Resim_1335219577İslami camianın da kötü bir sınav verdiği Deniz Feneri davasının iftira süreçlerine dair

 Anteppress – Gaziantep

Deniz Feneri Derneği Genel Başkanı Av. Mehmet Cengiz, takipsizlik kararını ve 5 yıldır süren Deniz Feneri davasını değerlendirdi. Cengiz, yürütülen linç kampanyasının perde arkasını anlattı.
Almanya’da başlayan ve Türkiye’ye uzanan Deniz Feneri e.V davası, en çok Türkiye Deniz Feneri’ni ve yardım alan yoksul aileleri etkiledi. Dernek bu süreçte akıl almaz iftiralara maruz kalırken; bağışçı ve gönüllülerini kaybetti. Dernek yöneticileri, bağışçıları, gönüllüleri, yüzyılın iyilik hareketine gönül vermiş tüm hayırseverler, toplum önünde itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5 yıl önce başlatılan soruşturma sonucunda nihayet Türkiye Deniz Feneri için son nokta konuldu. Türkiye Deniz Feneri Derneği’nin tüm yetkilileri hakkında takipsizlik kararı verildi ve dernek, medya kanalıyla üzerine atılan iftiralardan aklandı. Deniz Feneri Derneği Genel Başkanı Av. Mehmet Cengiz, takipsizlik kararını ve 5 yıldır süren Deniz Feneri davasını tüm yönleriyle Akit’e değerlendirdi.

 

“DENİZ FENERİ’NE KARŞI LİNÇ OPERASYONU BAŞLATTILAR”

 

– Öncelikle Deniz Feneri davası nedir?

– Deniz Feneri davası olarak zihinlere yerleştirilen bu süreç, 2007’de Almanya’da planlanmış, 2008’de Türkiye’ye paslanmış; siyaset, medya ve Ergenekon’un oluşturduğu üçlü şer ittifakının, Türkiye Deniz Feneri’ne karşı bir linç operasyonuna dönüştürülmüştür. Bunu iyi tahlil etmek lazım.

Türkiye Deniz Feneri Derneği, Türkiye’de kurulan bir dernek. Almanya’daki Deniz Feneri e.V ise Almanya’da ve tamamen Alman kanunları çerçevesinde kurulmuş bir dernek. Almanya ile ilgili süren bir dava ve sonrasında verilen kararın ardından her şey Almanya’da olup bitmiş. Alman mahkemesinin, hükmü açıklarken söylediği, “Asıl failler Türkiye’de” sözü, aslında sihirli bir söz. Bu davanın Türkiye ayağındaki tüm gelişmeler, bu söz etrafında örgütlendi. Alman hakimin bu sözü üzerine Türkiye’de çok çetin bir üçlü koalisyon devreye girdi.

– Üçlü şer ittifakı olarak nitelediğiniz kişi ya da kurumlar kimlerdir?

– CHP, Doğan Medyası ve Türkiye’deki Ergenekon yapılanmasıdır. Deniz Feneri’ne karşı yürütülen bu linç kampanyasının siyasi ayağında CHP ve İşçi Partisi var. CHP’de Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve Atilla Kart sürekli soru önergeleri vererek linç kampanyasının siyasi ayağını yürüttüler. Medya ayağında ise Doğan Grubu gazete ve televizyonları, Cumhuriyet gazetesi, Tuncay Özkan zamanındaki Kanaltürk televizyonu, Oda TV gibi medya koalisyonu. Bu sürece katkı sunan, belki de perde arkasından süreci yöneten Türkiye’de, bir de mevcut Ergenekon yapılanması var.

– Ergenekon yapılanmasının Deniz Feneri davasındaki rolü nedir?

– İlerleyen süreçte, Deniz Feneri olayının bilinçli şekilde Ergenekon sürecinin karşısına konduğunu, buradan hükümete nasıl uzanabiliriz diye akla-hayâle gelmeyecek iftiralar ürettiklerini görüyoruz. Bu şer ittifakı, asılsız ve ağır iftiralarla, medyanın da desteğiyle Türkiye kamuoyunu 5 yıl meşgul etti, kamu vicdanını yaraladı, hayra mani olarak vicdanları sızlamadan mağdur ve mazlumları bir de onlar mağdur ettiler.

