IMG_1155

Çözüm Süreci Gaziantep’te Masaya Yatırıldı

Gaziantep Üniversitesi Anadolu Öğrenci Topluluğu tarafından düzenlenen “Anadolu Kardeşliği ve Toplumsal Uzlaşı Konferansı”nda çözüm süreci masaya yatırıldı.

Gaziantep Üniversitesi Anadolu Öğrenci Topluluğu tarafından düzenlenen “Anadolu Kardeşliği ve Toplumsal Uzlaşı Konferansı” 21 Kasım Cuma günü Gaziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezinde yapıldı.

Konferansa Anadolu Platformu Başkanı Tugay Aldemir, Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Coşkun, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Gür, Gaziantep Kredi Yurtlar Kurumu Bölge Müdürü Alaattin Akyüz, Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şube Başkanı Mustafa Kar, öğretim üyeleri, davetliler ve çok sayıda öğrenci katıldı.

Anadolu Öğrenci Topluluğu öğrencilerinden Yunus Keklikçi tarafından sunulan programın açılışı Muhammet Mustafa Tunç tarafından okunan Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Daha sonra konferansın açılış konuşmasını yapmak için Anadolu Öğrenci Topluluğu Akademik Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Ahmet Bozdağ kürsüye geldi. Bozdağ konuşmasında Gaziantep Üniversitesi Anadolu Öğrenci Topluluğu’nun; kendisine, ailesine ve halkına karşı sorumlulukları, kaygıları ve hayalleri olan 20 idealist öğrenci tarafından kurulduğunu belirterek topluluğun hedeflerinin; insanın fıtratında var olan, medeniyetimizin temel taşlarını oluşturan, fakat dünyada ve ülkemizde yozlaşan, ihmal edilen, unutulan, insani ve ahlaki değerler ile adalet duygusunu ilelebet toplumsal hayatta yeniden inşa etmek olduğunu vurguladı. Bozdağ, konferansı bu amaçlar doğrultusunda özelde ülkemizin, genelde ise tüm İslam âleminin uzun bir süredir eksikliğini hissettiği kardeşlik hukukunu hatırlatılması amacıyla düzenlendiğini dile getirdi.

Açılış konuşmasının ardından panele geçildi. Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Coşkun’un moderatörlüğünde yapılan panelin panelistleri ise araştırmacı yazarlar; Celal Kazdağlı, Ömer Altaş ve Abdurrahman Kurt idi.

Prof. Dr. Yavuz Coşkun: “Toplumsal Uzlaşıyı Yeniden Tesis Etmeliyiz.”

Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Coşkun panelin giriş konuşmasında şu tespitlerde bulundu; “Günümüze baktığımızda bu kadar kadim bir medeniyetten gelen bizler bugün bu kanlı coğrafyada, Ortadoğu coğrafyasında bu hazin manzaraya karşı sessiz kalamayız. Baktığınız zaman binlerce Müslüman ölüyor, binlerce insan ölüyor ve ne yazık ki öldürenlerinde çoğu Müslüman. O zaman bu işin içinden nasıl çıkılacak? Sorun nerede, nedir? Kendi sınırlarımız içerisinde bir uzlaşı kültürünü, bir beraberlik kültürünü, geçmişte olduğu gibi kutlu bir beraberliği tekrar ortaya çıkarabilir miyiz? Ortadoğu’ya, Kuzey Afrika’ya bütün bu ülkelere örnek olabilecek bir beraberlik ortaya çıkarabilir miyiz? Tüm dünyaya örnek olacak yepyeni bir ufuk turu yapabilir miyiz? Üniversiteler böyle bir olguya bigâne kalamazdı. Hakikaten sizler bu ülkenin geleceğine yepyeni şeyler katabilir, huzur ve refahın olduğu dünyada adından bahsedilen bir Türkiye oluşumuna katkı sağlayabilirsiniz. Tarihimizde Hıristiyanlardan tutun Yahudilere kader herkese kucak açılmadı mı? Herkes bu geniş coğrafyada insanca haklarını elde ederek, hiçbir eziyete, zulme maruz kalmaksızın yaşamadı mı? O zaman bu devirde tekrar bir toplumsal uzlaşıyı tesis etmek hepimizin vazifesidir. Bu uzlaşıyı oluşturmak adına Anadolu düşünce topluluğu tarafından düzenlenen bu etkinlik için yürekten teşekkür ediyorum.

