Neyi niçin yaptığı konusunda ne kendi içinde ne de dışardan sorulduğunda verecek makul, mantıklı cevabı olmayan adamların idare ettiği bir memlekette yaşıyoruz.

Bununla resmi kurum ve kuruluşların yanı sıra, siyasi partiler başta olmak üzere, meslek odaları, sendikalar, vakıflar, dernekler ve STK’larda idareci, yönetim kurulu üyesi ve üye olanları kastediyorum. (Yine de, istisnalar müstesna yada en nadiru kel ma’dum: Nadir olan yok gibidir, hatırlatmasını yapayım da herkes alınmasın)

Halk adına bir işi yapmaya soyunan insanları birazcık sorgulayan biri çıkınca, verilen en saçma cevaplar şöyle oluyor.
“İyi biliyorsan gel sen yap”
“Ben bunu yapıyorum peki sen napıyorsun?” 

İçinde yolcuların olduğu bir dolmuş’un şoförünü düşünün. Aracı kurallara uygun kullanmıyor. Bu durumdan rahatsız olan biri “Kaptan, şu aracı daha düzgün kurallara uygun kullan” diyor.
Şoför de “Gel sen kullan” yada “Ben 10-15 insanı gideceği yere ulaştıran bir kahramanım, sen hayatında kaç kişiyi nereye götürdün” moduna giriyor.
Oldu mu şimdi bu?
Bal gibi oldu.
Çünkü bizde durum böyle ! 

İdaresine oturduğu, kaptanı olduğu aracı doğru kullanmayan birini uyardı diye, uyarandan şoförlük mü istenir ?
Eğer bir yerin kaptanı, muavini olmuşsanız o işin sorumluluğunu yerine getirmeye talip olmuşunuz demektir.
Size aracı doğru kullanın diyen şahsın, araç kullanmayı bilmiyor olması, hayatında hiç şoför koltuğuna oturmamış olması sizin yaptığınız yanlışa “yanlışsın” deme hakkını onun elinden almaz.
Kötü araba kullanan birinin kötü kullandığını anlamak için ne kaptan olmaya gerek var, ne de sürücü kursu usta öğreticisi olmaya.Hal böyle olunca pozitif sonuçlar doğurması beklenen “eleştiri-muhalefet” ahlakı, yerini iki yüzlülüğe ve arkadan konuşmaya terk ediyor.

Eleştiye tahammülü olmayan insanlar kendi yalaka ve yalancılarını üretiyorlar.
Ve çevresindeki insanlarını da zımnen yalaka ve yalancı olmaya davet ediyorlar.
Kırıcı olmamak adına iki yüzlü olmayı, şahsi hatırlar adına Hak’kın ve halkın hatırını yok saymayı bir erdem gibi piyasa da cari hale getiren bu anlayışın ortadan kalkması için bedel ödenmesi gerektiği kesin.
Erdemli olanlar bunu ödemeli. 

Kendini savunanların eleştiyi yapanı peşin peşin art niyetli ilan etmesi, yapılmış usul ve üslup hatalarının iki katını ortaya koyarak, “nefsini temize çıkartma “ çabasına girivermesi de; neyi niçin yaptığı konusunda bilinçli, makul bir cevabın olmayışından yada daha kötüsü o işgal ettiği yere hizmet için değil; süfli, nefsi gerekçelerle gelmiş olmasından kaynaklanıyor kanaatindeyim.
(Bu yazıya yukarıda tasvir ettiğim anlamda eleştirilerin gelmesi beni şaşırtmayacak. Ama asıl üzücü olan, delikanlıca eleştiriyi karşılamaya yüreği yetmeyenlerin, yazının altına sahte isimlerle “hakaret tetikçileri” göndererek basitleşmeleridir.)

31.10.2010