“ SON 15 YILDA ÇOK CİDDİ MANADA BİR GELİŞME OLDU”

Türkiye’de eğitim meselesinin  vatandaştan siyasetçiye kadar sıkça konuşulan bir mesele olduğunu hatırlatan Araştırmacı-Yazar Nezir Gül, “  Çünkü eğitim noktasında herkese bir şekilde değinen ve dokunan bir boyut olduğu için, eğitim hayatımızı direk etkileyen bir unsur olduğu için her zaman gündemde olan bir husus. Eğitimle alakalı bakanlığın yapmış olduğu ve başarılı olduğu alanlara baktığımız zaman eğitim ortamlarının iyileştirilmesi anlamında son 15 yılda çok ciddi manada bir gelişme oldu. Dersliklerin sayısının artırılması, yeni okul binalarının yapılması anlamında ve yeni bir hedef olarak tek bir eğitim-öğretime geçilmesiyle alakalı yakın vadeye ilişkin çok güzel çalışmalar var. Gaziantep’te de bu anlamda okullaşma oranında ciddi manada istatistiklere baktığımız zaman bir artışın olduğunu görüyoruz. Ancak eğitim olayı bir süreç olayı olduğu için yani sorunların bir anda hemen sağlık olayında olduğu gibi veya bir binanın yapılmasıyla iş bitmiyor. Bundan sonra öğrenme dediğimiz bir süreç söz konusu. Yani akademik anlamda yapılacak çalışmalar, okullarda mesleki anlamda yapılacak çalışmalar, sosyal-kültürel ve sportif anlamda yapılması gereken çalışmalar eğitimin ciddi unsurlarıdır. Bu anlamda devam eden bir süreç var. Bu sürecin yürütülmesinde tabi bir idari nokta var, bir de öğretmen boyutu var. Öğretmenlerimizin de bu anlamda kendilerine emanet edilen çocukları en iyi bir biçimde yetiştirmek için yapmaları gereken çalışmalar ve gayretler var. Eğitim yöneticileri genel çerçeve içerisinde tabi bir taraftan okulun fiziki imkanlarını düzeltirken öğretimin sağlık bir şekilde yapılması için gereken çabayı gösteriyorlar. Ama her zaman eksiklerimiz vardır elbette. Yani bu noktada doyuma ulaştık, yapacağımız işler bitti şeklinde bir süreç söz konusu olamaz. Öğretmenlerimizin büyük bir fedakarlık yaptığını ifade etmemiz gerekiyor. Öğretmenliğin hakikaten çok zor bir meslek olduğunu ifade etmememi lazım. Bazı kesimler öğretmenleri için haftada 30 saat derse giriyor günün yarısı okulda ama ondan sonra çekip gidiyor dolayısıyla çok fazla zaman ayırmıyor gibi bir anlayış var. Bu kesinlikle saatle ölçülebilecek bir mesele değildir. Dersin dışında da öğretmenlerin yapması gereken meseleler olduğu gibi” ifadelerini kullandı.

“GENÇ ÖĞRETMEN ADAYI BÜYÜK BİR YÜKÜN ALTINA GİRİYORDU”

