Ramazan Çetin Yazdı…

 

                                                                    

          “Eğer insanın ölümsüzlük inancını yok edecek olursanız, aynı anda sadece sevgiyi değil, dünyaya hayat veren yaşama gücünü de tamamen tüketmiş olursunuz.” Der Dostoyevski.  Çağımız acaba neden bunalım çağına dönüştü. Neden her şeyin anlamını kaybettik. Neden ruhumuzda, iç âlemimizde bin bir çeşit psikolojik rahatsızlıklar oluştu. Ruhumuz neyi kaybetti? İçimizde neyi öldürdük, hangi kapıları kapattık, Ne oldu da bu hale geldi insanlık. Başkasını suçlamadan önce kendimizi bir gözden geçirelim. Ve bizim ruhumuz acaba hangi halde.

    Bir zamanlar Afrika’da kayıp bir şehri aramakta olan arkeologlar, yanlarındaki eşya ve yükleri, yerlilerin yardımı ile taşıyarak uzun bir yolculuğa çıkmışlar. Kafile bu zor yolculuklarında balta girmemiş ormanların içinde ilerleyerek, nehirleri, çağlayanları geçerek yolculuğa günlerce devam etmiş. Fakat günlerden bir gün, kafiledeki yerliler birden durmuş. Ulaşmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen batılı arkeologlar, bu duruma bir anlam verememişler. Zaman kaybettiklerini, bir an önce yola devam etmeleri gerektiğini izaha çalışarak, yerlilerin neden durduklarını öğrenmek istemişler. Fakat yerliler buruk bir suskunluk içinde sadece bekliyorlarmış. Yerlilerin dilini bilen kafile rehberi, bu anlaşılmaz durumu onlarla bir süre konuştuktan sonra, taleplerini şu şekilde tercüme etmiş:

“ Efendim! çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız geride kalıyor.” Ne yazık ki ruhsuz bir hayat yaşamaya başladık. Durup dinlenmeden bir koşturmaca içine girdik. Evet, ruhumuzu geride bırakmadan, bütün ruhu canımızla nefes alıp yaşamalı, engelleri zorlukları inanarak direnerek aşmalıyız. Ruhu ıskalayan bir yolculuk hedefine varamaz.

 Bir Allah dostu der,“Kabrini hazine sandığın yap ve mümkün mertebe içini Salih ameller ile doldur. Böyle yapıp kabrine girdiğinde, orada göreceklerin seni mutlu edecek.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here