Depremler yüreğimizde efendim, depremler yüreğimizde.

Yürekler, işlevini yapamadığı zamanlardan biriktirdi bu sevgisizliği içimizde.
”Hal” “kâl”e teslim olduğu zamanlardan çoğaldı sukutsuzluk dilimizde.
Sevgiye coğrafya biçenlerin artçı sarsıntıları hala sallanan yanımız.
İnsansız savaş uçaklarına dönmüş yürekler rast gele ateş açıyor içerimize.
“Mazlumun imanını sorgulamaktan” kaldı bu zalim yanımız.
İlahi uyarıların adını “intikam”koyup safımızdakilere katmaya çalışıyoruz yedi nokta ikileri.
Kıyasa kısas biçiyoruz zavallı akletmeyen aklımızla.
“Ümmetim” diyene, iki salâvatla yol bulmaya çabalatmanız boşuna dilinizi, guslü nerene
giydirdin mübarek hala iğreti kokuyor söylemlerin !
Dillendirdikçe inşiraha mı eriyor etten yüreğin.
Ölen çocuk, ölen anne yanımız bir de sen ölüyorsun işte, deniz kapandı üzerine, boğuldun
Musa’nın gerisinde.
Bulgur çuvalına iki bayrakla üç tane de taş koymuş ferasetsiz yanların.
Amacın ne amacın? Oynaşmak mı acıdan yana düşülen sancılarla.
“Öldün bir daha ölmeyeceksin” diyor şair gidenimize de, dirimiz, ey dirimiz! ölmekten
aşağısını nasıl yaşattın söylemlerine!
Bırak acıdan yana düşenler düştükleriyle kalsın, ses etme bari de, sözlerin üzerine çıkıp ta
çiğnemesin yerlerimize düşeni.
Depremler beynimizde efendim, beynimizde.
Akletmeyi ferasetsizce kinlerine mağlup edenlerin yenilgisi bu. Zira yere düşenleri acıtmadı bu kadar beton parçacıları.
Moloz yığınlarına dönmüş sözleri çekin üzerimizden!
Çekin “biz”den olmayan ırkçı söylemlerinizi luğatımızdan
Gözünüz gözümüze değmesin sakın, aynı göğe bakmasın yürekleriniz, ümmet abdestiyle yıkanmadıkça.
Yürekten kalelerin yıkılalı çok olmuş beden ülkelerinde, düşen üç beş parça kurumuş sıva parçasıymış kafalarına değip dillerini düşüren.
Bitecek her şey, geçecek zaman düşecek gerimize, unutulacak münker nekir soruncaya kadar unutulan.
Dün üç gündür demiştin dünyadan bahsederken, bak iki günümüz kaldı yaşanılacak.
Heder etme konuşup da masum yanını.

28.10.2011