Senle benden bir ordu, iki kişilik bir suç örgütü, adı konulmamış düşler kurgulayıcısı, çekilmemiş bir film fragmanı, uzaklardan ancak seçilebilen bir dağ manzarası, ışıkları loş şehir görüntüsü, kısık sesle seslendirilmiş bir türkü olabilir, eğer istersek.
 
Eğer istersek birlikte tekbir getirebilir, Sezen Aksu dinleyebilir, cemaatle namaz kılabiliriz.
 
Ezberimizde olmayan tüm şarkılara pleybek yapar, yenilerini uydurabilir, nakaratları birlikte seslendirebiliriz.
 
Birlikte olduğumuzda çayın demlenmesine kadar sohbet eder, zamanın nasıl geçtiğini anlamayabiliriz.
Uzun yol boylarında gördüklerimizi değerlendirir, hiç alakasız şeylerden kendimize pay çıkarabilir, sadaka vermek için dilenci bulur, karşılığında ikimize dua etmesini isteyebiliriz, eğer istersek…
 
Kapitalist dünyaya, vitrin parıltılarına, tüm alengirli laflara sırt dönebilir, taşınmaz mal varlığı olarak yüreğimiz var, diyebiliriz.
 
Kahrolması gereken çok şey birikti sloganlarda; bir gece oturur sabah namazına kadar içimizi boşaltabiliriz. Devrime kadar çay içer, sohbet eder, sigara külünü balkondan aşağı savurabiliriz.
 
Ben sana Sadat-ı Kiramın isimlerini ezbere sayar, vird tespihimi gösterir, örtüsünden sarık sarabilirim. Sen bana sormadan art arda çay doldurabilir, kısa pasajlar okuyabilirsin altı çizili prağraflardan. Vedduhadan aşağısını ezbere,  tefeül yaptığımız yerlerin mealini yüzünden okuyabilirsin, eğer istersek.
 
Kolesterolü düşürür, kan değerlerini normal seyrine getirebiliriz.
 
Keşfedilmemiş ıssızlıklar bulup, uçurum kenarlarına oturup, sesimizi yankılara salıp geri dönüşünü dinleyebiliriz.
 
Güneşe yüzümüzü dönüp gözlerimizi kısar, uzak mesafelere birlikte bakabiliriz alınlarımıza dayadığımız avuç içi gölgeliklerimizle.
 
Dünyayı beş kuruşa satın almaz, pazartesi perşembeleri oruç tutar, kredi kartlarını kırar, dolmuşa binmez, uzak yerlere yürüyerek gidebiliriz. Yokuş çıkmaktansa uzatıp yolu laflayabiliriz, çekirdek falan…
 
Pet şişemizi çeşmeden doldurur, zeytin tenekelerinde yeşil soğan yetiştirebiliriz.
 
Ruhuyla oynanmamış hayaller kurup ikimiz birden inanabilir, gerçek hayata sığmayan düşlerimizi, umutlarımızı, kurduğumuz ütopyalarda yaşayabiliriz. Akarsu şırıltılarını içimizde hissedebilir, yaptığımız kâğıttan gemileri yağmurların oluşturduğu su oluklarına bırakabiliriz.
 
 Oturup uzun uzun karınca yoluna bakar, yürüyüşünü izleyebiliriz ağır aksak. Bir fidan diker, birlikte sular, büyümesini izleyebiliriz bir ömür. Ağaçların kabuklarına ellerimizi, yüzümüzü sürer, eteğine dökülmüş sararmış yaprakların üzerinde dolaşıp çıkardığı sesi dinleyebilir, yamacından en yüksek yerlerine bakıp, dallarının rüzgârlarda salınışını izleyebiliriz serin ikindi esintileriyle.
 
Çok canımız sıkılırsa bu tarafı Ramazan bilip, bayramı sırata erteleyebiliriz.
 
Eğer istersek ve illaki inşallahsız olmaz; birlikte yürüyebilir, diğer tarafa taşıyabiliriz bütün bunları.

11.04.2013