resized_3ffb3-8c15ismailkilicarslan2Önce Game of Thrones’un o meşhur repliğini bir kez daha hatırlayalım: ‘Ben kralım demek zorunda kalan kimse gerçekten kral değildir.’

Aslında 1850’lerden beri dünyanın bildiği ve kullandığı, bizimse yeni keşfedip derhal üzerine çullandığımız ‘marka şehir’ kavramı Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin yaptırdığı bir logo üzerinden yeniden dolaşıma girdi.

Hayır. Yapılan logonun ‘çakma’ olup olmadığı tartışmasına girişmeyeceğim. Bir template sitesinden alınıp uyarlandığı çok açık çünkü. Dolayısıyla bu bakımdan tartışmaya mahal yok.

İşin tartışmaya değer tarafı ‘bir logo ile marka şehir olduk’ zannedilmesi ve meselenin Gaziantep Belediyesi ile hiç ilgisi yok. Daha köklü, daha derin bir mesele bu.

Şöyle: Nerede bize yeni ve işlevsel gelen bir fikir, bir uygulama varsa biz onu yanlış anlama konusunda nefis bir performans koyuyoruz ortaya ne yazık ki.

Hadi şu işin üzerine biraz daha gidelim.

Bir şehrin ‘marka’ olması için o şehrin turizm potansiyelini üst düzeye çıkarmak, yenilikçi fikirler ve uygulamalar konusunda öncülük, nitelikli ziyaretçi ve/veya göç almak, yabancı yatırım için cazibe merkezi olmak gibi unsurların tamamının ya da tamamına yakınının o şehirde mevcut olması gerekiyor. Bu unsurlar bir araya geldiğinde sıra ‘marka şehir’ olmaya geliyor. Orada da yapılması gerekenler ‘bir şehir imajı oluşturulması ve dünya çapında etkili tanıtım’ olarak beliriyor.

Bizdeyse ‘marka şehir’ meselesi şöyle ele alınıyor: ‘E abi bir iki tarihi destinasyonumuz var, çok güzel yemeklerimiz, tatlılarımız var. Bir de logo yaparsak olduk sana marka şehir.’

Yok ya.

Evet. New York, ‘i like New York’ logosu ile bir ‘marka şehir kampanyası’ yaptı. Ama bu kampanyadan önce sokaklarındaki suç oranını azalttı. Finans konusunda dünya başkenti olmayı kafaya taktı. Logosunu filmler dahil bulduğu her fırsatta yaygınlaştırdı. Özgün şehircilik fikirlerini tanıtan çok önemli toplantılar yaptı ve bunları hızla hayata geçirdi. Yani logodan önce o logoyu hak edecek bir dünya iş ortaya koydu.

Bu durum Paris için de, Dubai için de, Barcelona için de böyle oldu.

Toplamda 3-4 tarihi sokak, bir kaç cami, bir kaç müze ile ‘acayip bir tarihi-kültürel mirasımız var’ diyerek marka şehir olunmuyor. ‘Kestane şekerimiz pek hoş, baklavamız şahane, iskenderimiz dillere destan, kebaplarımız harika’ diyerek ‘özgün çıktı sahibi’ bir marka şehir olunmuyor. Şehirdeki iki-üç yerleşik holdingle, 15-20 büyük/orta fabrika ile marka şehir olunmuyor.

Hadi şunun adını dürüstçe koyalım. Misalen Gaziantep’e gittiğinizde iyi bir otelde kalmak isterseniz ‘tarihi-kültürel miras destinasyonu’nun dışında, son derece kötü dizayn edilmiş bir ‘yeni şehir caddesi’nde kalmanız gerekiyor. ‘Destinasyonun içinde kalayım’ derseniz otopark konusunda çıldırmanız mukadder. ‘Tarihi destinasyondan azıcık çıkıp şehrin kalanını göreyim’ derseniz çirkin bina grupları ve tam bir karmaşa ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Gaziantep için ‘misalen’ dedim. Zira bu durum ne Bursa’da değişiyor, ne başka bir şehirde. Şehrin tam kalbine kocaman TOKİ binaları dikerek ‘marka şehir’ olunur mu Allah aşkına?

Nerede turizm stratejimiz? Yok. Nerede özgün ve yenilikçi kent fikirlerimiz? Yok. Nerede şehirlerimize işletme, sanayi ve hizmet sektöründe yatırım yapan yabancı ya da şehir dışından yerli yatırımcılarımız? Yok. Nerede o şehre nitelikli göç? Yok. ‘Ama biz çok acayip marka şehiriz’ yani. Ört ki ölek.

Bursa bir ‘marka şehir’ logosu tasarladı. Bursa’dan beklemediğim güzellikte bir logoydu üstelik. Bırakın dünyayı, Türkiye’de hangimiz bu logodan haberdar olduk? Soru budur.

Tarihi destinasyonlarında tabela rejimin bile yok. Dükkan tabelalarına ‘seçmeni kızdırmayalım’ diye müdahil olmuyorsun. Tarihi eserlerinin önünde turistleri temel hususlarda bilgilendirecek eleman istihdamın yok; çünkü ‘masraf olur’ diyorsun. Şehirdeki en güzel caminin yanındaki en güzel hanı nasıl dönüştürüp turizme katabileceğin konusunda en küçük bir planın yok. Restore ettiğin yerleri restorana çevirmek dışında bir faaliyetin yok. Ama ‘marka şehir’sin. Yıkılacak bir dünya bina varken çeşitli sebeplerle hiçbirini yıkma cesaretin yok. Dünyadaki varlığından haberdar olan bir kitle yok. Ama ‘marka şehir’ logon var.

Eh. Bu da bir başlangıç yahu.

Ne diyordu John Snow: ‘Winterfell için bir logo da ben tasarlattım halaoğluna. Tarihi-kültürel miras dersen bizde, doğal çevre dersen bizde. Bizim hangi marka şehirden ne eksiğimiz var Allahasen.’

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here