Evet evet, Diyanet bu konuda bir açıklama yapmalı.

Suları çekilmiş bir adaya dönmeden camiler, bu açıklama gelmeli. Yokluğu alışkanlıklar arasında yerini almadan, yeni alışkanlıklar arasına katılmalı.

Kalabalık yalnızların kol gezdiği caddelerde, en çok da kalabalık yüreklerin sol yanında eksikliği hissettirilmeli.

Ağrısını bilmeyen çocuk ağlayışlarındaki, iğneden korkan çocuk haylazlıklarındaki insanlara, şifalı iğne enjekte edilmeli.

Şunu demeli kalabalıklara: “Bir yolunu bulun ve Allah’a dönün! İşte evi orada…”

“Allah’ın evinin misafir olmak istemez misiniz?” sunumuyla, adres olarak en yakın camiler gösterilip; bir seher vaktinde, uykusuz geçen bir gecenin gün ışığı perdelere değmeden daha, “sizlere yüreklerini açmış bir bekleyen var” neşesiyle, bu müjde verilmeli.

“Gelin sizlerle saf saf olalım, omuz omuza duralım. Gelin kıyamla üzerimizdeki tüm yükleri atıp, secde ile alınlarımızı Rabbimizin dergâhına koyarak O’na en yakın noktadan, aramıza kimseleri almadan onunla konuşalım. Yalnız O’nun duyacağı sesle yürekten seslenelim:”Sübhane Rabbiye`l-ala”  Bunu birlikte yapalım, yapabilelim.” demeli.

Üstadın dediği gibi yapmalı belki de. Bütün yoğunluklarının arasında, dalıp gitmelerinin ortasında, kalabalıkların caddelerine çıkıp, kolları sonuna dek açarak “ Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!” diyebilmeli.

“Saf çocuğu, masum Anadolu’nun” dizelerinde geçen yürekleri tozlanmış ecdad yadigârı bizlere, çağdaş bir format atmalı.

Ne diyordu Rabbimiz: “Dünya oyun ve eğlenceden ibarettir.”

“E ama bilmiyorlar!” masumluğundaki mazeretlere bizimde katkımız olması babından bu yöntemi ivedilikle uygulamalı.

Sahurda açık lokantalar cesaretiyle, Ramazana özel menü sunan işyerleri marifetiyle,

Dünya duraklarının son mekanı olan camilerin günde beş vakit, ayın her günü, yılın her saniyesinde; halısı, kilimi ve gözleri kapıda bekleyen nur yüzlü görevlisiyle “sizleri bekliyorlar” müjdesiyle, bir dua vaktini vesile kılıp içeriye girmeleri sağlanmalı.

Anlatmalı onlara:

“Bakın ey nas!” demeli.  “Biz size sırt dönmedik. O gördüğünüz sırtı dönük imam duruşu, sadece namaz esnasında namazın ikamesi için yapılmış bir duruştu. Sizi ardımıza almanın huzuruyla Rahman’a gidilen yolda, vebalinizi boynumuza yükleyip sırat döşeli yollarda öncü kuvvet olarak çıkılan bir izli mermiydik.” denilmeli.

Rabbimizin, “kulum” dediği, değer verdiği, son nefeslerine kadar mühlet verip, göklerde bile tövbelerine şahitlik için görevli meleklerini beklettiği insanlara bu emek verilmeli. (Buradan emek verilmiyor anlamı çıkmamalı elbette.)

Rahman’ın vazgeçmediği beşerlere, beşeri ideolojilerin bile yatırım yapıp, günahlarına sermaye etmeye çalıştığı insana, yoldaki işaretler gösterilmeli.

