Efendim yeniden ayvanda bekleyen ihvanları içeri aldı. O gece sabah ezanının önü sıra, “Benden sonra posta işte şu gördüğünüz zat oturmuştur. Ferman…” deyip kesti.
Ben her ne kadar yüzümü yerlere sürüp, gözlerimden kanlı yaşlar akıtıp.. “kurbanın olayım efendim, bu fakire kıymayın, bu bir ağır hizmettir beni bağışlayın. N’olur.. Ben bir fıkara köylüyüm. Ne ilmim var, ne hikmetim.. İki sözü bir araya getirmeye gücüm yetmez.. Beni bundan azad edin.. Bana gelinceye kadar ihvan içinde nice yiğitler, nice alim zatlar, ağırlığınca altun eden üstadlar vardır.. Yapmayın, elinize eteğinize düştüm” diyerek feryat ettim ise de; Efendim:
“Şahit olun ve usulünce biat edin” diye o iki hatırı sayılır ihvana sıkı tembihledi.
Gözlerimden akan yaşlar odanın toprak zeminini ıslatmış çamur etmişti.
O günkü sabah namazını efendim lütuf buyurup beni imamete geçirerek oracıkta, alnım gözyaşından ıslanmış toprağın çamuruna bulanarak eda ettik.
Mustafa Kutlu’nun Sır adlı kitabının aynı isimli öyküsünden alıntıladığım bu bölüm, bana oldukça çarpıcı geldi. Özellikle seçimlerin yaklaştığı bir süreç bağlamında düşünülürse daha da önemli olduğu anlaşılacaktır.
Bu satırların bağlamı şöyle: Fakir ve gariban bir köylü, rençberlik ederek hayatını sürdürmektedir. Bir şeyhe bağlıdır. Şeyh ve iki müridi bir gece yarısı evine gelerek kendisini ziyaret ederler. Şeyh, makamını kendisine bıraktığını ifade eder. Gariban köylü şok geçirir ve bu ağır görevin altında ezileceği gerekçesi ile affını ister. Gerisini biliyorsunuz.
Bu anlayış aslında bizim geleneğimizdeki görev telakkisini net biçimde gözler önüne sermektedir. Görev sorumluluktur, hem de ağır bir sorumluluk. Asıl olan görevin verilmesidir. “Görev alınmaz verilir.” vecizesi, geleneğimizin bu konudaki en güzel ifadelerinden birisidir.
Ancak modern dünyada insanlar yetkili görevlere gelmek için yanıp tutuşmaktadır. Özellikle günümüzde insanlar, herhangi bir makama, çok küçük ve sıradan makama atanıp, bir görev alabilmek uğruna en yakın arkadaşlarına kazık atmayı göze almaktadır. Hz. Ömer Dicle’de bir kuzunun ziyana uğramasının sorumlusunu kendisi olarak görmektedir. Bu bağlamlarda düşünüldüğünde makam ateşten gömlektir. Görevi istememek, verildiğinde de hakkı ile yapmak ya da yapmaya çalışmak gerekmektedir.
“Bana gelinceye kadar ihvan içinde nice yiğitler, nice âlim zatlar, ağırlığınca altun eden üstadlar vardır.” diyebilmek liyakatin bir ifadesi olarak kabul edilebilir. Oysa günümüzde pek az insan bu tür bir ifadeyi arkadaşı için kullanmaktadır.

05.12.2010