Resim_1300917919Dr. Mustafa Altun: Bu makale, XV . yüzyılda yaşamış Antepli İbrahim ibn-i Bâlî`nin 1488 yılında kaleme aldığı ve Eski Anadolu Türkçesi dil özelliklerini yansıtan Hikmet-nâme adlı eser inin bir bölümü üzerin e yaptığımız doktora tezinin inceleme bölümünde önemli bir yer tutan “semantik” bölümünün gözden geçirilmiş ve genişletilmiş halidir.

ESKİ METİNLERDE BİR SEMANTİK İNCELEME ÖRNEĞİ: HİKMET-NÂME

Dr. Mustafa Altun*

Özet:
Bu makale, XV . yüzy ıld a yaşamış Antepli İbrahim ibn-i Bâlî’nin 1488 yılında kaleme aldığı ve Eski Anadolu Türkçesi dil özelliklerini yansıtan Hikmet-nâme adlı eserinin bir bölümü üzerine yaptığımız doktora tezinin inceleme bölümünde önemli bir yer tutan “semantik” bölümünün gözden geçirilmiş ve genişletilmiş halidir .
Makalede, çağdaş dilbilim yaklaşımları dikkate alınarak, metnin fonem, morfem ve metin düzey inde anlam incelemesi yapılmıştır.
Anahtar Sözcükler: Esk i An adolu Türkçesi, Anlambilim, Fonem, Morf em

Absract:
In this ar ticle, seman tic wh ich w as a p art of doctor ate thesis based on H ikmet-namah wr itten in 1488 by İbrahim ibn-i Bâlî w as d ealt. In the article taking con temporary linguistic approach es in to consideration and phonem, morphem, seman tic study was made on th e level of text.
Key Words: Old Anatolian Turkish, Semantic, Phonem, Morphem

1. Giriş

Eski metinlerde dilbilgisi incelemeleriyle ilgili bugüne kadar yapılan çalışmaların fonetik, morfolojik ve kısmen de sentaktik alan üzerine olduğu görülmektedir. Dilbilimin önemli bir alt kolu olan semantik çalışmalar ise ağırlıklı olarak edebî sanatlar ve metin tahlilleri çerçevesinde edebiyat incelemeleri kapsamında kalmıştır. Bu eksiği göz önüne alarak Hikmet-nâme adlı eser üzerine yaptığımız çalışmanın odak noktasına ‘semantik’ incelemeyi aldık.

Bu incelemeye konu olan Hikmet-nâme adlı eser hakkında bilgi verecek olursak, kısaca şunları ifade edebiliriz :

Hikmet-nâme, XV. yüzyılda yaşamış Antepli İbrâhim ibn-i Bâlî tarafından Hicrî 893 (Milâdî 1488) tarihinde Memlük sultanı Kayıtbay`a ithafen mesnevi tarzında yazılmıştır. 13 bin beyit tutan gibi büyük bir hacim tutan eserde ağırlıklı olarak sırasıyla, astronomi, melekler, tabiattaki dört unsur, dağlar, denizler, adalar, ülkeler, şehir ve kasabalar, değerli taşlar, balıklar, nehirler, su kaynakları, insanın nitelikleri ve organları, bitkiler, tarihî olaylar vb. konularda bilgilere yer verilmiştir. Bizim çalışmamızın eserin sadece 6296 beyitlik bölümü üzerine yapıldığını da burada eklemek gerekir.
İbn-i Bâlî, kendi döneminin ve önceki dönemlerin klasik kaynaklarından alıntıların yanı sıra duyduklarını, gördüklerini de eserinde yansıtmıştır. Bu geniş konu yelpazesi dolayısıyla döneminin ansiklopedik bir eseri olarak kabul edilmektedir.

2. Hikmet-nâme’de Anlam İncelemesi

Çağdaş dilbilimde her ne kadar birbirini yadsıyan, olumsuzlayan ya da yok sayan yaklaşımlar olsa da, anlam alanı fonem düzeyinden başlayarak daha büyük anlam birimlerine kadar inceleme konusu yapılmıştır. Makalede, biz de bu yaklaşımı benimseyip dilbilimcilerin farklılıklarını da gözeterek bir anlambilim perspektifi ortaya çıkarmaya çalıştık. Bu açıdan metnin anlam incelemesini üç ana başlık altında topladık: fonem, morfem ve metin düzeyinde anlam incelemesi.

