icicjpg_h825

 

Elinin hamuru ile erkek işine karışma” anlayışı yıllarca kadınların önünde bir setti. Kusura bakmayın beyler artık bu tez hükmünü kaybetti. Şükürler olsun ki erkek işini onlardan daha iyi yapan onlarca başarılı kadınımız var. Bugünkü sohbetimizi de çalışmaları, önemli projeleri ile parmakla gösterilen Kadın ve Sosyal Politikalar Eski Bakanı, şimdi ise Gaziantep Belediye Başkanı olan Fatma Şahinle yaptık.  

Güneydoğu Anadolu bölgesinin ilk kadın milletvekili, Gaziantep’in de ilk Belediye Başkanı olarak ilklere imza attı. Kendisi ile seçim sonuçlarını değerlendirdikten sonra “Reis Başkan” olarak neler yapacağını, projelerini konuştuk. Aynı zaman da siyasete giriş macerasını ve bu yolda merdivenleri adım adım çıkarken başarı sırlarını da sordum. Eşinin ve çocuklarının bu uzun ve fedakârlık isteyen yolda kendisine olan destekleri şapka çıkaracak boyutta.

Ve en önemlisi de rahmetli annesinin Fatma Hanıma bıraktığı manevi miras ve vasiyeti… Lafın özü Gaziantep halkı çok şanslı. Hükümet gibi başkanları var. Ha bu arada Kadir Abi bana bozulmasın. İstanbul halkı da en az Gaziantepliler kadar şanslı. Bizim de Kadir Abimiz var…

 

OY; UMUDA, GÜVENE VERİLİR

Seçim tahminleriniz tuttu mu?

– Bizim sekizinci seçimimiz ve sekiz seçimde de orada olduğumuz için toplumun nabzının anketlerdekinden daha da iyi olduğunu gördük. Özellikle son on beş günde kararsızların çok net bir şekilde Ak parti yönüne döndüğünü gördük. Olan olaylar, yaşananlar ve onların o kafasındaki soru işaretlerinin cevabını bulduğunu gördük.

– Fakat farklı firmaların farklı anket sonuçları çıkıyordu…

– Hamdolsun, en pozitif olandan daha hayırlı bir sonuç çıktı. Zaten sahada, esnaf gezimizde, toplumla beraber olduğumuz her noktada bunu çok net görüyorduk. Gözler kalbin aynasıdır. Elini sıktığınız insan sizin elinizi nasıl sıkıyor, size nasıl bakıyor. O elinizi sıkarken size oy verip vermeyeceğini çok net anlıyorsunuz.

– Dolayısıyla tahminleriniz çıktı

– Geçen yerel seçime göre oylarımızı yüzde 48’den yüzde 55’e çıkarttık. Dolayısıyla muhalefete üç kat fark attık. Daha önceki yerel seçimde yüzde 30 alan ana muhalefeti, yüzde 21’e çektik. Arada üç beş puanlık bir fark değil tam üç kat fark var. Muhteşem bir başarı hikayesi oldu.

Tek cümle ile halk ne demek istedi?

Güvenin ve istikrarın devam ettiği ve 2023 vizyonunu hedefleyen bir Türkiye’ye hızlı bir şekilde ulaşma isteği ve talebi… Hep şunu gördüm; oy umuda, güvene verilir. Eğer aşırı bir ideolojisi yoksa kim kendini daha iyiye götürecek bunun cevabıdır halkın kullandığı oyun cevabı. Dolayısıyla umudun da Ak Parti’de, Sayın Başbakan’ımızın liderliğinde olduğu, güvenin de burada olduğunu çok net gördü ve bunun gereğini yaptı.

 

OKULLAR KAPANDIĞINDA ŞEHRİ ŞANTİYEYE DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYORUZ

Gaziantep’in ilk bayan belediye başkanısınız. İlk icraatınız ne olacak?

– Acil yapılması gereken işlerden başlayalım dedik ve bunu da kafamıza göre belirlemedik. Halkımıza sorduk ve taleplerini öğrendik. Şu anda ülkenin en hızlı büyüyen şehriyiz. Dolayısıyla bu hızlı büyümenin getirdiği ulaşım ve trafikle ilgiliyapısal bir dönüşümünün olması gerektiğini gördük. Onun için de daha beyannamemizi hazırlamadan uzmanlarla çalışmaya başladık. Okullar kapandığında şehri bir şantiyeye dönüştürmek istiyoruz. Hangi noktada sıkışma var bunu nasıl aşacağız? Uzmanlarla çalışarak buna karar vereceğiz. İkinci olarak da bilgi ve teknoloji çağındayız, şehrin akıllı kent olması ve kent bilgi sisteminin güncellemesi gerekiyor.

