Çocuktum, reklamlarda sürekli kartondan maket evleri görürdüm. O zaman güvenilir sandığımız bazı büyük gazeteler pazar günleri gazetenin arasında maketleri verirlerdi. O maketi almak onu kesip kurmak ne büyük bir heyecandı bizim için.

Pazar sabahı Üçoklar mahallesinde gazeteci olmadığından Dolmuş Durağı diye bilinen çarşıya giden otobüslerin ve dolmuşların geçtiği yere giden,  yokuş aşağı yoldan kimi zaman çizgili pijamalarımızı değiştirmeden yollara düşmüşlüğümüz çoktur. Bir keresinde o maketi alabilmek için terlikle Şehreküstü’ye kadar yürüdüğümü bilirim. Çünkü gazete satan yakınlarda üç yer vardı ve üçüncüsü Şehreküstü’deydi.

Dolmuş Durağı’nın alt tarafı Ünaldı Sanayi Sitesi. Ya da Küçük Sanayi diye bilinen yer… Nice makine tezgahları nice işçiler çocuğundan yaşlısına kendisine biçilen “işçi” rolünü ses çıkarmadan oynar durur hep. Ramazan ve Kurban bayramı haricinde asla bayramları yoktur onların. Bir defasında üç arkadaş yaz tatili için işe girelim diye yola koyulmuştuk da demircinin çırağı olmak üzereyken beş dakika içinde karar değiştirmiştim. Usta “arkadaşların dışarda kalacak sen işe gelecen ondan değil mi?” diyerek şaşkınlığımı yüzüme vurmuştu…

Sanayiinin hemen aşağısı  bostanlık alandı. Köy otobüsleri köşedeki elektrik trafosunun ordan kalkardı. Trafo diye tarif edilirdi hep, az beriden köylü garajından kalkan otobüs uzaktan yanaşınca köye gitme sevinciyle doluşurduk otobüse. Eğer sabahçı idiysek Cuma öğle otobüsüne yetişmek ne büyük bir marifet olurdu.

Barak kahvesini bilenler bilir. Bir yer tarif edileceğinde, adres sorulacağında bir numaralı referans noktası idi. Dolmuş durağından yukarıya  Musfata Necati ilkokulundan tepeye çıkınca nefes alma yeri gibi tam köşedeydi. Barak denmesinin sebebi de çevrede Baraklı olan insanların bolca olmasıydı herhalde. Hemen her sokakta bir akrabaya denk gelmek şaşılacak birşey olmazdı.

Hiç unutmam Galatasaray’ın Neuchatel adlı İsviçre takımını 5-0 yendiği maç günüydü. Kimsenin turu geçme ihtimali vermediği takım resmen beş gol atmıştı. Rahmetli dedemin düşünce kırılmasın diye etrafını lastiklere sarıp kavileştirdiği eski radyodan dinlemiştim o gün . Dedemin uzanıp yattığı yerde eski yastıklara kafamı dayayarak. Rahmetli pek sevmezdi maçları ama ” gavurlarla oynuyor dede” deyince tamam der dinletirdi. Maçın sonucunu öğrenince evden dışarı fırlayıp kahveye koştuğumu hatırlarım. Herhalde o zamanlar kahveyi de teyzemin kocası çalıştırmaktaydı.

İçeri girip durumu anlatınca herkes şaşkına dönmüştü. Zaten TRT de ümitsiz olacak ki maçı naklen vermemişti. Maçın ardından banttan yayın verileceğini tahmin eden biri tvyi açmıştı da maç yeniden oynanıyormuş gibi oturup izlemişti herkes. Ne de olsa gavura karşıydı…  Sigara içen, iş bulamayan, evde hanımıyla sorun yaşayan, yaşça ileri olup dama oynamaya gelen onca insanın toplanma yeriydi Barak kahvesi…

Kimi zaman geceleri olay çıkartan mahallenin delikanlıları olurdu. İçki şişesini gazeteye sarar, yaptığı işin kötü olduğunu bilir amma lakin sonunda bir kavgaya sebep olmadan da geceyi bitirmezlerdi. Yazın serin gecelerinde yıldızlara bakarak, serinlesin diye üstü açık bırakılan yataklara tam uyumak için girerken birden kıyamet kopardı. Polisi aramak akla gelirdi ama ya bizim akrabalardan biriyse diye de tereddüt edilir , evde büyük biri varsa “hele gidin şunu alın da gelin” iş çıkarmasın başına denir tatlıya bağlanmaya çalışılırdı.

Bir keresinde evimizin önündeki kamyonun kasasına  birinin girdiğini evlerindeki balkondan gören Rüstem Amcalar sesini yükseltmişti. Aynı dakika içinde bize duyurulduğunda abim kapıya çıkmış daha o kamyonun oraya yetişmeden mahallenin yarısı oraya birikmişti. Adam hırsız değilim demişti ya öyle bile olsaydı bir daha geleceği kalmamıştı.

Ne çok hatırlanacak ne çok kirlenmemiş şey vardı bir zamanlar…

Oruçluyken evin dibindeki elektrik direğinin dibinde sokaklardaki sessizliğindeki o garip huzur ve ezan sesini bekleyişimin verdiği dinginlik bir daha nasıl elde edilebilirdi bilemiyorum.

Neyi kaybettiğini hatırla diyen İsmet Özel, tam olarak neyi kastediyor onu da bilemiyorum amma şehir dediğin ruhu olandır ve ruhumuza dokunandır biraz. Gaziantep’i kaybetmemek için her anlamda , çocukluğumuzdan kalan ve bizden önceki çocukluklardan kalan ne varsa hatırlamakta fayda var…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here