Mest-i müdam olmuşum çağırırım dost dost
Mescid ü meyhanede, hanede viyranede

                                                   Niyazi Mısrî

 

Dostlarımızla nasıl bir dostluk içindeyiz, hiç düşündük mü? Gerçi teknolojinin sarhoş ettiği günümüz insanında, insanlığında; dostluk sancısını yüreğimizde hissetmememiz biraz zor gibi. Facebook’ta davet gelipte, kabul ediyor musun, red mi ediyosun. Kabul edince dost, arkadaş oluyorsun, etmeyince reddediyorsun. Acaba bu kadar basit mi, dostluk, arkadaşlık, karındaşlık…

 

Can ciğer olan çok samimi iki dost ve arkadaş vardı.
Bunlardan bir tanesi çok kurnaz atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Dürüstlük sözü diğeri içinde geçerli tabi ki.
Günün birinde kurnaz olan, diğer arkadaşının yanına gitmiş ve işlerinin bozulduğunu söylemiş. Ve kendisinden para istemiş.
Saf olan arkadaşını kırmayarak ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir.
Arkadaşı işlerini düzeltir. Ve büyük servetlere kavuşur.
Günler sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider
ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve
onunla kendisinin evlenmek istediğini söyler.
Herif çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez.
Aralarındanki o sevgi neticesinden arkadaşına hayır demesi mümkün değildir. Ve nişanlısı ile arkadaşının evlenmesine razı olur.
Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerine gider
ve kendisine çalışması için iş vermesini ister.
Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz.
Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır.
Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler.
Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir.
Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar.
Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır. Saf adam artık zengindir.
Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir.
Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister.
Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, kimsesi olmadığını öğrendiği kadına; kendisinin de yalnız olduğunu söyler ve “bu evde birlikte yaşayalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın” der. Yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder.
Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler.
Bizimki böyle bir kızı nasıl bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.
Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler.
Görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır.
Bizimkisi kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır.
Biraz da geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir.
Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek isteğiyle mikrofonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; “Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi. Elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim. Çünkü biz gerçek dosttuk, onun üzülmesini istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum.
Çünkü biz gerçek dosttuk.
Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya;
“Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı. İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi. Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı.
Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı, o kadından bu şekilde kurtardım. İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi. Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım,
o yüzden iş vermedim.
Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım.
Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.
Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim.
Şu anda evlenmekte olduğu kız de benim kız kardeşim.
Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim. Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz.”

 

Yara vardır dost yara vardır dost
Şu gönlümde bir yara vardır dost
Her yaraya bir çare vardır dost.
Tut elimden beni yarâ vardır dost.

                            Yücel Terkanlıoğlu

 

Dost olalalım, dostça kalalım.

22.02.2011