2.1. Fonem Düzeyinde Anlam İncelemesi

Fonem (sesbirim), en küçük ayırıcı, kesintili, işlevsel, karşıtlığa dayanan, sesbirimciklerden oluşan ve ikinci eklemlilik düzenine bağlanan birim (Vardar, 1998:77). Zeynep Korkmaz ise fonemi, “Konuşma organlarının belirli hareketleri ile meydana gelen ve belli bir biçimde sıralanarak aynı dili konuşanlar arasında bir kavramın ifadesi için kullanılan kelimeleri oluşturan anlam ayırt edici ses.” olarak tanımlar (Korkmaz, 1992:29). “Saç, kaç, taç, maç…” kelimelerindeki “s, k, t, m” ünsüzleri anlam farkı yaratan birer fonem (sesbirim) olarak örnek gösterilebilir. Bu bağlamda metindeki örnekler aşağıda sıralanmıştır:
Bu örneklerde tek bir fonemin anlamı değiştirci özelliği ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
Özellikle Arap harfli eski metinlerde bu durum ayırıcı bir nitelik taşımaktadır. Farklı harflerin
Arapçada olmasa da, Türkçe açısından benzer sesleri karşılaması, okunuşta ve dolayısıyla metni
anlamlandırmada sorunlara neden olmaktadır. T sesi için te( ) ve tı ( ), s sesi için sin ( ) ve sad ( ) harflerinin, o, ö, u, ü sesleri için vav ( ) harfinin, a, e sesleri için elif ( ) ve he ( ) harflerinin kullanılması karışıklığa yol açmaktadır. Bu durum, Eski Anadolu Türkçesi döneminde özellikle imlâ birliğinin sağlanmasını güçleştirmiştir, sorun, ancak Klasik Osmanlı Türkçesi döneminde aşılmıştır.
Anlam değiştirici fonem örnekleri
‘alem 498 / ‘Âlem 498
‘adem 3472 / ‘âdem 526
ata 4443 / 47. ‘atâ 47
eser 3977 / eser (peltek s) 3767
114
ilci 2339 / ilçi 2340
od 238 / ot 3702

Aynı gösterenin farklı yazılışları
beşinci 744 / biş 454
çok 990 / çog 977
düşmân 2629 / düşmen 268
ebsem 364 / epsem 499
ejdehâ 432/ ejderhâ 39
ergavân+ı 427 / erguvân+ıla 64
pâdişah+lar 265/ pâdşeh +ler 6208 / pâdişâye 2549
savuk 64 / sovuk 208

2.2. Morfem Düzeyinde Anlam İncelemesi

Morfem (biçimbirim), dilde daha küçük parçalara ayrılamayan anlamlı en küçük birim. Oyun-cu-luğ-umuz-un, baş-ar-ı-sı, gül-üş-me.(Korkmaz, 1992:10) John Lyons ise “çözümlenemez en küçük biçim” olarak tanımlar ve İngilizce şu örnekleri sıralar: -s, -ed, -ing son ekleri ve the, my, from ve or (Lyons, 1977:383). Berke Vardar da morfemi, “en küçük anlamlı birim, en küçük gösterge” olarak tanımlar (Vardar, 1998:45).

Bu tanımlardan hareketle Türk dili açısından ele alındığında morfem, kök halindeki kelime ile bu kelimelere bağlanan eklerden oluşmaktadır.

2.2.1. Ek Düzeyinde Morfem İncelemesi

Türkçede anlamı değiştiren ve kalıcı anlam kazandıran ekler, yapım ekleridir. Bu ekler, kelime kök ya da gövdelerine gelerek kökün ve gövdenin anlamına yakın anlamlar oluştururlar. Metnimizde kökü Türkçe olan kelimelerle, ödünçleme kelimelerden türetilmiş çok sayıda türeme kelime mevcuttur. Bunların tamamını buraya almak yerine örnekleme yoluyla öne çıkan kelimelerin morfem düzeyinde incelemesini yapmaya uygun gördük.

