İnsanlığının Kaderini İlgilendiren Müthiş Bir Haber 

İnsanlığının Kaderini İlgilendiren Müthiş Bir Haber 

Referans gazetesi köşe yazarı Zabit Durmuş Vahdet Vakfında düzenlenen panelde konuştu.

 İbrâhîm suresinin ayetleri üzerine konuşan Durmuş “tüm dünya insanlığının kaderini ilgilendiren müthiş bir haber. Bütün dünya şu anda bunu yaşıyor.Tüm dünya insanlığının ibret ve dehşetle okuyup anlamaları, durup dinlemeleri gereken bir haber.” dedi.

“KURAN OKUYOR MUYUZ? MANASINI ANLIYOR MUYUZ?”

“22. “İş olup bitince, şeytan: “Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah’a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zalimlere can yakan bir azab vardır” der.”Hüküm gerçekleşip iş tamamlandıktan sonra, şeytan ve ona tabi olanlar, şeytanı velî kabul edip onun istediği gibi bir hayat yaşayanlar cehenneme doğru gönderilince, azapla karşı karşıya bırakılınca şeytan da dedi ki: muhakkak ki Allah size hak bir vaad ile vaad de bulundu. Allah size hak bir sözle söz verdi. Ey kullarım, eğer Beni dinler, Benim istediğim gibi müslümanca bir hayat yaşarsanız size cennet var dedi. Müslümanca bir hayatın karşılığı olarak size cennet vaadinde bulundu. Yok eğer Benim istediğimden çıkıp kâfirce bir hayatın mahkumu olursanız size cehennem var dedi. Ve işte gördünüz dediği de haktı Allah’ın. Allah vaadinde haklı çıktı. Evet işte İbrahim sûresinin bu âyeti de tüm dünya insanlığının kaderini ilgilendiren müthiş bir haber. Bütün dünya şu anda bunu yaşıyor. Şeytan ve onun yolunu takip edenler. Allah’ı, Allah’ın yolunu bırakıp şeytanların yollarına, şeytanların sistemlerine tabi olanlar. Tüm dünya insanlığının ibret ve dehşetle okuyup anlamaları, durup dinlemeleri gereken bir haber. Ve başka hiçbir kaynaktan öğrenme imkânımızın olmadığı bir gerçek, bir görüntü. Hüküm Allah’ındır. cennet Allah’ındır, cehennem Allah’ındır. Vaad Allah’ındır. Allah vaad eder.” İfadelerini kullandı.

“ALLAH SİZE HAK BİR VAAD İLE VAAD DE BULUNDU”