“CHP’NİN HEDEFİ HÜKÜMETİ YIPRATMAKTI”

– Sözünü ettiğiniz linç operasyonunu biraz anlatır mısınız?

– Bu linç operasyonu sadece bize karşı yapılmış değil. Özellikle Ergenekon sanıklarının savunuculuğunu üstlenen Ana Muhalefet Partisi CHP, AK Parti hükümetine karşı bir koz olarak Deniz Feneri’ni kullandı. CHP’nin hedefi, hükümeti, Deniz Feneri üzerinden yıpratmaktı. İlginçtir, Doğan Grubu’na bağlı Capital Dergisi üst üste 4 yıl boyunca sosyal sorumluluk liderlerine yönelik bir araştırma yayınladı. Her 4 araştırma sonucunda da Deniz Feneri Derneği’nin, Türkiye’nin en tanınır ve en güvenilir sivil toplum kuruluşu olduğu tespit edildi.

Araştırma raporlarına göre Deniz Feneri’nden sonra ikinci sırada yer alan Kızılay ile Deniz Feneri arasındaki fark tam 4 katı idi. Aynı dergi, Almanya bağlantılı soruşturmanın başladığı 2008 yılında da aynı araştırmaları yaptı, fakat sonuçları açıklamadı. Muhtemelen son yapılan kamuoyu araştırmasında da Deniz Feneri yine sosyal sorumluluk liderleri araştırmasından 1. olarak çıkmıştı ve bu sonucu kamuoyu ile paylaşmak istemediler.

Deniz Feneri olayı Alman derin devleti tarafından kurgulanmış bir plandır. Alman medya şirketinin Türkiye’deki ortağı olan Doğan Medya Grubu da, kanaatimizce Almanya’da kurgulanan bu plana Türkiye’de zemin hazırlamıştır, Almanya’da yargı süreci biter bitmez olay Türkiye’ye paslanınca, Türkiye’de Deniz Feneri olayının medya ayağını başından sonuna kadar Doğan Medya Grubu üstlenmiştir. Olay bundan ibarettir.

– Medya insanları nasıl etkiledi?

– Deniz Feneri’ne karşı 5 yıldır sürdürülen kirli kampanya sırasında, Deniz Feneri ismi yazılı ve görsel medyada, akıl almaz türlü iftiralarla üretilen yalan haber ve yorumlar o kadar çok yer buldu ki; yapılan bu kara propaganda karşısında, toplumun bundan etkilenmemesi düşünülemez. Şer odakları, yardımlaşma gibi çok hassas bir konuda fitne çıkararak, toplum vicdanına adeta zehirli hançer sapladı. Çıkan asılsız haberlerin etkisiyle, yardımlaşma ve dayanışmanın zayıfladığı, toplumda güven ilişkisinin zedelendiği bir gerçektir. Çıkarılan fitne ile beraber derneğe yapılan bağış miktarlarında yarıya yakın bir azalma oldu. Ancak bundan dolayı toplumu suçlayamayız. Büyük bir linç kampanyası yürütüldü. Zira Türkiye’nin en güvenilir yardım kuruluşu olan Deniz Feneri ile ilgili toplumun bilinçaltına fitne tohumu ekilmişti bir kere…

– Peki, bağışlarda normalleşme var mı?

– Aradan 5 yıl geçti. 2010’dan itibaren her yıl yüzde 20 oranında bağışlar yükselişe geçti. Bu takipsizlik kararı ile fitne ortadan kalkıp gerçekler ortaya çıktığından, insanlar Deniz Feneri’ni yeniden bağrına basacaktır. Buna inancımız tamdır. Kısa bir sürede inanıyorum ki bu hayır kapısı eskisinden daha çok dua alan bir duruma gelecektir inşallah.

Takipsizlik kararından hemen sonra, telefon ve mail yoluyla bize ulaşan bağışçı ve gönüllülerimizin “Kafamızda bazı soru işaretleri vardı, takipsiz kararıyla bunlar kalktı” diyerek bizlere desteklerini açıklamaları, eski bağışçılarımızın ve gönüllülerimizin tekrar derneğimize teveccüh göstermeleri, emaneti taşıyanlar olarak gerçekten mutluluk verici.

“BU DAVA DENİZ FENERİ İÇİN KAPANMIŞTIR”

– Son olarak özetlersek neler söylemek istersiniz?