+ca (‘arab+ca 628 :‘arab ödünçleme kelimesine +ce ekinin getirilmesiyle bir milletin
konuştuğu dili gösteren yeni bir kelime türetilmiştir.)
+inci (biş+inci 758 : biş sayı ismine +inci eki getirilerek sıra sayı kelimesi türetilmiştir.)
+lık (ara+lık 979 : ara ismine +lık eki getirilerek yeni bir isim türetilmiştir. +lık eki
Türkçede çok geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Yer, alet, soyut isim vb. anlamlar içerir.
115
+la (av+la-mış 5007 : av ismine +la eki getirilerek ismin gösterdiği eylemi gösteren yeni
bir kelime türetilmiştir. +la eki Türkçedeki işlek eklerden biri olup ödünçleme kelimelerin
Türkçeleştirilmesinde oldukça önemli bir işleve sahiptir.)
+lu (cân+lu, cân+suz 5 : cân ödünçleme kelimesine +lu ve +suz eklerinin getirilmesiyle
iki ayrı kelime türetilmiştir. Bu iki ek, anlam itibarıyla genellikle birbirinin zıttını
oluşturmaktadır.)
-dür- (bil-dür-ür 554 : bil- eylemine –dür- eki getirilerek geçişli/nesne alan bir eylem
türetilmiştir.)
-t- (ak-ı-t-dı 26 : ak- kökünden türemedir. -t- eki bu fiile gelerek eylemi ettirgen bir eylem
haline getirmiş, yeni bir anlam kazandırmıştır.)
-ür- (biş-ür-ür 5695 : biş- eylemine –ür- eki getirilerek köke etkenlik kazandırılmıştır. Biş-
edilgen bir eylemdir. Bişür- ise etkendir.)

2.2.2. Kelime Düzeyinde Morfem İncelemesi

2.2.2.1. Temel anlam/Düzanlam (Denotation)

Bir gösterenin gösterilenini oluşturan kavramın kaplamı, gösterenin belirttiği nesneler
sınıfı (Vardar, 1998:89).
Genellikle sözlüklerde, sözlük maddesinin ilk anlamı olarak kabul edilse de, Roland
Barthes bu görüşe katılmamaktadır. Ona göre, “Düzanlam ilk anlam değildir, ama öyleymiş gibi
yapar; bu yanılsamanın altında sonuçta yalnızca yananlamların sonuncusudur.” (Barthes,
2002:20)

Metinin sözlük-dizininde genellikle (1.) sıra numarasıyla verilen anlamlar, temel anlam
olarak tespit edilmiştir. Aşağıda bunlardan bir kısmı örnek olarak verilmiştir:
ara 1. Orta 1368; 2. Mahal, mevki 1372
dehr (A.) 1. Dünya. Krş. dünyâ. 3275 2. Devir, zaman.
derd (F.) 1. Dert, gam, keder, tasa. 2790 2. Acı, ağrı. 3955
der-gâh (F.) 1. Tekke 2397 2. Kapı önü. 2984
sebeb (A.) 1. Sebep, neden. 5469 2. Vasıta. 5472

2.2.2.2. Yan anlam (Connotation)
Bir sözcüğün sürekli anlamsal öğelerine ya da düzanlamına kullanım sırasında katılan ve
bildirişenlerin tümünce algılanmayan, ikincil kavramlara, imgelere, öznel izlenimlere vb. ilişkin
olan duygusal, çoşkusal ikincil anlam, çağrışımsal değer (Vardar, 1998: 224).
116
Roland Barthes’a göre, “Yananlam klasik betiğin (metnin) çok anlamlılığına, klasik
betiği temellendiren şu sınırlı çoğula ulaşmanın yoludur…Tanımlarsak, bu bir belirleme, bir
bağıntı, bir yinelem, daha önceki, daha sonraki ya da dışarıdaki anışlara, betiğin (ya da bir başka
betiğin) başka yerlerine bağlanma gücü olan bir özelliktir.” (Barthes, 2002:19)

Metnimizde bu anlam türüyle ilgili sözlük-dizinde listelenmiş oldukça bol örnek
mevcuttur. Aşağıda bunlardan bir kısmı verilmiştir:

düz- 1. Yapmak. 1504 2. Yazmak. 4140
ebter (A.) 1. Hayırsız 3233 2. Faydasız şey. 5810
ehl (A.) 1. Sahip, malik. 290 2. Usta, maharetli.
devrân (A.) 1. Dönme 704. 2. Felek 679. 3. Zaman.
düş- 1. Atılmak. 4881 2. Yakalamak. 4872 3. Konmak. 4563 4. Peşinden gitmek. 5825
5. Mala sahip olmak.6161 6. İçine düşmek. 231