Durmuş , “22. “İş olup bitince, şeytan: “Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah’a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zalimlere can yakan bir azap vardır” der.” Şeytan da dedi ki: muhakkak ki Allah size hak bir vaad ile vaad de bulundu. Allah size hak bir sözle söz verdi. Ey kullarım, eğer Beni dinler, Benim istediğim gibi Müslüman’ca bir hayat yaşarsanız size cennet var dedi. Müslüman’ca bir hayatın karşılığı olarak size cennet vaadinde bulundu. Yok eğer Benim istediğimden çıkıp kâfirce bir hayatın mahkumu olursanız size cehennem var dedi. Ve işte gördünüz dediği de haktı Allah’ın. Allah vaadinde haklı çıktı. Allah’a alternatif bir din, bir yol, bir hayat programı geliştirip sizi ona çağırdım. Siz de bana icabet ettiniz. Allah’ı, Allah’ın dinini, Allah’ın yolunu bırakıp bana uydunuz. Allah’a kulluğu bırakıp bana kul oldunuz. İşte gördünüz ki Allah vaadinde durdu, ama ben vaadimde duramadım. Allah dediklerini aynen gerçekleştirdi, ama ben hiçbir şey yapamadım. Vaadimi yerine getirme gücüm de yoktu zaten. Ne cennetim ne de cehennemim vardı benim. Ben de sizler gibi âciz bir kuldum. Üstelik benim size karşı baskı yapacak, sizi zorlayacak bir gücüm kuvvetim de yoktu. Sizi ben yaratmamıştım. Hayatınızı ben vermemiştim. Havanızı, suyunuzu, güneşinizi ben var etmemiştim. Size hâkimiyet kuracak bir saltanatım, sultanlığım, egemenliğim de yoktu. Sadece ben bâtıl, yalan bir vaad ile size vaadediyordum. Ancak sizi dâvet ettim, siz de bana icabet ediverdiniz. Evet işte İbrahim sûresinin bu âyeti de tüm dünya insanlığının kaderini ilgilendiren müthiş bir haber. Bütün dünya şu anda bunu yaşıyor. Şeytan ve onun yolunu takip edenler. Allah’ı, Allah’ın yolunu bırakıp şeytanların yollarına, şeytanların sistemlerine tabi olanlar. Tüm dünya insanlığının ibret ve dehşetle okuyup anlamaları, durup dinlemeleri gereken bir haber. Ve başka hiçbir kaynaktan öğrenme imkânımızın olmadığı bir gerçek, bir görüntü. Hüküm Allah’ındır. cennet Allah’ındır, cehennem Allah’ındır. Vaad Allah’ındır. Allah vaad eder. Müslüman olun cennet var. Yok eğer kâfir olursanız cehennemi boylarsınız. Benimle savaşamaz, Benimle başedemezsiniz. Gelin Bana tabi olun. Gelin Benim istediğim hayatı yaşayın. O zaman kazanırsınız cennetimi der. Bunun alternatifi olarak alçak şeytan da der ki, hayır, bana tabi olursanız kazanırsınız. Beni izler, benim gösterdiğim yoldan giderseniz kurtulanlardan olursunuz diyerek ısrarla Allah’la kavgasını sürdürür. Allah’ın gücü ve saltanatı vardır, şeytanın gücü de saltanatı da yoktur. Allah’ın cenneti ve cehennemi vardır, şeytanın cenneti ve cehennemi yoktur. Allah vaadinde haktır, şeytansa yalancıdır. İşte bizzat kendisi bunu itiraf ediyor. Ve işte rahmeti bol olan Rabbimiz şeytan ve kendisiyle karşı karşıya olan tüm insanlığa bunu hatırlatır. Gelin Bana şeytanı tercih etmeyin diye uyarır. Gelin Benim yolumu bırakıp da şeytanların yollarına tabi olmayın der. Unutmayın ki bir gün gelecek o peşine takıldığınız şeytan bu sözleri söyleyecek. İyi bilin ki onun sizin üzerinizde hiç bir gücü ve saltanatı yoktur. O sadece gece gündüz oyun ve eğlencelerle sizi çağırıyor. “ diye konuştu.

“BU KELİME İLE BİZ ALLAH’LA BİR ANLAŞMA AKDEDİYORUZ”