Hadi biraz abartarak söyleyelim:

Camilere afiş asılmalı, el broşürü, yaldızlı davetiye bastırıp halka dağıtılmalı. Belediye hopörlerinden, özel gün ve gece kutlamalarında yapıldığı gibi “Bakın sevgili halkım…” nezaketiyle, yüreklerin kulaklarına anons edilmeli.  Haberlerde son dakika haberleri olarak alt yazı geçilmeli, spikerin heyecanla sunduğu “ Elimize şimdi geçen bir açıklamaya göre” diye başlayıp, bizlerin sadece belli bir günde ibadethanelere giden bir dinden olmadığımız ve ibadethane duvarlarının ağlama duvarı değil, kalplere inşirah doldurup, adına ümmet denilen uçsuz bucaksız sevda yoldaşlıklarına başlama startı olduğuna yer verdirilmeli. Camiye en yakın köşeye camiyi gösteren bir levha asıp “ Cennete gider!” ok işaretini kırmız renkli kalem ile yazmalı.

“Allah’ın silmediği kullarını silen kullar kime kul?”

Velhasıl, yükümüzün ağırlığının farkına vardırmalı; yükü yokmuş gibi kendine oynayan “tek kişilik Cennet sevdalısı “olmuş ehl-i cemaate de bu misyon biçilmeli.

Kardeşliği aynı anne babadan ibaret sayan, namazı geride bırakıp dünya deresine paçalarını sıyırarak giren az da olsa kendilerini kurtarılmış yetişkinlerden sananlara da sıkı görev verilmeli. Eşkıyayı diriltip sahabe yapan, Kâbe duvarları üzerinde cezbelere salan dinin ayetleri tekrar hatırlatılmalı:

“Müslümanlar kardeştir”

“İman etmedikçe Cennete giremezsiniz. birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız” gibi hadis-i şerifle, ince işlenmiş bir hattat zarifliğiyle alın çatlarına asılmalı. Cami diplerinde avuç içlerini açıp, elleri doldukça ceplerine boşaltıp yeniden sunan dilenci azmini örnek gösterip, kazancın çokluğu ve gerçeği gösterilmeli.

İnsanların dünya duraklarından son olarak uğurlandığı musallalar üzerine nasılsa getirilecekleri, “ama bizlere diriniz lazım!” samimiyeti ve ürpertici uyarışıyla zihinlere bir ünlem konulmalı.

“Dedik, dinlenmedik.” diyecek miyiz?

Biz seferle mükellef olanlar seferimiz mi bitti? Musa’nın önüne çıkan deniz gibi yolumuz mu bitti? Nuh’un gemilerini kaldıran tufanımız mı geldi?

E, yok!

Hani biz yarış bittikten sonra da koşan atlardık ya;

Ticaretimiz, ilgimiz ve kârımız burada.

“İşimiz bu” bile demeden, yürek virdi edindiğimiz ilahi buyruğun kollarına kendisini teslim etmiş bir kelebek hüneriyle ışığa kanat çırpmaya devam etmeli.

“Ey uğramadık yer bırakmayanlar, yenilgi yüzünü suret sanmış galibiyet özlemlileri!

Bir mihrap, bir seccade, bir beyaz cübbe ile rüyalarda göremeyeceğiniz bir vaadin dillendiricileri olarak yolunuzu gözlüyoruz.” diyebilmeli.

Neydi sözümüz

“Namaz uykudan hayırlıdır!”

Namaza çağıran da diğer tüm çağırıcılardan…

NOT: Değerli Okuyucularımız!

Bu yazının tüm hakları Dinihaberler.com`a aittir. “www.dinihaberler.com” biçiminde aktif bağlantı kurulabilir, açık kaynak gösterilmek kaydıyla içerik kullanılabilir. Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır.

Biz Dinihaberler.com olarak ülkemizde ve dünyada gerçeğin sesi olmaya, ileri demokrasiyi, meritokrasiyi, insan haklarını, özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz.

Biz hiç bir kurum ve kuruluşa bağlı olmayan, gücünü tamamen özgürlüğünden alan, sivil, bağımsız, tarafsız ve özerk bir haber sitesiyiz. Bize bu teveccühü göstererek kısa zamanda internet haberciliğinde ilk sıralara yerleşmemizi sağlayan siz değerli takipçilerimize en derin selam, saygı ve hürmetlerimizi sunuyoruz.
21.08.2013