Akıllı kentten kastınız nedir?

– Yani, direksiyonun başında olan birinin ona lazım olan bilgilerin yola çıktığında ona gelmesi veya dolmuş durağında bekleyen birinin hangi hattı bekliyor, bu hat ne zaman gelecek vb. gibi bilgilere hızlı bir şekilde ulaşacağı bir sistem. Daha orta vadede de gecekonduların azaldığı, daha fazla uydu kentin yapıldığı bir Gaziantep talebi var halkın. Dolayısıyla onların talebi bizim ne yapacağımızın fotoğrafı oldu.

– Gaziantep’in en önemli sorunu Suriye’den göç edenler. Ne yapmayı düşünüyorsunuz?

– Aynen öyle. Halkla sohbet ettiğimiz zaman bu konuda bizden yüksek bir beklenti var. Çünkü üç yıl geçti ve kısa vadede de ne olacağını kimse göremiyor. O zaman bize düşen dört ana başlıkta yani eğitim, sağlık, güvenlik ve ekonomi alanında ele alıp yönetmek. Bunun her bir başlığı üzerinde devlete ne düşüyor, toplama ne düşüyor? Sivil toplama ne iş düşüyor? Yerel yöneticiye ne iş düşüyor? Bunların hepsinin üzerinde şu an çalışıyoruz. Bu çalışmaları entegre edemezsek yarın kendi vatandaşımızın daha çok mağdur olduğu çok farklı sorunlarla karşılaşma durumunu görüyoruz. O yüzden biz koruyucu, önleyici tedbirleri daha hızlı bir şekilde hayata geçirmeliyiz ve orada yaşanacak olan sorunları daha yaşanmadan çözecek bir kurumsal kapasiteye ulaşmamız lazım.

 

ÇALIŞAN KADININ EN BÜYÜK TALEBİ KREŞLİ ÇOCUK BAKIM EVİ

– Belediye başkanlığınız döneminde kadınlara pozitif bir ayrımcılık düşünüyor musunuz?

– Tabii… Şehrin çok güçlü tarafları var ama çok zayıf tarafları da var. Ve bizim gibi şehirlerde enler çok fazla. En eğitimli kadınla en eğitimsiz kadın, en zengin en fakir aynı iklimde ve aynı sınırlar içerisinde yaşıyor. Dolayısıyla kadının yaşamasına dokunma meselesinde tek tip baktığınız bir sosyal hizmet, sosyal destek işe yaramıyor. Dolayısıyla bizim her bir gurup üzerinde onların ihtiyaç ve taleplerini yönetmemiz gerekiyor. Çalışan kadının, ekonominin içinde olan kadının, eğitimli kadının en büyük talebi kreşli çocuk bakım evi ve bakım desteği. Çünkü çalışma hayatına devam etmek, anne olmak istiyor bunun için sosyal destek gerekiyor.

– Kısacası hayatını kolaylaştırmak istiyor.

– Kesinlikle… Diğer taraftan da göçle gelen Türkçe bilmeyen kadınlar var hala. Onların da hem kendilerini yetiştirmeleri hem kendi çocuklarının daha iyi bir şekilde yaşamalarını sağlayacak ve şehir kültürüne alıştırmamız gerekiyor. Burada da sosyal desteklere çok ihtiyaç var. Biz bu makasın içerisindeki her nokta ve her gurup üzerinde çalışmamızı çeşitlendireceğiz. Alternatiflerimizi arttıracağız.

– Antepli kadınlar şanslı… – İnşallah.

 

 

DOĞDUĞUM ŞEHRE HİZMET ETMEK BENİM İÇİN GURURDUR

– Peki, belediye başkanlığı süreciniz nasıl oldu? Kendiniz mi talep ettiniz, parti yönetimi mi karar verdi?

– Önce milletvekili arkadaşlarımızın “sizin 12 yıllık bir tecrübeniz var. Mevcut başkanımız da aday olmayacağını beyan etti, bu işe talip olmalısınız” diye bir genel kanaatleri oldu. Daha sonra genel merkezimizde sayın Başbakanımızın, genel başkan yardımcılarıyla yaptığı istişarelerde 12 yıllık tecrübemizin ve kamu oyu algısının, anketlerin bizim adaylığımız üzerinde daha fazla oy alınacağı yönünde bir kanaatin oluştuğunu söylediler ve bunu benimle paylaştılar.