2.2.2.3. Zıt anlam /Tersanlamlılık/Karşıtanlam (Antonym)

Anlam bakımından birbirinin karşıtı olan kelimelerin anlamıdır. Karşıtlık niceliğe,
niteliğe ve kimi zaman da göreceli ölçütlere göre dili kullananlar tarafından belirlenebilmektedir.
Aşağıda metinden aldığımız karşıtlık örneklerine baktığımızda sayıca azlık ve çokluk, dış
iç, üst alt, olma bozulma, karşıt yönler, karşıt renklerden oluşan bir kelime sıralaması mevcuttur.
Temelde ikilik ya da karşıtlık kavramı felsefî ve dinî bağlamlarda ele alınan bir konudur. Felsefî
ve dinî söylemlerin hemen hepsinde dualite (ikilik) ismi verilen karşıtlıklar söz konusudur: iyi x
kötü, güzel x çirkin, doğru x yanlış, günah x sevap, melek x şeytan vb. Tabiattaki ikilikler ise
çoğunlukla insanların evreni algılayış biçiminden kaynaklanan ikiliklerdir: doğu x batı, kara x
ak, iç x dış, gök x yer vb. Görsel açıdan karşıtlıklar ele alındığında ise, algılanan nesnelerin üç
boyutundan hareketle ikiliklerin oluşturulduğu görülmektedir: alt x üst, aşağı x yukarı, sağ x sol,
uzak x yakın, düz x yuvarlak, kalın x ince vb.
az 6267 x çok 6267
batın 1583 x zâhir 1583
dünyâ 298 x ‘ukba 298
gök 4108 x yir 4108
iç 4868 x taş 4868
kara 2915 x ak 2915
kevn 1009 x fesâd 1009
şark 1113 x garb 1113
yaz 3816 x kış 3816

117
2.2.2.4. Çokanlamlılık (Polysemy)

Bir gösterenin birçok gösterilen belirtme özelliği; bir birimin birçok anlam içerme
durumu (Vardar, 1998:65).
Ullmann, çokanlamlılığın kaynaklarını 5 bölümde ele almaktadır:
a) Kullanımdaki değişiklikler
b) Sosyal çevredeki uzmanlaşma
c) Mecazî dil
d) Eşadların yeniden yorumlanması
e) Yabancı etkiler (Ullmann, 1979:159-165)

Metnimizde çokanlamlılık taşıyan örnekler mevcuttur. Aşağıda bunlardan bir kısmı
gösterilmiştir:

bas- 1. Taşmak 2030 2. Adım atmak. 1336 3. İşgal etmek. 170
çâlâk (F.) Yüksek yer 5627 2. Eli tez , çabuk. 5615
gün 1. Vakit, zaman gün. 303 2. Çağ, devir. 3998
oglan 1. Erkek çocuk. 4384 2. Çocuk. 3710
sebeb (A.) 1. Sebep, neden. 5469 2. Vasıta. 5472

2.2.2.5. Eşanlamlılık (Synonym / Terâdüf)

İki ya da daha çok sayıda göstergenin aynı anlama gelme, ayrı gösterenlerin aynı
gösterileni belirtme özelliği (Vardar, 1998:97).
Bloomfield’a göre, her dilsel biçim, değişmez ve özel anlamlar içerir. Eğer bu biçimler
farklı sesletimlere sahipse, onların anlamlarının da farklı olacağını düşünmemiz gerekir. Kısacası
biz, gerçekte eşanlamlılık olduğunu kabul etmiyoruz (Ullmann 1979:141).
Prof. W.E. Collinson ise, eşanlamlılıklar arasında 9 belirgin farkı tanımlamıştır:
1) Daha genel refuse-reject (reddetme-geri çevirme), 2) daha yoğun repudiate-refuse
(inkâr-reddetme), 3) daha duygusal reject-decline (reddetme-geri çevirme), 4) daha yansız
thrifty-economical (tutum-ekonomik), 5) daha uzmanlık gerektirici decease-death (ölüm-ölüm),
6) daha edebî passing-death (geçici-ölümlü), 7) daha konuşma diline özgü turn down-refuse (geri
çevirme-reddetme), 8) daha yerel flesher-buthcher (etçi-kasap), 9) daha yerinde daddy-father
(baba-baba).(Ullmann 1979:142-143)
Lyons’a göre, ideal olan dil her biçimin tek bir anlamı olduğu dildir. Ne var ki, bu ideal
herhalde hiç bir doğal dilde gerçekleşmez. İki ya da daha çok biçim aynı anlamı
çağrıştırabilir.(Lyons 1983:362)

118
Bloomfield’ın görüşünün aksine Lyons, eşanlamlığı kabul ediyor görünmektedir. Ancak
o da, bunu belirli koşullara bağlamıştır: Bütüncül eşanlamlılığın bilişsel ve duygusal açıdan
anlamları özdeş olan kelimeler arasında gerçekleşebileceğini varsayar. Çünkü kimi kelimeler
bilişsel açıdan özdeş olsalar da duygusal açıdan özdeş değildirler.
Metnimizdeki örnekleri incelediğimizde eşanlamlı kabul ettiğimiz kelimelerin hemen bir
çoğunun farklı dil kökenlerinden geldiğini görmekteyiz. Aynı anlamı çağrıştıran farklı
kelimelerin bu denli kullanılır oluşunu aruz vezninin zorlayıcı koşullarına bağlayabilsek de,
kültürel eğilimlerin ve etkilenmelerin daha öncelikli olduğu düşüncesini taşımaktayız.

