136 maddesinde belirtilen “laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi…” ilkesine ve yine Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “…demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti…” ilkesine uygun hareket etmediği görülmektedir. Tam tersine ayrımcı, mezhepçi sadece resmi devlet dini ve ideolojisine uygun faaliyet yürütmektedir. Toplumda bulunan değişik din ve inanç gruplarına yönelik herhangi bir hizmeti veya çalışması bulunmamasına ve Türkiye’de yaşayan-çalışan tüm insanların vergisinden diğer kurum ve kuruluşlardan daha fazla gelir elde etmesine rağmen ayrımcı siyasetin tam da göbeğinde yer almaktadır. Üstelik Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve Diyanet Vakfı’nın harcamaları, bedelinin 1 milyon TL olduğu iddia edilen araç alımı olayında olduğu gibi, keyfi ve herhangi bir denetime tabi olmadan fütursuz bir şekilde harcama yaptığı görülmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığının mezhepçi yapısı ve duruşu son olarak “Cemevleri diyanetin kırmızı çizgisidir’’ açıklaması ile somutlaşmıştır. Bu açıklamanın içeriğinde bulunan “cem evi talepleri siyasi taleplerdir kabul edilemez!’’ şeklindeki ifade ise, tam bir statüko refleksidir. Türkiye’de alışılageldiği üzere her demokratik, insani talepler veya değişik inançlara dair talepler “siyasi taleptir” diye ret edenler, siyasetin daniskasını yapmaktadırlar. Tam da din işlerini bu son olayda görüldüğü üzere çıkar siyasetine alet etmektedirler. Diyanet İşleri Başkanı da bu beyanatıyla mezhepçi-siyasi duruşunu açıkça ortaya koymuştur.

 

Diyanet İşleri Başkanı hızını alamamış, yeni Milli Güvenlik Kurumu(MGK) olmaya soyunmuş olacak ki; kendisine göre kırmızıçizgiler belirleme noktasına gelme cüretini gösterebilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu talihsiz açıklaması ülkemizde yaşayan bir kısım yurttaşın sahip oldukları inancın gereği olan taleplerine karşı duyulan yersiz ve gereksiz nefretin göstergesidir. Bir kısım yurttaşın çok insani talebi olan ibadethane talebi daha düne kadar ‘’inanca özgürlük’ ’diye ağlaşanlarca ‘’siyasi talep’ ’olarak değerlendirilmesi en basit ifadeyle talihsizliktir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin son olarak verdiği kararında, AİHM’nin cem evlerini ibadethane sayan kararına ve Anayasanın uluslararası anlaşmaların iç hukuk normu sayıldığına ilişkin düzenlemesiyle eşitlik, din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin maddelerine atıf yapılarak; “Cemevi, Alevi-İslam inanışına sahip yurttaşlarımızın öteden beri cem ibadetini yaptıkları mekânın adıdır. Cem kelimesi, Arapça ’da ‘toplanma’ anlamına gelmekte ve dini, törensel ve ritüel uygulamalarının tümünü kapsamaktadır. Öncelikle, bir mekânın ibadet yeri sayılıp sayılmamasının münhasıran o inanca tabi insanların takdirinde bulunmalıdır…” şeklindeki kararıyla da demokratik ve eşitlikçi bir karar zaten verilmiştir.

 

Birçok demokratik talep gibi cemevi talebi de demokratik bir hak olarak algılanmalı ve bu şekilde değerlendirilmelidir. Demokratik bir talep olan cemevi talebine karşılık olarak, mezhepçi yaklaşım yerine kişi hak ve özgürlükleri ile bağdaşır bir çözüm sunulmalıdır. Bu ülkede yaşayan herkesin kendi inancı içinde ibadet etme hakkı ve özgürlüğünün sağlanması noktasında iç hukukta gerekli yasal düzenlemeler bir an önce yapılmalı ve bu durum fiilen de sağlanmalıdır. Bu insani taleplere “siyasi taleptir-kırmızıçizgidir” şeklindeki yaklaşımlar ne insani ne demokratiktir. Diyanet İşleri Başkanı’nın bu talihsiz açıklamasını kınıyor, kendisine siyasetsiz günler diliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here