Gül, “Yani ders ortamında bir saatlik bir ders normalde 2-3 saat çalışmaya bedel bir psikolojik yıpranma, bedeni etkileme oluyor. Çünkü önünde 40 kişilik genç dinamik bir öğrenci grubu var. Ve onları eğitimin içine tan dahil etmesi lazım. Güzel bir şekilde hazırlık yapması lazım. Onu güzel bir şekilde sunması lazım. Bu anlamda hakikaten öğretmenlik zor ve fedakarlık gerektiren bir meslektir. Bu anlamda öğretmen niteliğini artırılması, öğretmenlerimizin bu fedakarlığını daha sistematik, daha düzenli bir şekilde yürümei için de bakanlığın özel olarak yaptığı çalışmalar var. Gerek yerelde hizmet içi faaliyetleri seminerler, programlar, gerekse bakanlık merkezinin öğretmen yetiştirme genel müdürlüğü var. Bu anlamda öğretmenlerin güncel gelişmelerden haberdar olması, yenilikleri takip etmesi, hem teknolojik anlamda, hem zihinsel anlamda yeni durumlara adaptasyonu sağlama anlamında bakanlığın da yaptığı çalışmalar var. Örneğin aday öğretmenlerle alakalı olarak geçen sen başlayan süreçte yeni bir format geliştirildi. Öce okulu bitiren bir öğretmen adayı KPSS’den de yeterli puanı aldıysa ve sıralamaya girdiyse hemen bir yere gidiyor öğretmen olarak başlıyordu. Fakülteden mezun olmuş, eline bir kitap veriyorsun haftada 30 saat ders verecek. Genç öğretmen adayı büyük bir yükün altına giriyordu. Oysa yeni sistemde bir seneye yayılan adaylık süreci ve bu adaylık süreci içerisinde ilk aylarda tamamen bir rehber, danışman öğretmenle birlikte derslere girme, gözlem yapma, rehber öğretmenin ders işleme yöntemini, hazırlıklarını, o sürece dahil olmak süretiyle artı idari anlamda bazı görevlerde bulunarak idare işlemleri görme. Diğer taraftan farklı okul türlerine ziyaretler gerçekleştiriliyor. Ve birkaç ay geçtikten sonra ikinci döneme doğru örnek ders sunumu ve sadece bir öğretmeni de dinlemedi benzer branşlarla alakalı değişik öğretmenlerin derslerine girerek, onların da tecrübelerinden yararlanarak. Bakanlığın belirlediği konular çerçevesinde Bunun içerisinde eğitim-öğretim yöntem ve tekniklerinden tutun medeniyet değerlerimize ait öncü şahsiyetlere varıncaya kadar çok geniş bir program var. Bu programda öğretmenlerimiz bir kursa tabi tutuluyor MEB tarafından verilen bu tecrübeden sonra sınıfa girmesi hedefleniyor. Eğitimde hakikaten öğretmen merkezli yapılan çalışmalar öğretmenin daha verimli olmasını sağlama anlamında çok güzel bir çalışma.” şeklinde konuştu. 

“GÜZEL GERİ DÖNÜŞÜMLER OLDU”

Müfredatla ilgili gündemde olan bir çalışmalar hakkında da konuşan Gül, “Müfredatla ilgili bir yıldır bakanlığın ilgili genel müdürlükleri eğitim-öğretim dairesi dediğimiz temel eğitim, mesleki eğitim, teknik eğitim genel müdürlüğü, orta öğretim genel müdürlüğü ve din öğretimi genel müdürlüğü bide özel öğretim genel müdürlüğü var. Bunlar okulları olan genel müdürlükler. Bunlar çok ciddi çalışmalar yaptılar. İllerden, üniversitelerden, yani her dersle ilgili komisyonlar oluşturuldu. Bunların içerisinde akademisyenler var, eğitimciler var, öğretim yöntem teknikleri üzerine uzmanlar var, sivil vatandaşlardan resmi görevi olmayıp eğitimde söyleyecek sözü olan araştırmaları olan insanlar ve bakanlıktaki uzmanların katılımıyla her dersle ilgili komisyonlar oluşturuldu. Bu çalışmalar yapıldı, gözden geçirildi. Talim terbiye bunlarla ilgili ön çalışma yaptı. Sonra değerlendirmeden sonra askıya alındı. Bir ay kadar askıda kaldı. Bu süreç içerinde de milli eğitim tarihinde ilk defa olan bir şeydi. Müfredatların askıda ilanı. Herkese açıklandı. İlgili stklar ve kuruluşlar bu dersleri indirdiler. Bu taslağa bakarak herkes söyleyeceğini söyledi. Bu anlamda çok güzel geri dönüşümler oldu. Bakanlık bunların hepsini aldı. Belli bir program dahilinde yine komisyonlar vasıtasıyla hangi derslerle ilgili ne gibi öneriler geldi, bunlar değerlendirildi. Tekrarlar çıkarıldı. Makul görülen öneriler eklendi. Şuan yine genel müdürlükler talim terbiye ile birlikte son şeklini vermek üzere çalışma yapılıyor. Önce her kademenin ilk sınıfına ait kitaplar yazılacak. Gelecek sene bir sonraki sınıf, diğer sene bir sonraki sınıf diye yazılacak ve uygulanacak. Yeni müfredatta biraz daha milli ve yereldir. Maalesef geçmiş dönemlerde milliliğe zarar verecek , çok da milli olmayan bazı unsurların yer aldığı bir hakikattir. En azından bunların giderilmesi anlamında daha yerli ve milli anlayışın bakış açısının ve medeniyet değerlerimizin uygun unsurların kitaplarda yer almasına ilişkin çalışmalar yapıldı. Bu yönüyle önceki kazanımlarımızdan daha ileri noktada bir müfredatla gençlerimiz buluşacak.  Bu anlamda da güzel bir çalışma oldu. “ şeklinde konuştu.

