Üsküdar’da denizi nazır bir kahvehanede oturup bir yandan nargilemi fokurdatıp, bir yandan da “N’olacak bu memleketin hali” üst başlığı altında bir dizi tefekkür icra ederken aziz dostum Molla Kasım aradı.  Selam kelamdan sonra “Azizim üstadım, hadi, hazırlan gidiyoruz” dedi.
“Aziz Molla’m, nereye?” dedim, “Antep’e” dedi. “Hayırdır, Aziz Molla’m? Ne Antep’i?” dedim. “Üstadım bir konferansa gidiyorum” demesin mi?
Molla’yı az buçuk tanırım. İstanbul’da belli bir muhitte az buçuk tanınmışlığı vardı, ama o da eski “Zaman”da kaldı.
Antep nere? Molla nere? Mollayı Antep’te kim tanır ki davet etsin? Hem sonra Molla Antep’te ne anlatır ki?
“Hayırdır, Azizim Molla’m! Ne konferansıymış bu, konusu ne?” dedim. “Antep Mutfağının sosyo-kültürel arka planının oluşmasında coğrafi faktörlerin etkisi üzerine lenguistik bir yaklaşım denemesi” dedi.
Bak… Bak… Bak… Nasıl da cafcaflı bi başlık bulmuş.
“Sen ne anlarsın Antep mutfağından, senin Antep mutfağı ile tek ilgin bizim evin mutfağı” demedim tabi.
Durumu anladım hemen.  Molla uyanık tabi. Bizim hanım yaşlandı ya, artık eskisi gibi bol bol leziz Antep yemekleri yapıp, baklava börek açamadığı için Molla’yı pek yemeğe davet edemiyoruz. O da napsın, bu açığı kapatmak için Antep’e gitmenin yolunu arıyor.
Beni de hem kendine yarenlik edecek yol arkadaşı edinmek ve hem de şöhretimden dolayı Antep’te davet edileceğim sofralardan istifade etmek için yanında götürüyor.
Yani sizin anlayacağınız konferans bahane. Maksat aziz midesine bayram ettirecek.
Öğrendim tabi durumu. Meğer Antep’ten Fatih adında gövdesi ve kalbi büyük ama kendisi çok saf bi çocuk bulmuş, araya dost arkadaş koymuş, çocuğu kandırmış, kendini Antep’e davet ettirmiş.
Çocuğun saf olduğu şuradan belli, ben varken gidip Molla Kasım’ı davet etmiş.
A benim evladım! Mollalıksa mollalık, şöhretse şöhret, hemşerilikse hemşerilik, hepsi bende fazlasıyla var. Adamdan anlama konusunda insan ANTEP PRESS’in Muhterem yönetmeni İslamzâde Osman Efendi’den biraz bir şeyler öğrenir değil mi?
Baksana Muhterem Osman Efendi, Molla Kasım’ın seninle birlikte 3,5 kişiye verdiği konferansını haber bile yapmaya değer bulmazken, bendenizi ANTEP PRESS’e transfer edebilmek için ne kadar çaba sarfetti.
Peki sen ne yaptın? Davet ettiğin Molla’yı dinleyecek adam bulamayacağını bildiğin için aldın seyrek bıyıklı asabi görünümlü hukukçu arkadaşının bürosuna götürdün. Güya orada konferans verdirdin.
Kimler dinledi?
Sen, Muhterem Osman Efendi, seyrek bıyıklı asabi görünümlü hukukçu arkadaş ve bilahare sitede resmini görüp ensesinden tanıdığım arkası dönük oturan arkadaş. Adı neydi, Ferhat mıydı, Kerem miydi, neydi?
Bi ara eğilerek sessizce Muhterem Osman Efendi kardeşime sordum; “Bu arkası dönük arkadaş niye böyle oturuyor, Molla’nın konferansından pek hoşlanmadı galiba?” dedim.
Osman Efendi, “O yemek mevzularından pek anlamaz Hocam, onun uzmanlık alanı STK’lar. Molla’nın konferansı kalabalık görünsün diye davet ettik.” diye açıkladı durumu.
Maşallah. İyi düşünmüşler. Yoksa o da gelmese 2,5 kişi dinleyecekmiş Molla’nın konferansını.
Laf aramızda yapılan ikramlar da olmasa bizim Molla’nın konferansı dişimizin kovuğunu bile doldurmayacaktı.
Tabi durumu belli edip Mollayı açıkça bozmak istemedi ama, o seyrek bıyıklı asabi görünümlü hukukçu arkadaş, bizim Molla’dan daha fazla bu konunun uzmanı çıktı. “Etnik mutfaklar” konusunda doktora yapmış birine benziyordu.
Nerden mi anladım? Bir yandan o “Çulcuoğlu” senin, bu “İmam Çağdaş” benim, şu “Köşk Ciğer” senin, bu “Güllüoğlu” benim, öteki “Metanet” senin dolaştırıp Antep’in lezzet duraklarında mola verdirirken yaptığı çok değerli bilimsel açıklamalardan anladım.
İşin gerçeği bu seyrek bıyıklı asabi görünümlü hukukçu arkadaşı ilkin pek gözüm tutmamıştı. Ancak daha sonra misafirperverlik konusunda gösterdiği âlicenaplığını ve “etnik mutfaklar” konusundaki derin bilgisini görünce bu konudaki kanaatim değişti.   Memleket sevgimin artmasında bu aziz kardeşimin çok büyük katkısı olduğunu itiraf etmeliyim.
Aslında ben olmasaymışım bizim Molla’nın işi zormuş. Aklı sıra Fatih denilen bu çocukcağız bizim Molla’yı sofra sofra gezdirecek, leziz Antep yemekleri yedirecek. Zavallı Molla!
Oysa bilmiyor ki, bendeniz olmasaymışım, Fatih evladımız bizim Molla’nın sırtına erzak yükleyip o mahalle senin bu mahalle benim İHH gönüllüsü gibi dolaştırıp, sonra da bir nohut dürümü yedirip yollayacakmış.  Ucuz kurtuldu. Benim Antep’teki itibarım sayesinde bizim Molla’nın midesi bayram etti.
Eh, kötü de olmadı. Antep Belediyesi “Antep Yemekleri Şenliği” düzenleyip bütün gurmeleri çağırsa bizim Molla’nın gittiği yerde yapacağı reklam kadar reklam yapamazlar.
Bak konuyu birden dağıttık.
Evet, ne diyordum, tabi bendeniz Molla’nın “Antep’e gidelim teklifini” duyunca memleket aşkıyla yanıp tutuşmaya başladım. Tepsi tepsi baklavalar, şiş şiş cartlak kebapları, tabak tabak yuvalamalar, mis gibi beyranlar gözümün önünde şehr-i ayin yapmaya; memleket acılı bir kelle paça gibi burnumda tütmeye başladı.
Ve hemen yolculuk hazırlıklarına başladım; dilimde bir türküyle:
Anteb’in yemekleriiiiii, oy lele lele lele….”

01.12.2010