Resim_1315607840Mustafa Yıldız bir Tefsir problemi olarak Muhkem ve Müteşabih`i yazdı

 

ANTEP PRESS – Gaziantep
Muhkem ve Müteşabih konusunun bilinmesi Kur’an’ın anlaşılması hususunda önem arzeden konulardan biridir. Kelime anlamıyla Muhkem “sağlamlaştırılmış” anlamına,Müteşabih ise “benzeşen” anlamına gelen bir kelimedir. Her ikisi de Kur’an-ı Kerim’in kendini nitelediği kelimelerdendir. Kur’an-ı Kerim kendini Hud Suresi 1. ayette “Muhkem” olarak nitelerken, Zümer Suresi 23. ayette “Müteşabih” olarak niteler. Bunun yanı sıra Al-i İmran Suresi 7. ayette “Kur’an’ın bir kısmının Muhkem, bir kısmının iseMüteşabih” olduğu söylenilir.
Muhkem ve Müteşabih konusu Tefsir’in en çok tartışılan konularından birisidir. Bunun nedeni önemli ölçüde Kur’an’ın kendisini, hem “Muhkem”, hem “Müteşabih” ve hem de “bir kısmı Muhkem, bir kısmı Müteşabih” olarak nitelemesinin rolü vardır. Kuşkusuz bu ayetlerde söz konusu olan Muhkem ve Müteşabih kavramlarının anlamları birbirinden farklıdır. Aksi halde Kur’an’ın kendi içerisinde birbirini nakzeden ayetlerin bulunmuş olması gerekirdi ki, böyle bir şey asla söz konusu olamaz.
Kur’an’ın tümünün muhkem olduğunu ifade eden Hud Suresi 1. ayette söz konusu edilen muhkemlik daha ziyade Kur’an’ın nazmının güzelliği ve ayetlerinin iç tutarlılığının sağlam olması ile ilgilidir. Zümer Suresi 23. ayette söz konusu edilen müteşabihlik ise Kur’an ayetlerinin güzellik ve tutarlılık konusunda birbirine benzemesi ile ilgilidir. AncakAl-i İmran 7. ayette sözü edilen Muhkem ve Müteşabih kavramlarının bunlarla bir ilişkisi yoktur. Bu ayette geçen kavramlar tamamen farklı bir anlama sahiptir ve farklı bir durumdan söz etmektedir. Bu yüzden bu ayette geçen Muhkem ve Müteşabihkelimelerinin ayrıca ele alınması gerekmektedir. Bu ayette geçen bu iki kelimenin anlamı anlaşıldığında “Kur’an’ın bir kısmının Muhkem bir kısmının ise Müteşabih olduğundan söz eden bu ayetin, Kur’an’ın tümünün Muhkem ve Müteşabih olduğundan söz eden diğer ayetlerle çelişmediği görülecektir.
Söz konusu Al-i İmran Suresinin 7. ayetinin meali şöyle:
“Sana bu Kitab`ı indiren O`dur. Onun bir kısmı muhkemdir ki, bunlar Kitab`ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Ancak, kalplerinde sapıklık eğilimi olanlar, sırf kafaları karıştırmak ve keyfi yorumlar yapabilmek için onun müteşabih olan ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun yorumunu Allah`tan başka kimse bilmez. İlimde ileri seviyede olanlar ise “Biz ona inandık. Bunların hepsi Rabbimizin katından gelmiştir” derler.Zaten derin kavrayış sahiplerinden başkası öğüt almaz.”
Muhkem, yukarıda da belirttiğimiz gibi “sağlamlaştırılmış ve güçlendirilmiş” anlamına gelen bir kelime. Müfessirler genellikle bunu “açık ve kesin hükümlü olan” diye açıklamaktadırlar. Ancak burada Muhkem ayetlerle kastedilen, bilinen anlamıyla “açık” ve “anlaşılır” olan, yani hiçbir yanlış anlaşılmaya meydan vermeyecek tarzda indirilmiş olan ayetler değildir. Bilakis bununla kastedilen, içerisinde yaşadığımız alemin gerçekliğiyle ilgili olan, yani bu aleme (yaşadığımız dünyaya/alem-i şahadete) ait olgularla ilgili olan ayetlerdir. İster anlamı açık olsun, isterse anlaşılmasında güçlük olsun söz konusu olan ayetler, namaz, oruç, hac, zekat vb. ibadetler gibi; gıybet, yalan vb. ahlaki konular gibi; miras, nikah, boşanma vb. muamelat konuları gibi; hırsızlık, adam öldürme vb. cezai konular gibi; şura, biat vb. yönetim konuları gibi; savaş, barış vb. devletler arası ilişkiler gibi; evrendeki Allah`ın ayetlerinin göstergesi olan her tür tabi ve fiziksel varlık, olay ve yasalar gibi; sosyal olaylar ve yasalar gibi; kısacası içerisinde yaşadığımız ve kurallarına tabi olduğumuz alemin (dünyanın/alem-i şahadetin) varlık, olay ve olgularıyla ilgili olan ayetlerdir. Bunlar, ister normal bir hitap içerisinde, isterse bir kıssa bağlamında zikredilsin, ister bu ayetlerde teşbih, mecaz vb. edebi anlatım unsurları kullanılmış olsun, isterse kullanılmasın, ister ayette geçen kelimenin tek anlamı ister çok anlamı olsun, ister müfessirler ayetin anlamında ittifak etsin isterse ihtilaf etsinler fark etmez. Eğer bir ayet bizim içerisinde yaşadığımız ve kurallarına tabi olduğumuz bu alemin/bu dünyanın gerçekliği içerisinde yer alan bir varlık, olay ve olgudan söz ediyorsa bu ayet muhkemdir.