“MİLLETE İNDİRİLMİŞ BİR DARBEYDİ”

Gül, “Din eğitim ve öğretimi safhasında da tabi imam hatiplerle alakalı kamuoyunda imam hatiplerin sayısının artmasıyla alakalı değişik değerlendirmeler var. Şunu ifade etmek lazım. Türkiye’de ve dünyada hiçbir örneği olmayan bir uygulama var. Nedir o? Millet kendi okulunu yapıyor ve devlete başvuruyor. Ve diyor ki ey devlet ben okulumu yaptım. Çocuğumu da burada okutmak istiyorum. Ve imam hatip açmak istiyorum. Sen de buraya bir müdür ve öğretmenler gönder diyor. Dünyada bunun örneği yoktur. Bunu yakın zaman kadar hep millet yaptı. Devlete teslim etti. Diğer bütün okuları enstitü meslek lieseleri ,Anadolu liseleri, fen liseleri, sosyal bilimleri liseleri devlet yaparken devlet imam hatip yapmıyordu. Yada çok az yapıyordu. Ama artık normalleşmeye başladı. Yani yeni dönemle birlikte bir normalleşme başladı. Devlet nasıl ki Anadolu lisesi yapıyorsa imam hatip de yapmaya başladı. Bu aslında normalleşme sürecidir. Yoksa tüm kaynakları  imam hatiplere aktarma söz konusu değil. Devletimiz aslında milletiyle buluşuyor. Milletin öncelik ve önem verdiği alanları programına aldı devlet. Bu da en doğal ve olması gereken  bir noktadır. Sayıların artması zaten 28 şubat döneminde 15-20 yıllık zarfında. imam hatiplerin önü her yönüyle kesilmişti. Gerek kat sayı, gerek orta kısmının kapatılmasıyla alakalı olarak çok ciddi darbeler vuruldu. Türkiye genelinde imam hatipli öğrencilerin sayısı 66 bine kadar düştü. Bu tabi ki büyük bir haksızlıktı. Millete indirilmiş bir darbeydi 28 Şubat’ın getirdiği. Normalleşmeyle birlikte vatandaşın talebi doğrultusunda isteği doğrultusunda siyasi irade ve hükümet devletimiz diyor ki vatandaş İmam Hatip liselerine gitmek istiyorsa çocuğunu göndermek istiyorsa bende ona imkan hazırlayayım, vatandaşın talebi doğrultusunda İmam Hatipler açılıyor. Yani planlamalar iller tarafından, ilçeler tarafından yapılıyor, bu ihtiyaç görüldüğü için kararlar alınıyor bir kısmı tabi ortaokullar valilikçe, liselerde bakanlık kararıyla açılıyor. Dolaysıyla vatandaşlar da gidiyor.  Yani okullarda derslik sayısına göre öğrencilerimiz de imam hatipleri tercih ediyor. 4 yıllık plan çerçevesi içerisinde orada öğrencilerimiz ders verme imkanı sağlanıyor. “ diye konuştu.

