33638-mazlum-der-gaziantep-mehmet-alkis

 

Kürt siyaset inin hem sivil hem askeri kanadının seçim öncesinden başlamak üzere yaptıkları karşısında şaşırmamak ve hayret içinde kalmamak mümkün değil. Uğruna ağır bedeller ödedikleri barışa iyice yaklaşmışken bütün kazanımları bir anda yok edecek işlere kalkışmaları olsa olsa bir akıl tutulmasının, ya da kimilerinin iddia ettiği gibi barışa inanmamalarının dışavurumudur.

Kürtleri, Türkleri ve diğer bölge halklarını canından bezdiren Kürt Meselesi, büyük bedellerden sonra nihayet iyi kötü bir çözüm iradesine kavuşmuştu. Eksiğiyle gediğiyle bunun çok önemli bir aşama olduğunu, doksan yıldır kesintisiz travmaların yol açtığı yıkıntıların arasından ilk kez beliren ışık huzmeleri kanıtlıyor.

Çözümün ortakları, birbirlerinin eksiğini gediğini örterek ilerlemeye çalışırken duraklamalar yaşayacaklarını biliyorlardı. Başka çare kalmadığını ve her türlü zorluğa katlanma iradesine sahip olduklarını beyan etmişlerdi. Mükemmel olmadıklarını, karşısındakini kuşkuya sürükleyecek reflekslerden ve bilinçaltından sıyrılmalarının zaman alacağını peşinen kabul etmişlerdi.  Zorlukların olması son derece doğaldı. Özellikle çözümün hızı konusundaki beklentilerin karşılanmasında birbirlerini ikna ederek orta yolu bulmak zorunda olduklarının farkındaydılar.

İki taraf da bu işin dönüşünün kalmadığını herkesin duyacağı şekilde yüksek sesle defalarca haykırmıştı. Ankara, İmralı, Kandil, Erbil, Diyarbakır, asker, sivil, herkes üstüne düşeni yapma telaşındaydı. Fitne fesat ehli çaresizlik içinde geri çekilmek zorunda kalmıştı.

En önemlisi, ilk defa birbirlerini aşağılamadan medeni bir ilişki içine girmişlerdi. Devlet, idama mahkûm ettiği örgüt liderinin ülkenin en önemli sorununu çözebilecek anahtar konumunda olduğunu neden sonra görmüştü.

Bu sayede ilgili herkes rahat bir nefes almaya başlamış, uzun zamandır hasretle beklediğimiz sükûnet nihayet bizim semtimize de uğradı diye düşünmeye başlamıştı ki olanlar oldu!

Daha iyi gelişmeler beklenirken; birden bire, anlaşılması ve kabul edilmesi mümkün olmayan geçersiz nedenlerle işler bozulmaya yüz tuttu. Masa devrildi, bir anda ve yeniden kendimizi savaş tamtamlarının ortasında bulduk.

Önce seçim hazırlıklarının yapıldığı dönemde karşılıklı suçlamalar yoğunluk kazandı. Ayrılık noktaları arttı, daha görünür ve sık dillendirilirhale geldi. Gereksiz bir gündem olarak Cumhurbaşkanı ve Ak Parti tarafından fazlaca öne çıkarılan “Başkanlık” tartışmaları, HDP tarafından da gereksiz bir polemik konusu haline getirildi.

Konu, barış ve çözüm olacağına ve ortaklar birbirine yakınlaşacağına tersi oldu. Barış ve çözüm gündemin dışına itildi. Ortaklar tali konular üzerinden karşılıklı atışmalara girdiler. Gerginlik her geçen gün arttı.

Bu noktada HDP’nin, işbirliği içine girdiği Ak Parti karşıtı çevrelerin politikalarının güdümüne girdiği ve giderek ekseninden kaydığı görüldü. Yürütülmekte olan çözüm sürecinin zarar göreceğini bile bile Ak Partiyi düşürmeyi amaç edinmiş Geziciler,  Liberaller, Paralelciler, Sol Guruplar, Doğan Medya, İstanbul Dukalığı ve kimi devletler ileortak hedefler belirlemekte sakınca görmedi. Tümünün ortak noktası Ak Parti ve Erdoğan’ı zayıflatmak ve düşürmekti. HDP’nin temsilcileri, çözümü ve barışı arka plana iterek bu çevrelerin adeta tetikçiliğine soyundu. Böylece oy yüzdesini arttıracağını hesap ediyordu. Öyle de oldu olmasına; ama özgünlüğü, kişiliği, iddiası, güvenirliği büyük zarar gördü. Hepsinden önemlisi, barış ve çözüm meçhul bir akibete terk edildi.

O kadar ki; Kürt Meselesini üreten, şiddete dayalı yöntemlere başvuran ve kangrenleşmesi pahasına sorunu sürdüren zihniyetin iki ana temsilcisi CHP ve MHP masum, Ak Parti tek suçlu konumuna sokuldu.

Bir yandan da İslami kesimin etkisiyle mütenasip olmasa da listelerinde yer verdiğiMüslüman kimliği ile öne çıkan kişileri zor durumda bıraktı. Din karşıtı paradigmayı esas aldığını kanıtlayan ilişki ve söylemlere ağırlık vermeye yöneldi. Böyle anılmayı tercih etti. Özellikle eşcinseller, kadınlar ve ahlak konusunda İslam’ın değerler sistemini çiğneyen ve bu kimliği ile tanınan adaylarını ve seçmenlerini rencide eden uygulamalara ısrarla yer verdi. Ahmedé Hani, MelayıCezeri ve Şeyh Said gibi sayısız sembolün şahsında İslam’la özdeşleşmiş Kürt kimliğinden uzaklaşma gayreti giderek daha belirginleşti. Seküler paradigmayı üreten sömürgecilerin ulus devlet ideolojisine hayat veren moderniteden mülhem Kemalizmle aynı dünya görüşüne sahip olduğunu ve benzer bir toplumsal düzen inşa etme hevesiyle hareket ettiğini ifşa etmiş oldu.  HDP, Kürtlerden çok güdümüne girdiği solun başarısı gibi lanse edildi. Ama gerçeğin bu olmadığı son derece açıktır.  Solunbu çapta bir toplumsal karşılığı olmadığı ve bunu aşacak bir ufka sahip olmadığı ilgilisinin malumudur.

Üzerinde durulması gereken bir konu da PKK’nin, HDP’yi toplumsal gücünden uzaklaştırmayı hedefleyen son eylemleridir. Bu da mutlaka analiz edilmesi gereken ama yer darlığından başka bir yazıda ele alınabilecek son derece ilginç bir konudur.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here