IMG_1111

Celal Kazdağlı: “Asıl Savaş Türkiye ile ABD Arasında”

Anadolu Kardeşliği Toplumsal Uzlaşı Konferansında amacımız çözüm süreci nedir, nereye gidiyor, bizi nereye götürecek? Sorusunun cevabını bulmaktır. Çözüm süreci nedir çok basit bir soru ama cevabı biraz farklı. Herhalde çözüm sürecini bir al-ver meselesi, bir pazarlık meselesi olarak görmüyoruz. Bir masaya oturup bazı insanlar bazı meseleleri konuşacaklar, şu konularda şöyle bir anlaşmaya vardık,  çözüm süreci gerçekleşmiştir denilecek bir mesele değildir. Diyelim ki böyle bir anlaşmaya varıldı, bir sözleşme imzalandı. Peki, sözleşmeye uyulmadığı zaman nereye gidilecek, kim bakacak, uymayanlara kim hangi yaptırımı uygulayacak? Uymayan taraf neyi nasıl yerine getirecek? Getirmezse ne olacak? Hele hele böyle bir görüşme trafiğinde üçüncü bir göz ortaya çıksın ne yapıyorsunuz izlesin, nasıl konuşuyorsunuz, nelere yol alıyorsunuz, diyecek bir mesele değildir. Çözüm süreci bu coğrafyada yaşayan insanların yeni bir medeniyet koruma sürecidir. Onun başlangıcıdır, onun adıdır. Geçmişte olduğu gibi bu coğrafyada yaşayan insanlar aynı kaderin, aynı tarihin, aynı kültürün, aynı geleneğin parçası olan bu insanlar, yeni bir sayfa açıp o sayfaya yeni bir başlangıç yapabilirler. Bunun içerisine sadece Kürtler, Türkler yetmez. Bu coğrafyada yaşayan herkes girer; Hıristiyanlar da girer Ermeniler de, Araplar da girer, Ezidisi de girer, Musevisi de girer. Hangi inanç, düşünce, mezhepten olursa olsun bu coğrafyanın tüm unsurları, hepsi birden burada bu işi bir parçası olurlar. Bin yıl önce bu topraklarda nasıl bir medeniyet kurulmuşsa, Selçuklu ve Osmanlı bunun devamı olarak gelmişler ise buna benzer bir adım atmamız gerekiyor. Dolayısıyla bu karşılıklı oturulup masada kararlaştırılan bir çerçeveye, bir sözleşmeye imza atılarak yapılacak bir mesele değildir. Toplumun her kesiminin, her katmanının, her kurumunun işin içerisine dâhil olacağı, buranın yöneticisi biziz anlayışıyla birlikte hareket ederek bir yola girmeleri gerekiyor. Peki, bu süreç silah bırakmadan olabilir mi? Silah bırakmak bu işin bir parçasıdır. Nedir silah bırakmak? Silah bırakmak bir çözüm süreci değildir. Silah bırakmak bir sulha varmak, yeni bir sayfa açmak için adım atma işidir. Kürtlerle Türklerin yeni bir Türkiye’yi birlikte inşa ettikten sonra Ortadoğu’yu da yeniden inşa çabasıdır. Onun ilk adımı olarak silahtan vazgeçme, bir sulha varma adımını atmaktır. Peki, silah kimin elinde ve silah nasıl bırakılır? PKK’nın eline silah veren bir güç var. Ankara’nın mücadelesi PKK’ya silah veren o birimlerini durdurma mücadelesidir. Kobani’de sahada savaşanlar, çatışanlar IŞİD ve PYD gibi gözükse de Kobani’de asıl savaş Türkiye ile ABD arasında. Bu savaş sokakta yürüyen bir savaş olduğu kadar tüm Ortadoğu’da yürüyen bir savaştır. Tam da çözüm süreci belli bir noktaya geldiği sırada sorunun çözülmemesi silahın bırakılmaması için Kobani vesile edip bir ayaklanma, bir vandalizm, bir vurdu kırdı, bir çatışma girişiminde bulundular. Aslında Türkiye’nin yürüttüğü mücadele PKK’ya silahı verenlerin silahı veremez hale gelmesini sağlamaktır.

Ömer Altaş; “Yeni Bir Medeniyet İnşası Aşamasındayız.”