Durmuş, “24,25. “Allah’ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misâl verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misâl gösteriyor.”“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı/dirençli davranıp Müslüman’ca yaşayan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.”(Tirmizî, Fiten,73; Ebu Davud, Melahim,17). İnsan birkaç kelime söyler ve Müslüman olur. Bunun için uzun uzadıya merasimlere gerek yoktur. Sadece birkaç kelime; “Lâ ilâhe illallah Muhammedür Resûlullah.” Bunu söyleyen kimsede çok büyük değişiklikler meydana gelir. Söylemeden önce kâfirse, söylediği andan itibaren artık o müslümandır. Önceden pis idi, necis idi şimdi ise tertemizdir. Önceden Allah’ın gazabına mahkum iken şimdi rahmetine lâyıktır. Önceden cehennemlik iken şimdi cennet kapıları yüzüne açılmıştır. Önceden kâfir milletin, küfür toplumunun üyesi iken şimdi bu kelimeyi söylediği andan itibaren artık o İslâm ümmetinin üyesi olmuştur. Artık küfür toplumuyla bir ilgisi kalmamıştır. Yâni eğer bu kelimeyi baba söylemiş, ama oğlu söylememişse, ortada ne babalık kalır, ne de evlâtlık. Aralarındaki miras da kalkmıştır, mahremiyet de. Eğer bu kelimeyi kadın söylüyor, kocası söylemiyorsa aralarında ne kadınlık kalmıştır, ne de kocalık. Nikâh da bitmiştir. Bakın bir tek kelime insanı bambaşka bir insan yapıyor.Peki acaba ne var bu kelimede ki böyle insanı birden bire bambaşka bir insan yapıyor? Nedir bu kelime ki insanı babasına yabancı yapıyor, karısına yabancı yapıyor, kocasına yabancı kılıyor? Yâni altı harften meydana gelen bir kelimeyi iki dudağınızın arasından çıkardınız mı tıpkı sihirli bir değnek gibi insanı bambaşka bir insan yapıyor. Hayır, iş öyle değildir İslâm’da. İslâm’da bütün mesele sözün dizilişinde değil, onun mânâsında ve muhtevasındadır. Lâfızların tesiri onların mânâlarıyladır. Eğer bir adam bu sözün, bu kelimenin mânâsını anlamadan, muhtevasını kavramadan, bu söz onun içine girmeden, bu sözün tesiri onun düşüncesinde, fikrinde, ahlâkında, ticaretinde, bireysel ve toplumsal hayatında, hasılı tüm hayatında kendini göstermezse, yâni onun üzerinde bir değişiklik yapmazsa, zaman Rabbimizin şu âyetinin hükmü geçerli olur:Hayır; bu sadece diliyle söyleyiverdiği, ağzıyla geveleyiverdiği bir sözdür, kendi lafıdır. (Mü’minûn 100)Mânâsını anlamadan, ruhuna inmeden, ne dediğinin, hangi taahhüdün altına imza attığının farkına varmadan ağzının ucundan geveleyiverdiği bir sözdür o diyor Rabbimiz. Bu kelimeyi diliyle söylediği halde bu kelimenin gerektirdiği bir hayatı yaşamayan kişi tıpkı susayıp da su içmesi gerekirken suç içmeyip de eline tesbihi alıp sabaha kadar; su, su, su diye tesbih çeken kimse gibidir. Böyle yüz bin tesbih de çekse adamın susuzluğu asla geçmez. İşte aynen bunun gibi bir adam mânâsını anlamadan, gereğiyle amel etmeden günde yüz bin defa kelime-i tevhid çekse hiçbir faydası olmaz. Sadece diliyle bu kelimeyi söylemekle insan değişmez. Sadece bu kelimeyi söylemekle bir insan pis iken temiz olmaz, nefret edilen kimse iken sevilen kimse olmaz.Bu kelimeyi söylerken bizler çok büyük bir mesuliyetin altına giriyoruz demektir. Çok büyük bir taahhüdün altına imza atıyoruz demektir. Bu düşünce bizim tüm hayatımıza hakim olmalıdır. Bundan sonra hayatımızda başka şeye yer veremeyiz.” dedi.

“BİZLER KELİME-İ TAYYİBEYE İMAN EDİYORUZ”

Durmuş, “Bazı kardeşlerimiz bize şunu soruyorlar: Bizler kelime-i tayyibeye iman ediyoruz, ona sahipleniyoruz. O zaman niçin biz büyüyüp gelişemiyoruz da hep kelime-i habise taraftarları büyüyüp gelişiyor? Bunun birinci sebebini az evvel ifade etim. Kelime-i tayyibe sadece dille söylenen bir kelime olursa elbette böyle olacaktır. Kelime-i tayyibenin sadece lafzına iman yetmeyecektir. Bu kelimeye öyle bir inanılmalı ki bunun dışında hiçbir iman, hiçbir düşünce kalbe girmemelidir. Şimdi acaba şu anda bizler böyle miyiz? Acaba bu kelimeyi dilleriyle söyleyen Müslümanların boyunları Allah’tan başkalarının ö-nünde eğilmiyor mu? Tarih boyunca kâfir ve müşrikler hiçbir zaman mutlu olmamıştır. Siz acaba parayı, serveti, lüksü, keyf ve eğlenceyi refah ve saadet unsuru mu sayıyorsunuz? Acaba bir de bu adamların kalplerini sorsanız. Onların kalpleri, evleri, yurtları, hayatları cehennemdir. Belki dış görünüşleri itibariyle dünyayı hedefledikleri için dünyada gerçekten erişemedikleri bir şey yok gibi, ama nihâyet kendi elleriyle dünyalarını da bozmuşlar, mekânik bir hayata gelmişler, robotlaşmışlar, duyguları bitmiştir. Hisleri, hareketleri kaybolmuş¬tur. Sevmek, sevilmek, ağlamak, gülmek gibi insani duyguları, fedâkârlık, cefakârlık gibi duyguları tükenmiştir. Yedirme, içirme, infak ve akrabalık bağları, karılık, kocalık bağları, babalık, oğulluk bağları bitmiştir. Her şeyleri bitmiştir. Böyle bir hayatın içinde tüm dünya onların olsa” şeklinde konuştu.

AHMET YAVUZ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here