Müteşabih ise kelime olarak “Benzeşen, birden fazla anlama gelen” anlamına geliyor. Müfessirlerin bir kısmı müteşabihi; “birden fazla anlama gelen”, yahut “anlamı açık olmayan” ayetler olarak yorumlamışlardır. Ancak burada sözü edilen Müteşabih bilinen anlamıyla “anlamında bir kapalılık olan”, yahut “birden fazla anlama gelen” ayet demek değildir. Bilakis Müteşabih ayetler, içerisinde yaşadığımız ve kurallarına tabi olduğumuz alemin (alem-i şahadetin) gerçekliğiyle ilgili olmayan, mahiyetini bilmediğimiz bir başka aleme (alem-i gayba) ait olan varlık, olay ve olguları, içerinde yaşadığımız dünyanın kelime ve kavramlarıyla ifade eden ayetlerdir. Dolaysıyla bu ayetlerdeki sorun, ibareyi “anlayamamaktan” değil, tam aksine ibarenin anlamını, “anlaşılan haliyle (kelime anlamıyla) anlamaktan” kaynaklanmaktadır. Oysa bu anlam, mahiyetini bilmediğimiz başka bir aleme (alem-i gayba) ait bir şeyin, içerisinde yaşadığınız alemin (alem-i şahadetin) kelime ve kavramlarıyla anlatılmasında ortaya çıkan anlamdır; ancak o alemin diliyle içinde yaşadığımız alemin dili arasında birebir mütekabaliyet yoktur. Örneğin, rüya aleminin (alem-i nevmin) mahiyeti (zaman, mekan vb. hususlar) bizim yaşadığımız fiziksel alemin (alem-i şahadetin) gerçekliğinden farklıdır. Rüyadaki “bir şey”, fiziksel alemdeki “o şey” ile aynı değildir. Rüyadaki “şey”, fiziksel alemde “bir başka şey”dir. Aynı şekilde Allah`ın zatı ile ilgili hususlar ve ahiret ile ilgili anlatılan bir kısım şeyler -her ne kadar bu alemin kelime ve kavramlarıyla anlatılsa da-, bu kelime ve kavramlardan bizim anladığımız şeylerle “motamot” aynı şeyler değildir. Çünkü bu ayetlerde söz edilen “şeyler”in gerçek mahiyetini -eğer açık bir karine yoksa- bu kelime ve kavramların bildik anlamlarıyla anlamamız doğru bir anlama olamaz. İşte bu noktada tıpkı rüyanın tevilinde olduğu gibi her iki farklı alemin mahiyetini bilen birisinin o alemden bu aleme tercüme etmesi gerekir ki bu en azından Allah`ın zatı ile ilgili hususlar için mümkün değildir.
Muhkem ve Müteşabih kelimelerinin doğru olarak anlaşılmasında Tevilkavramı anahtar bir rol oynar. Tevil, -tabiri caiz ise- tıpkı, bir dilden bir başka dile tercüme yapmak gibidir. Örneğin rüya alemindeki bir varlık, olay veya olgunun yaşadığımız fiziksel dünyadaki karşılıkları gibi. (Bak. Yusuf: 36-49) İşte bu bağlamda, K. Kerim`de Allah`a izafe edilen bir takım fiil ve organlar (örneğin: el, yüz, gelmek, inmek vb.) ile, ahiret hayatına ilişkin bazı hususların, bu dünyanın (alem-i şahadetin) diliyle ifade edildiğinde anlaşılan anlamlarıyla, bunların o alemdeki (alem-i gaybdaki) karşılıkları aynı şey değildir. Bunların bilinebilmesi ise ancak tevil ile mümkün olabilir. Bunların tevilini ise yalnızca her iki alemin de mahiyetini bilebilen birisi yapabilir. Ancak bu, -en azından Allah`ın zatı ile ilgili konularda- söz konusu değildir. Zira Allah`ın zatı bizim bilgi alanımızın dışındadır. Bu noktada bize düşen, ancak, bu tür ayetlerin “tenzili“ne inanmak, “tevili“ni ise Allah`a bırakmak ve ayetin devamında sözü edilen derin ilim sahipleri gibi davranmaktır. Ayette sözü edilen art niyetli kimselerin yapacağı tevil/yorum) ise “keyfi” olmaktan öte gitmeyecektir.
Sonuç itibarıyla, Hud Suresi ve Zümer Suresinde geçen Muhkem ve Müteşabihkavramları ile, Al-i İmran Suresinde geçen Muhkem ve Müteşabih kavramları aynı anlama gelmemekte, aynı durumu ifade etmek için kullanılmamaktadırlar. Zaten aksi mümkün değildir. Yoksa Kur’an’ın bir ayetinde söylediğini bir başka ayetinde nakzetmesi düşünülemez.
Bu makale Özgün İrade Dergisinin Kasım 2009 sayısında yayınlanmıştır.
Kaynak: Özgün İrade