-Tepkiniz ne oldu? Doğduğum şehre hizmet etmek benim için gururdur. Sonuçta ben bir takım oyuncusuyum. O takımın bir parçasıyım. Bu takım bana vekillik yaptırdı, bakanlık yaptırdı. Eğer böyle bir ihtiyaç varsa ben bunu seve seve bütün gücümle yaparım dedim ve bu yolculuk bu şekilde başladı.

– Endişeleriniz var mı? – Yok. Tam tersi daha somut bir iş yani bürokratik oligarşi yok, yasal mevzuat yok. Kaynağı ürettiğiniz zaman çok hızlı çözüm üretebilme gücünüz var. Bu yüzden yapacağımız çalışmalar beni daha fazla heyecanlandırıyor. Çünkü hızlı hareket edip, takip edip işi sonuçlandırmayı hedefleyen bir kişiliğim var. Dolayısıyla daha somut daha elle tutulur bir şey ortaya çıktığı için, direkt yaşama dokunduğunuz için bu beni çok heyecanlandırıyor. İnşallah bunu başarmış olacağım.

 

YEREL YÖNETİMLERDE KADININ DUYGUSAL ZEKASI ÇOK ÖNEMLİ

– Yerel yönetimlerde kadınların olması işin rengini değiştirecek mi?

– Kadınların mevcudiyeti çok önemli… Hayatın sermayesi insan ve insan odaklı bakabilmek gerekiyor sorunlara. Bunun için de kadının duygusal zekası çok önemli. Bu Allah’ın ona verdiği bir güç. Kadın iletişime daha açık, daha sabırlı, daha fazla empati gücü var, sevgi ve şefkati daha çok gösterebiliyor. Aslında bu bir yönetici için artı yükselen değer. Toplum; katı bir bürokratik bakış açısından daha çok, daha esnek, daha takım ruhluna sahip, daha bütüncül bakabilen, daha çok bu duyguları yöneten yönetici istiyor. Allah bu sermayeyi bize vermiş. Mesele bu fırsatı açmak. Bu alanı açtığın zaman bu duygunun ne kadar hızlı büyüyebildiğini ve ne kadar toplumun gönlüne hızlı bir şekilde girebildiğinizi gösteriyor. O yüzden elimiz çok güçlü diye düşünüyorum.  

– Seçim döneminde CHP, MHP ve Cemaat iş birliğinden ok kaybedeceğiniz endişesine kapıldınız mı?

– Yok. 17 Aralık operasyonundan sonra insanlar olayı anlamaya çalıştılar. Aynen Gezi’deki ağaç meselesi gibi meselenin ağaç olmadığını, ülkenin güvenine istikrarına, vesayetine, hakimiyetin kayıtsız şartsız milletin olması gerektiği iradesine karşı bir oyunla karşı karşıya kalındığını çok net bir şekilde görünce çok ciddi bir taraf oldu. Ve bizim 12 yıllık iktidarımız boyunca kendi içimizde birtakım darılmalar, kırılmalar, gönül kırgınlıkları olabildi. Bu duydu ve yapılmaya çalışılan şey bizim kendi içimizde silkinmemize ve kendi içimizde daha güçlü durmamıza ve safları sıklaştırmamıza da vesile oldu. Tam tersine dönüştü diye düşünüyorum.

 

SAHADA EN ÇOK GENÇLERİN EVLENMESİNDEKİ KREDİ DESTEĞİ SORULUYOR

– Bakanlığınızdan ayrılırken yarım kalan ve özellikle tamamlamak istediğiniz projeniz var mıydı?

– Aile ve iş yaşantısıyla ilgili esnek çalışma desteği ve genç evliliklerin teşvikiyle ilgili kredi desteği paketini biz hazırlamıştık ama çıkarmaya fırsatım olmadı. Projelerin çok güçlü bir alt yapısı olduğunu sahada gördüm.

– Sahada en çok ne soruluyor size? – Kreş desteği, özellikle genç çiftlerin evlenmesindeki kredi desteği çok soruluyor. Okul aile yaşantısı, aile ve iş yaşantısı uyumlaştırılmasıyla ilgili bir takım çalışmalar yapmıştık onlar çok soruluyor. İnşallah Ayşenur Hanım’da bunları hızlı bir şekilde tamamlayacaktır. Onu yaparak bırakmayı çok arzu ederdim ama yine de iki buçuk yılda dört önemli yasa çıkarttık.

 

 

3500 ÇOCUĞUMUZUN KORUYUCU AİLESİ OLDU

– Siz bir çok başarılı projeye imza attınız. Bunların içerisinde sizi en çok etkileyen hangisi?