– Özetlemek gerekirse, Deniz Feneri neredeyse son 5 yıldır hain planlara kurban edilmek istenen, her fırsatta acımasızca saldırılan, yardım ettiği aileler, iyilik yolunda birlikte yürüdüğü camia gözardı edilerek harcanmak istenen bir kurum oldu.

1 milyondan fazla bağışçı, 60 gönüllü ve 2.5 milyon yardım alan güzel insanlardan oluşan Deniz Feneri ailesinden hiç kimse bugüne kadar Deniz Feneri Derneği hakkında yolsuzlukla ilgili veya başka sebeplerle bir suç duyurusunda dahi bulunmadı. Ancak, Deniz Feneri büyük ailesinin yaptığı güzel işlerde zerre kadar bir katkısı olmayan şer odaklarının yaktığı fitne ateşiyle birlikte, bu milletin önemli bir değeri haline gelen Deniz Feneri Derneği, hakkında yürütülen kirli kampanyanın etkisiyle toplum nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışıldı; buna karşılık Deniz Deneri Derneği ve bu derneğin sevenleri 5 yıldır tüm iftiralara ve asılsız suçlamalara direndi, her ortamda gerçekleri dile getirdi.

Bugün yargının verdiği takipsizlik kararının CHP ve Doğan medyasına verilen en güzel cevap olduğunu düşünüyoruz. Takipsizlik kararı ile, CHP ile Doğan medyasının asıl hedeflerinin ‘kirli emellere’ ulaşmak için bu konuyu kullandıkları ortaya konmuş oldu. Takipsizlik kararını görmezden gelenler için yapılabilecek bir şey kalmamış demektir.

Bu dava Deniz Feneri için kapanmıştır. Bundan sonra tüm enerjimizi yine eskiden yaptığımız gibi, yeryüzündeki son yoksula ulaşıncaya kadar yardım faaliyetimizi sürdürmek için kullanacağız. Bizi sevenlerin şunu bilmesini isteriz ki; en başta Deniz Feneri yöneticileri, çalışanları olmak üzere, tüm bağışçılarımız, gönüllülerimiz olarak şerefimiz ve onurumuzla oynayanlara karşı hukuk zemininde gerekli mücadele verilecektir. Derneğimizin kapıları her zaman olduğu gibi bütün iyiliklere ve güzel insanlara sonuna kadar açık olacaktır.

ERGENEKON’UN DENİZ FENERİ DOSYASI!

– Ergenekon’un Deniz Feneri ile uğraşmasının delilleri nedir?

– Ergenekon iddianamelerinde, Deniz Feneri’nin basında ve mecliste sürekli gündeme gelmesi ve “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kadar dayandı” gibi sözlerin gündemde tutulması isteniyordu.

Balyoz belgelerinde Deniz Feneri Derneği kapatılacak dernekler arasında bulunuyordu. ÇYDD iddianamesinde, bir proje kapsamında, İstanbul Barosu tarafından, Deniz Fenerine karşı organize edilen linç kampanyasının sürdürülmesi gerektiği öğütleniyordu.

Amerika’da otelde ölü bulunan araştırmacı Erhan Göksel bir ara medyada Deniz Feneri yolsuzluğunu açıkladım, açıklayacağım şeklinde konuşmalar yapıyordu. Dernekten yetkili arkadaşlar Erhan Göksel’e ulaştı ve bu iddiaların iftiradan ibaret olduğunu söyledi. Göksel ise arkadaşımıza şu cevabı verdi: “Arkadaşlar siz Türkiye’de güzel işler yapmış olabilirsiniz, güzel insanlar olabilirsiniz ama bilmeniz gerekir ki, çok yakın zamanda Türkiye’de rejim değişikliği olacak ve ortada AK Parti de kalmayacak, Deniz Feneri de. Siz tez elden o derneği terkedip gidin.”