“İDDİA EDİYORUM Kİ İMAM HATİPLİ ÖĞRENCİ DİĞERLERİNDEN DAHA BAŞARILI OLACAKTIR”

Bin 400 İmam hatip okulu olduğunu dile getiren Gül, “İmam hatiplerin sayısını çok artırmakla kaliteyi düşürüyor muyuz şeklinde bir değerlendirme de var. İmam hatiplerde şu an 99 tane proje okulu var. Bin 400 tane imam hatip lisesi var. Toplam imam hatip ortaokul ve liseler ile beraber 4 bin aşkın ortaokul ve lisemiz var.  Öğrenci sayımız 1 milyon 300 bin ise öğrencimiz var. Açık öğretimdeki öğrenciler ve çok programlı liselerde dahil olmak üzere. Bu okullarımız içerisinde bir kısmı proje okulu. 99 tane proje okulumuz var. Bunların bir kısmı İngilizce hazırlık sınıfı, bir kısmı Arapça hazırlık sınıfı var. Bir kısmı fen ve sosyal bilimler programı uygulayan okullarımız var. Ortaokullarda da hafızlık projesi uygulayan imam hatip ortaokullarımız var. Gaziantep’te de bu anlamda 3 tane lise var. İmam hatip lisesi olarak 3 tane proje okulumuz var. Birsi Arapça hazırlık sınıfı olan, diğer ikisi de fen sosyal bilimler programı uygulayan okulumuz var. Bunlar da tabi TEOG yerleştirme puanına göre diğer okullarımızdan puan itibari ile daha önde olan okullardır. Fen liseleriyle yarışan ve üniversiteye daha iddialı hazırlayan öğrencilerimiz bu bölümleri tercih ediyor. İmam hatiplerde ciddi manada bir kalite artışın da olduğunu net bir şekilde söyleyebiliriz. Hatta ben şunu iddia ediyorum. Gerek fiziki ortamlar açısından, gerek öğretim kadrosu açısından imam hatip lisesinin hazırlık sınıfını okuyan bir öğrenciyi sene sonunda alalım, bi de ilahiyat fakültesinden bir öğrenci ya da Arap dili edebiyatının hazırlık sınıfını okuyan bir öğrenciyi alalım ve bunları imtihana tabi tutalım. Ben iddia ediyorum ki imam hatipli öğrenci diğerlerinden daha başarılı olacaktır.” dedi.

GENÇLERİMİZİ HER YÖNÜYLE YETİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ.

Geçen sene okullar arası Arapça diliyle alakalı olarak bir münazara yapıldığını ifade eden Gül, “Bir konu hazırladık ve yarışma öncesi konuyu söyledik. Çocuklar 15-20 dakikalık bir hazırlanmanın sonucunda çok rahat bir şekilde Arapça münazarayı gerçekleştirdik. Bu sene yine bu proje okullarımız arasında 4 dilde münazara programı yapacağız mayıs ayında. Arapça, İngilizce, İspanyolca ve almanca olmak üzere 4 dilde münazara programı yapacağız. Önümüzdeki dönemlerde Rusça ve Çince diline yönelik de hazırlık sınıfı oluşturma projemiz olacak.  Özetle gençlerimizi her yönüyle yetiştirmeye çalışıyoruz. “diye konuştu.

“O KAT SAYI ENGELİ TAMAMEN KALKTI”

Gül,“Ders konuları oranlarımıza baktığım zaman yüzde 25 meslek dersleri, yüzde 75’i sosyal ve fen bilimleri alanında veriliyor. Sosyal ve fen bilimleri sınıfların oluşturulması ile akademik anlamda öğrencilerin üniversiteye yönelik olarak arzu ettiği bölümü kazanma anlamında istediği sonuçları elde etmesi  mümkün çünkü daha önceki o kat sayı engeli tamamen kalktı. Şimdi imam hatip lise öğrencileri de diğer liselerdeki öğrenciler gibi çalıştığı takdirde dilediği fakülteye girme hakkı var. İki seneden beri imam hatip lisesi öğrencilerin değişik fakültelere yerleştiğini görüyoruz. Bu çalışmalarımızla birlikte gerek proje okullarımız gerekse fen bilimleri programı uygulayan okullarımızın özverili çalışmalarıyla öğrencilerimizin üniversiteye girişlerinde daha da iyi sonuçlar yakaladığını görüyoruz.” İfadelerini kullandı.

