Salih Şimşek yazdı…

 

1. Bir vaka: Tuvalette Süt Şişesi

1970’li yıllar…

Türkiye’de alafranga tuvaletler (klozetler) yavaşa yavaş görünüyorlar. İnsanlar mecburen kullanmak zorunda kaldıklarında, oldukça sıkıntı çekiyorlar…

1973 yılı yazında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi 3. sınıf öğrencisi iken Milli Türk Talebe Birliği Turizm Müdürlüğü’nün İngiltere’de düzenlediği ‘Öğrenci Çalışma Kampı’na katılmaya karar veriyorum.

Bir grup arkadaşımla trenle Sirkeci’den yolculuk başlıyor. Bulgaristan, eski Yugoslavya, Avusturya topraklarından geçip Almanya’nın Münih şehrine varıyoruz. Yol boyunca tuvalet ihtiyacını gidermek, belirttiğim klozetlerde bizim için oldukça zor oluyor, ama yapacak da başka bir şey de yok. Katlanıyoruz…

 

Ne kadar sürdü şimdi hatırlamıyorum, ama Münih’e sabah 9.00 civarı varıyoruz. Burada tren değiştirmek gerekiyor. Bineceğimiz tren ise akşam kalkacak. Gün boyu Münih’te dolaşıyoruz. O zamanlar çok gündemde olan İsrailli Yahudi sporcuların öldürüldüğü Münih Stadyumu ve TV kulesini geziyoruz.

 

Akşam Belçika trenine binip, ertesi sabah Belçika’nın Ostende limanına yanaşıyoruz. Trenden eşyalarımızla inip, gümrük kontrolünden sonra Manş Denizi’ni geçip İngiltere’nin Dover limanına gidecek olan hızlı feribota biniyoruz. Her yerde tuvalet sıkıntımız oluyor ama çare yok, katlanıyoruz. Dover limanına yanaşan feribottan inip İngiltere’ye giriş için gümrük kuyruğunda bir süre bekleyip geçiyoruz. Bu defa bizi Londra’ya götürecek trene biniyoruz.

 

Tren Londra Victoria istasyonuna yanaşıyor. Oradan bir başka istasyona gidip bir başka trene biniyoruz. Gideceğimiz yer İngiltere’nin güney doğusunda, Kuzey Denizi yakınlarındaki Norwich şehri civarında bir kasabada bir çiftlik… Gece saatlerinde kampa ulaşıyoruz ve bizi yatacağımız yere yerleştiriyorlar.

 

Kampın ortak duş yerleri ve tuvaletleri var. Biraz önce belirttiğim gibi bu klozetleri kullanmada zorlanıyoruz. Su yok. Ayrıca oturamıyoruz da. Klozetlerin üzerinde ‘tüneyerek’ kendimizi kirletmekten korumaya çalışıyoruz.

 

Birkaç gün sonra biz Türkler çözümü bulduk. Kampta çok sayıda bulunan süt şişelerini su ile doldurup tuvaletlere öyle gidiyor, işimiz bittikten sonra da şişeleri orada, kabin içinde bırakıp çıkıyoruz.

 

Zaman zaman, ‘tüneme’ halinde iken dışarıdan kapı itiliyor. Fakat bakıyorlar ki içerden ses geliyor ama kapı altından bakıldığında içeride kimsenin ayağı görünmüyor. Hayret ediyorlar.

 

Birkaç gün sonra kamp görevlileri bu şişeleri bularda bırakanları arıyorlar. Toplu olunduğu bir sırada kamp sakinlerine sordukları soru ve uyarıları da şöyle:

— Tuvaletlerde süt içenler kimler? Lütfen tuvaletlerde süt içilmesin.

 

KISSADAN HİSSE:

Ne demişler: Nerede bir problem var ise çözümü de muhakkak vardır!

Zavallılar ne bilsinler ki bizim ÇILGIN TÜRKLER ACAİP BULUŞ SAHİBİDİRLER!

 

***

2. Bir fıkra: İngilizler İlginç İnsanlar

 

Adı “Temel Olmayan Bir Kişi”, şöyle dünyayı tanımak, insanları anlamak, gelenek ve göreneklerini öğrenmek ve iyi tarafları varsa onları memlekette uygulamak üzere dünya turuna çıkmış. Çok çeşitli ülkeler gezmiş, notlar almış, ilginçlikler yaşamış.

 

Ülkesine döndüğünde herkes başına toplanmış. Hoş beşten sonra, adet olduğu üzere sormuşlar:

-Eee, efendi! Hadi bakalım, yediğin içtiğin senin olsun! Bize gördüğün ve oralarda yaşadığın ilginçliklerden biraz bahset de biz de öğrenelim!

 

Adı ‘Temel Olmayan Bir Kişi”, elini şöyle bir sallamış ve demiş ki:

-Yahu biz de sanıyorduk ki dünyanın en güzel insanları bizde… Dünyanın en akıllı kişileri bizde… Dünyanın en eğitimli kişileri bizde… Meğer biz ne kadar da dünyadan habersizmişiz!

Dinleyenler heyecanlanmışlar.

Hadi en son gördüğün yerden anlat. En son hangi ülkedeydin?

Cevap vermiş:

-Britanya Krallığı da deniyor, İngiltere de… Adamlar hâlâ krallıkla yönetiliyorlar ama bize de Demokrasi diyorlar… Bakın bu ülkeden size çok kısa ve ilginç bir iki tespitimi anlatayım. Meselâ; yazıları bir garip: ONE yazıyorlar, VAN diye okuyorlar, ama daha ilginci herkes bunu BİR olarak anlıyor!

 

Dinleyiciler heyecanla ve sükût içindeler.

 

Adı ‘Temel Olmayan Bir Kişi”, devam ediyor:

-Şöyle mahalle aralarını bir dolaşın, elin gâvurunun çocukları, daha ilkokula bile gitmiyorlar, ama SU GİBİ İNGİLİZCE konuşuyorlar! Daha anlatılacak şey çok, ama bir şey daha söyleyeyim, insanların hepsi SOLAK… Arabalarının direksiyonlarını da hep yanlış yöne, ters yöne koymuşlar. Adamlar daha sağ ve solu bile bilmiyorlar. Yollarda araç trafiği hep soldan… Allah korusun, bir gün hepsi trafik canavarına teslim olacaklar. Bir ilginç şey daha var ki sormayın. Kocaman başkentte şehir içi çalışan belediye otobüsleri iki katlı ve ikinci katta şoför yok. İkinci kat otobüsler sürücüsüz kendi kendine gidiyorlar. Adamlar şoförlerden bile tasarruf sağlıyorlar. Müthiş!

 

KISSADAN HİSSE:

Artık bunun yorumunu da siz yapın!