Almanya’daki dernekle ilgili ilk suç duyurusunu yapan Abdurrahim Vural isimli kişi, Almanya’daki Milli Görüş teşkilatının hukuk müşavirliğini yapmış. Bu kişi ofisime, 2009 yılında Almanya’dan faks gönderdi. Faksta Türkiye’de davaları olduğu ve hakkında yazılar çıktığını söyleyerek, benden kendisinin avukatı olmamı istiyor. Mail olarak kendisine geri dönüp, kendisini tanımadığımı ve beni nereden tanıdığını ve nereden referans alarak bana ulaştığını sordum. Bana aynen verdiği cevap şu: “Sayın Cengiz; siz beni tanımazsınız. Sayın İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Berlin’e geldiği zaman biz kendisi ile yapmış olduğumuz görüşmede, sizi bana referans verdi.” Biz sonradan anlıyoruz ki, Av. Mehmet Cengiz dediği ben değil, benimle aynı ismi ve soyismi taşıyan İP Genel Başkan Yardımcısı olan ve ayrıca Ergenekon sanığı olan Av. Mehmet Cengiz’miş. Abdurrahim Vural, baro’dan isim sorunca beni vermiş ve rota şaşırılarak, faks bana gelmiş. Burada, enteresan olan olay şudur, Vural’ın hem Milli Görüş teşkilatında bulunması ve ayrıca İP Genel Başkanı Perinçek ile doğrudan görüşebilecek bir kişi olmasıdır.

‘BU KARAR MİLATTIR’ – İLAHİ ADALETE BAKIN Kİ CHP DE AYM TARAFINDAN YOLSUZLUKLA SUÇLANDI !

– Peki Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın verdiği takipsizlik kararı tam olarak ne anlama geliyor?

– Yargının 9 Nisan 2012 tarihli Deniz Feneri Derneği hakkında verdiği takipsizlik kararı, aslında Almanya’da planlanan ve 2008 yılında Türkiye’de sahneye konulan linç ve fitne operasyonunun sona erdiğinin tespitidir. Bu karar bir milattır! Almanya’nın bu hain planının uygulaması, yargının kararıyla sona ermiştir. İlginçtir ki bu karar, iftiracı CHP’nin yolsuzluğunun yine mahkeme kararıyla onaylandığı ve basına yansıdığı hafta çıkmıştır. Bu da ilahi adaletin tecellisidir.

– CHP’nin tutumu genel olarak yolsuzluk davasına mıydı, yoksa Türkiye Deniz Feneri’ne mi?..

– Direkt Türkiye Deniz Feneri’ne idi ve bu tutumunu hâlâ sürdürüyor. O yıllarda CHP’nin başında bulunan Deniz Baykal, elinde kırmızı bir dosya ile meydanlarda ve medyada ‘Deniz Feneri yolsuzluğunun dosyası’ diye dolaştı. Deniz Baykal her televizyona çıktığında, her miting meydanında bu dosyayı elinde salladı. O dosya aslında internetten toplama bilgilerin yer aldığı sahte bir dosyaydı. Dava bizimle ilgili olmadığı halde, sürekli bizi işaret etti. O dönemde Deniz Baykal’a bir mektup gönderdik ve asılsız isnatlarla, masum kişi ve kuruluşları suçlamamasını, haksız suçlamalardan toplumun ve özellikle Deniz Feneri’nden yardım alan yetim-öksüz, kimsesiz-çaresizlerin zarar gördüğünü, aksi takdirde Allah’ın adaletinden kaçamayacağını ikaz etmiş olmamıza rağmen, meramımızı dinletemedik. Saldırılar yoğunlaşarak devam edince, CHP ve Deniz Baykal hakkında 1 milyon TL’lik tazminat davası açtık. Şimdi bu takipsizlik kararını da o dosyanın içine koyup CHP ve Deniz Baykal’ın tazminata mahkûm edildiğini inşallah kısa sürede göreceğiz. Baykal da yürüttükleri kampanyadan bir şey çıkmayacağını biliyordu, amaçları sadece zihinleri bulandırmaktı.

 

“Deniz Feneri neredeyse son 5 yıldır hain planlara kurban edilmek istenen, her fırsatta acımasızca saldırılan, yardım ettiği aileler, iyilik yolunda birlikte yürüdüğü camia gözardı edilerek kelimenin tam anlamıyla harcanmak istenen bir kurum oldu. Deniz Feneri Derneği, hakkında yürütülen kirli kampanyanın etkisiyle toplum nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışıldı; buna karşılık Deniz Deneri Derneği ve bu derneğin sevenleri 5 yıldır tüm iftiralara ve asılsız suçlamalara direndi, her ortamda gerçekleri dile getirdi.”

 

 

Yeni Akit