“İMAM HATİPLERDE BİR HAREKETLİLİĞİN DE CANLILIĞIN DA YAŞANDIĞINI GÖRÜYORUZ”

Geçmiş yıllara göre proje anlamında daha iyi bir noktaya gelindiğini söyleyen Gül, “Projeler bağlamında değerlendirdiğimiz zaman gerek TÜBİTAK’ın uluslar arası yarışma projelerde de her sene bir önceki yıla göre daha çok projelerler başvurma ve daha çok projelerin kabul edildiğini görüyoruz. Yani bilimsel anlamda imam hatiplerde bir hareketliliğin de canlılığın da yaşandığını görüyoruz.  Genç bilginler projesi var. Bununla ilgili tüm imam hatip okullarına gönderdik. Akademik anlamda yapılması gereken proje bağlamında gerek yerelde gerek ulusal gerek uluslar arası düzeyde yapmaları gereken çalışmalarla ilgili bir genel çerçeve çizdik. Yol haritası çizdik. Buna göre okullarımız bu çalışmaları başlattılar. Projeler noktasında da geçmiş yıllara göre daha iyi bir noktaya geldik. “diye konuştu.

“GAZİANTEP’TEKİ EĞİTİM SEVİYESİ ÖNCEKİ YILLARA GÖRE BİR ARTIŞ SÜRECİNE GİRDİ”

Gaziantep’teki eğitim seviyesinin önceki yıllara göre bir artış sürecine girdiğini söyleyen Gül, “Gaziantep’in eğitim sıralamasıyla alakalı olarak bakanlığın aslında kamuoyuyla paylaştığı bir sıralama yok. Ama Gaziantep’in kendi özel şartlarından hareketle gerek göç alan bir şehir olması, gerekse ticari hayatın çok yoğun ve canlı olmasından hareketle eğitimle alakalı olarak vatandaşlarımızın biraz daha pratik, pragmatist, realist, hayata biran evvel atılsın diyerek bir kızım ailelerin çocuklarına çok hedefler koymamış olması bu sebepler arasında sayılabilir ama Gaziantep’teki eğitimin seviyesi ve noktası önceki yıllara göre bir artış sürecine girdiğini çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz. Yani gerek okullaşma oranı, gerekse öğretmen istihdamı açısından kadroların tahsisi anlamında Gaziantep’te önceki yıllara göre çok daha ilerlemenin olduğunu görüyoruz. Bu anlamda Gaziantep’in sanayi  ve ticaretteki gelişmişliğini eğitim alanındaki gelişmişlikle paralel bir şekilde götürerek daha nitelikli eğitim-öğretim sürecine girdiğimizi söyleyebiliriz. Ama bu bir süreç olayı olduğu için hemen sonuçlar alınmıyor. Gaziantep’teki yöneticilerimiz bunun farkında. Ve eğitim kalitesinin daha iyi bir noktaya gelmesi için gereken çalışmayı ve gayreti gösteriyorlar. “ ifadelerini kullandı.

“15 TEMMUZDA GÖRDÜK”

Gül, “Eğitimle ilgili başarı kriterini bir okulun veya bir şehrin üniversiteye gönderdiği öğrenci sayısıyla saymıyoruz. Bir defa bütün öğrencilerimiz bizim öğrencilerimiz. Biz hepsini sahipleniyoruz. Milli eğitimin amaçlarından birisi öğrencilerin hepsine üniversiteyi kazandırmak değildir. Öğrencilerimize milli, insani, vicdani, ahlaki değerleri sağlamaktır. En temel esas budur. O yüzden başarıya biraz genel çerçeveden bakmamız lazım. Üniversite sınavları ve TEOG bu başarının sadece bir göstergesidir ama  birinci değildir ve tek gösterge de değildir. 15 Temmuzda gördük. Bize ihanet eden, vatana ve millete ihanet edenlerin çoğu okumuş dediğimiz insanlar. Akademik başarısıyla birlikte milli esaslar çerçevesinde insani, vicdani, ahlaki, kültürel ve medeniyet değerlerimizle toplumsal hayata atılmasını büyük bir başarı olarak görüyoruz.” Şeklinde ifadeler kullandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here