Bugün göz önündeki bütün olayların arkasında sosyal, psikolojik damarlar vardır. Bu damarları bilmemiz gerekir. Bugün Türkiye siyaseti gerçekten çok önemli bir kritik aşamadan geçiyor. Türkiye daha önceki süreçlerde olmadığı bir paradigma dönüşümü yaşıyor. Şu anda her birimiz hangi bölümde okuyorsunuz okuyun hangi işi yapıyorsanız yapın ya da gelecekte ne düşünüyorsanız düşünün iyi bir insan olarak, iyi bir vatandaş olarak gerçekten yaptığı işin hakkını veren ehliyetli bir insan olmak için çaba sarf etmeliyiz. Buraya kadar getirenler bu işi belli bir seviyeye kadar getirdiler. Ancak bayrağı daha iyileri teslim almadıkça Türkiye gerçek anlamda ihya olmaz, inşa olmaz. Özellikle Türkiye’nin son 5 yılı için bir devrim terminolojisi kullanılır. Dünyada hiç bir insanın kendisini başka hissetmeyeceği bir medeniyetin inşası aşamasındayız. Müslüman toplulukların geri kalması tamamen bir sömürü amacıyladır. Müslüman toplulukların her yerinde kan var, savaş var, sözü yeterli bir söz değildir. Bunu yapan medeniyet batı medeniyetidir. Bizim bütün değerlerimizi alarak kendi bölgelerine taşıdırlar, bu değerlerle bir demokrasi inşa ettiler. Batı kendisi kapitalisttir, kendi dışındaki bütün ülkelerde sosyalisttir, faşisttir.  Türkiye devleti birinci dünya savaşları koşullarında bir cenin gibi korunmak için tavır aldı, içe kapandı. Türkiye devleti ya tamamen yok olacaktı, ya da tamamen içine kapanacaktı. Türkiye devlet olarak toplum olarak içine kapandı. Türkiye toplumu batıya karşı yenildi, tavizler verdi. Tavizlerin boyutu inanılmaz boyutlardaydı. Biz şimdi o dönemde verdiğimiz tavizleri tekrar almaya çalışıyoruz. Yeni Türkiye 1930 yıllara kadar verilen tavizleri alma adımının adıdır. Ama geldiğimiz nokta yetmez. Çünkü biz buraya kadar muhafazakâr demokrasiyi yürüttük. Doğu toplumları perspektifinden baktığımızda, Türkiye toplumunu merkeze alıp baktığımızda demokrasinin bu topluma yetmediğini görüyoruz. Dolayısıyla bir üst aşamaya geçmemiz lazım. Çözüm sürecini ortaya çıkaran devlettir, Türkiye devletidir. Cenin gibi kendine yumulunca alt üst olan dünya sisteminde var olmak için Türkiye’ye başka bir şey gerekiyordu. O dönemde Türkiye var olmak için ulusçuluğu öne çıkardı. Tek tipçi otoriter, tek ırka dayalı, Türk ırkını üstün görmeye dayalı bir sistem elde etti. Bu anlaşılabilirdi. Ama Türkiye devleti bunu abarttı. Bunu abartınca ortaya Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Alevi sorunu, İslamlık – Müslümanlık sorunu ortaya çıktı. Bugün bizi buraya taşıyan sorunların temelinde Türkiye devletinin abartıları vardır. Bir asır boyunca biz birbirimizi vurduk durduk. Şimdi Türkiye devleti toplumu ile barışmak istiyor.

Abdurrahman Kurt: “Çözüm Sürecinin Sahibi Bu Toplumdur”

Ortadoğu yeniden şekillenmek üzere ve Türkiye’de Kürt sorunu diye bir sorun var. Siz bunu PKK sorunu olarak hissettiniz aslında. Bu sorun Türkiye cumhuriyeti devletinin ulus devlet olmaya karar verdiği bir aşamada Kürtlerde oluşmuş bir etnik kimlik sorunudur.  1924 çıkış tarihi. O güne kadar Türklerle Kürtler arasında bir sorun yoktur. Bununla ilgili tarih bilincini ciddi anlamda oluşturmamız gerekiyor ki nereden geldiğimizin cevabı olsun. Nereden geldiğimizi bilirsek bugün sorunun neresinde olduğumuzun tespitini yapmış olacağız. Bu gün olduğumuzun yerden de nereye gitmemiz gerektiğinin hedefini koymamız gerekir. Kişisel olarak da bu hedefe giderken ben bu hedefin neresindeyim diye kendimize sormalıyız. Her birimizin ayrı bir şahsiyeti vardır. Siz ben neredeyim dereken bu toplumun ihtiyaç duyduğu alanları doldurmuş oluruz. Bu devleti geleneksel devlet olarak ele alıp İsmet İnönülerin, Kılıç Alilerin torunları gibi karşınıza alırsanız yeni travmanın, yeni bir çözümsüzlüğün eşiğine gelirsiniz. Farkında olmanız gereken şey bu günkü insanlar İskilipli Atıf’ların çocukları. Dolayısıyla buradan baktığımız zaman AK Parti sonrası evresini ayrıca ele almak gerekiyor. Her evrenin kendine özgü şartları vardır. Bugünkü sorunları anlarken de o sürecin bugüne gelişimini anlamazsanız nerede olduğunuzu iyi göremezsiniz. Bu barışı yapacaksak biz yapacağız. Türkler-Kürtler bunun sahibi bu toplumdur. Eğer siz sahip çıkarsanız kimse bunu bozmaya cesaret edemez. Erdemi, adaleti, eşitliği sizde bulamıyorlarsa burada hatayı kendimizde aramamız lazım. Adalet fazlasını vermenizi gerektiren bir şey değildir. Ama adalet tatmin etmemiz gereken bir şeydir. Haklı olmanın yolu hukuklu olmaktır. Eşit olmak bir hukukluluktur. Hukuksuzluğun yansımasını siz karşınıza verirseniz bundan bir çözüm çıkmaz. Eşitlik iki yolla sağlanır. Ya Kürtler beraber yaşadıkları gibi olur. Ya da beraber yaşadıkları Kürtler gibi olur. Bugünkü gelecek perspektifini çizdiğimiz zaman bizim genlerimizdeki tarihsel mirasımıza baktığımız zaman Kürtlerin beraber yaşadıkları toplumdakiler gibi eşit olması gerekir.  Büyük devletler hatalarıyla yüzleşen devletlerdir. Büyük devletler güçlerini adaletten alırlar.

Konuşmaların ardından soru cevap bölümüne geçildi. Bu bölümde salonda bulunan öğrenciler tarafından panelistlere yazılı olarak sorular soruldu.

Program sonunda panelistlere katkılarından dolayı plaket takdimi yapıldı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here