– Biliyorsunuz bilim dünyası 0-3 yaş arası çocukların,” gelecekte özgüvenli ve başarılı olması için mutlaka annenin yanında ya da bir aile şefkatiyle, sıcak yuvada büyümesi lazım “der. Başbakanımızın eşinin de himayesinde koruyucu aile ile ilgili bir kampanya başlattık. 3500 çocuğumuzun koruyucu ailesi oldu. 3500 çocuğumuzun annesine babasına kavuşması beni çok mutlu etti. Yaptığım en önemli işlerden birisi bu. Yüksek bir karşılığı oldu toplumda. Bir de Acıbadem’le bir proje başlatmıştık, sosyal güvencesi olmayan en alt gelir gurubunun tüp bebek yaptıramayacaklara tüp bebek desteği vermiştik. Hem tüp bebek yaptırıp bebeği olanları hem de hala ihtiyacı olanları görüyorum. Bunlar beni çok etkiliyor açıkçası.

 

BENİM İÇİN EN İYİ FİLM BENİ AĞLATAN FİLMDİR

– Sizi kimi zaman ağlarken, kimi zaman kadınlara sarılıp dertleşirken gördük. Duygusal bir insan mısınız?

– Çok… Mesela çocuklarımla anlaşamadığımız en önemli şey “benim için en iyi film beni ağlatan filmdir. Beni ağlatıyorsa iyi filmdir” diyorum çocuklar bana gülüyor. Onlar için ise macera, aksiyon filmi en iyidir. Ben onların sevdiği ve hoşlandığı filmlerden hiçbir şey anlamıyorum.

 

BAŞARMAK İÇİN, İŞİNİZİ SEVMENİZ VE YÜREĞİNİZDE HİSSETMENİZ LAZIM

– Siz merdivenleri adım adım çıkan çok başarılı bakanlardan birisinsiniz. Bu başarının sırlarını öğrenebilir miyiz?

En önemlisi işinizi sevmeniz, yüreğinizde hissetmeniz lazım. Karşıdaki sorunu “mış” gibi algılamamanız lazım. O sorunu siz yaşıyormuş gibi mücadele etmeniz ve takip etmeniz lazım. Mesela belediye başkanı adayı olduğumdan beri sürekli dinliyorum, öğrenmeye çalışıyorum. Çünkü ihtisas isteyen, spesifik bir alan. Bilgi sahibi olmak gerekiyor. Vekilliği de aynı şekilde yaptım. Genel merkez kadın kolu başkanlığında hep uzmanlardan, onlardan gelen bilgileri özümsemeyi, doğru bilgiyi almayı ve onun üzerinden sonuca gitmeye çalıştım. Bir de özel sektörden gelen takip gücü. Takip etmediğiniz ve sonuçlandırmadığınız her proje size sorun olarak geri dönüyor. Bu işin en önemli kısmı. Çünkü yarım kaldığı zaman o kadar emeğin hiçbir anlamı kalmıyor. Mutlaka sonuçlandırmanız gerekiyor. Bunu çok önemsedim ve bunun toplumda karşılığını gördüm. O yüzden bu değerleri, bu duyguları yan yana koyduğunuz zaman da sonuç alabildiğinizi ve toplum bu yaptığınız şeyi benimsediğini ve sevdiğini gördüm.

 

KUL KADERİNİ GÖRÜR

– Siyasi hayatınıza baktığımız zaman; kadın kolları başkanlığı, kadın ve sosyal politikalar bakanlığı gibi daha çok kadını içeren görevlerde yer aldınız. Bu bir tesadüf mü?

– Aslında çok tesadüf değil. Milletvekili olduğum zaman şehrin ilk kadın milletvekiliydim. Gelen talepler, sorun alanının bu alanlar olduğu için bunun üzerine odaklandım ve bizden beklenti bunların çözülmesi üzerineydi. Bir de genel merkez kadın kolları başkanlığının kuruluşunda milletvekili olarak gittim görev aldım. Ondan sonra genel merkez kadın kolları başkanımız Selma Hanım milletvekili olunca, biz de genel merkez kadın kolu başkanı olduk. O verilen alan, kadının siyasal olarak bütün Türkiye’de teşkilatlanması, teşkilatların bir siyaset okulu gibi çalışması gibi çok önemli bir saha tecrübesi getirdi. Yani bir anda hiçbir şey olmadım. Her aşamasını, her merdiveni adım adım çıktım. Bunlar bir arada büyüye büyüye buralara getirdi. Ama bir de şu var ki kul kaderini görür..

Bakan olmayı hedeflemiş miydiniz?

– Yüce Mevla’m bize bu alın yazısını yazdı. Ben bakan olmalıyım o yüzden genel merkez kadın kolları başkanı olmalıyım oradan bakanlığa geçerim diye hayatta böyle bir hedefim olmadı. Sadece “iyi vekil olmalıyım, iyi genel merkez kadın kolları başkanlığı yapmalıyım” dedim. Yani yaptığım işi en iyi yapma üzerine odaklandığın zaman bir sonrası kendiliğinden geliyor zaten. Ama hep bir sonrasını hedefleyip öbürünü “mış” gibi yaptığınız zaman hedefe ulaşmanız çok zor.

– Siz 2002 yılında çok genç bir yaşta Güneydoğunun ilk kadın milletvekili oldunuz. Siyasete nasıl karar verdiniz?

– Biliyorsunuz 2001 de ekonomik kriz yaşandı. O dönemde çalıştığım özel sektörde işçiler çıkarılmaya, mühendisler çıkarılma aşamasına geldi. Ülkedeki kötü gidişat bizim yaşamımızı da etkiledi. Bu arada o dönem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Sayın Başbakanımızın yerel kalkınmada gösterdiği başarıya şahit olduk ve O parti kurunca yönetime girdik. Parti zaten 10 aylıkken genel seçim kararı alındı. Bunların hepsi çok hızlı oldu.

– Bir kadının o yıllarda ve özellikle Güneydoğu Anadolu’da siyasete girmesi çok zor olmalı…

– Tabii yanımda eşim vardı ve ikimiz beraber yönetime girdik. Başbakanımız büyük şehirlerde kadın milletvekili istiyordu ve zaten alanda benden başka kadın da yoktu. Yani çok sayıda kadın içerisinden seçmece de olmadı. – Tabii sizler de rol model oldunuz? – Çok teşekkür ederim.

 

EŞİM HEP BENİ DESTEKLEMİŞTİR Siyaset yolunda eşinizin desteği çok büyük anlaşılan…

– Eşim “Bu çok onurlu bir iş, sen bu işi iyi yap. Biz üzerimize düşeni yaparız. Eksiğini tamamlarız. Yapılması gereken ne varsa tamamlarız.” diyerek hep bana destek olmuştur. Zaten alana ilk girdiğinizde böyle bir destek alamazsanız alanda uzun süre kalmanız mümkün değil. Sizden mükemmel bir eş, mükemmel bir anne olmanızı bekledikleri zaman bu alana bu kadar zaman ayırmanız mümkün değil. Biz hep kendi içimizde, aile içerisinde bunu öne çıkaracak şekilde yakın çevremin çok ciddi desteğini ve fedakarlığını alarak yaptık. Öbür türlü mümkün değil.

– Çocuklarınızın tepkisi nedir?

– Hem çok mutlular. Hem tabii yeterince annelik yapamadığımdan kaynaklı benim kendi içimde bir şey var. Daha iyi olabilirdim ama bu kadar olabiliyor. Bu alanda daha fazla emek harcayabilmeniz için bu fedakarlığı da göstermeniz gerekiyor. Ben onların gözlerinde, başardığım zaman ne kadar mutlu olduklarını da görüyorum. Yani kendi içinde çok farklı duyguların yaşandığı bir duygu. Seçim kampanyası sürecinde 15 günde bir gördüm onları. Gece gittim beraber yattım sabah döndüm geldim. Görüş günümüz diyordum.

 

BAŞARMAK İÇİN FEDAKÂRLIK YAPMAK, ANNEMİN BANA EN BÜYÜK MİRASI

– Her annenin evladına nasihati vardır. Annenizin size özel bir nasihati oldu mu?

– Rahmetli çok fedakardı ve bizi çok sağlam yetiştirdi. Bir Anadolu kadınını bizi okutmak için verdiği büyük bir mücadele vardı. İstanbul Teknik Üniversitesi’ni kazandığımda kendi şehrimden ilk kez çıktım. Dediğim gibi kul kaderini görecek bu da bizim kaderimizdi herhalde. Annem hep ” İyi iş yapın, düzgün iş yapın ve sağlam iş çıkarın” derdi. Bu bizim yaşam şeklimiz ve yaşam felsefemiz oldu. Ayrıca çok fedakar bir insandı. Şu anda da başarabilmemiz için birçok şeyden fedakarlık yapmamız gerekiyor, annemizin bize bıraktığı en büyük miras bu oldu herhalde.

– Ne güzel… Siz de o mirası yerine getiriyorsunuz.

– Allah mahcup etmesin inşallah.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here