Metnimizde özellikle nesne isimlerinin birden fazla eşanlamlı kelimeyle karşılandığı
görülmektedir. Bunlardan bazıları aşağıda listelenmiştir:

Türkçe Arapça Farsça
yılduz 550 necm 573 sitâre 786
ay 655 kamer 327 mâh 121
güneş 120 şems 558 mihr 23344
su 646 mâ 69 âb 269
yil 1115 rih 527 bâd 526, rûzigâr 245
balık 3730 semek 4463 mâhi 3981
dag 1901 cebel 1418 kûh 1048
deñiz 477 bahr 307 deryâ 323
ırmak 5384 nehr 839 cûy 5324
kapu 2265 bâb 1884 der 671

2.2.2.6. Eşadlılık (Eşseslilik / Homonymy)

Vardar’a göre eşadlılık, gösterileni ayrı, göstereni özdeş olan sözcüklerin özelliğidir.
(Vardar 1998:97).
Ullmann ise eşadlılığın kaynaklarını üçe ayırmıştır (Ullmann, 1979:176-180):
a) Fonetik yakınlaşma: Eşadlılığın en yaygın sebebi yakınlaştırıcı ses gelişmesidir.
Fonetik değişmelerin etkisi altında iki ya da daha fazla kelime konuşma dilinde ve
bazen de yazılı dilde farklı biçimleri uyuştururlar:
Eski İngilizce melo > meal “un” |mi:l|
Eski İngilizce mæl > meal “yemek” |mi:l|
b) Semantik uzaklaşma: Birden fazla anlama sahip bir kelimenin anlamlarının
birbirinden uzaklaşmasıyla farklı kelimeler olarak algılanması sonucu ortaya çıkan

119
eşadlılık durumudur. Aşağıdaki İngilizce örnekler aynı kökten gelen ancak anlamları
farklılaşan eşadlara aittir:
pupil “öğrenci” pupil of the eye “ göz bebeği”
sole “ayakkabı tabanı” sole “dil balığı”
c) Yabancı etkiler: İngilizce kökenli kelimelerle yabancı dillerden ödünçleme kelimeler
arasındaki fonetik uyuşma sonucu ortaya çıkan eşadlılık durumudur.
Eski İngilizce geat > gate “giriş”
Eski Norveççe gata > gate “yol, cadde”

Metnimizde eşadlılık örneklerine baktığımızda hemen birçoğunun isim ve fiil
yazılışlarındaki benzerlikten kaynaklandığı görülmektedir. İsimlerle fiillerin emir üçüncü teklik
şahıs çekimlerinin benzer imlaya sahip olmaları onları eşadlı duruma getirmektedir. Bir
örneğimizde ise Farsça bir kelimeyle Türkçe bir kelimenin benzerliği söz konusudur: dil. Türkçe
iki kelimenin eşadlılığını ise yüz kelimesinde görmek mümkündür.
bil 1. Bel. 2416 2. Bilmek. 608
biş 1. (Sayı) beş 703 2. Pişmek. 5922
dil (F.) 1.Yürek, kalp. 1214 2. (Türkçe) Dil, lisan. 3463
düz 1. Düz. 765 2. Düzmek, yapmak. 1522
gül 1. (Bitki) Gül. 190 2. Gülmek.3897
iç 1. İçeri. 3832 2. İçmek. 2299
kıl 1. Kıl, saç teli. 3841 2.Kılmak. 203
var 1. Varlık. 700 2. Varmak. 676
yüz 1. Yüz, surat, çehre. 9 2. (Suda) yüzmek. 4635 3. (Sayı) yüz. 605

2.2.2.7. Yakın anlamlılık

İki ve daha çok kelimenin birbirine yakın anlam taşıması, aralarında küçük bir anlam
farkının bulunması (Korkmaz, 1992:67). Hemen birçok semantik kitabı bu terimin yerine
eşanlamlılık terimini tercih etmiştir. Zeynep Korkmaz’ın dışında semantik üzerine anılan diğer
kaynaklarda bu terime rastlanmamıştır. Hatta Korkmaz, diğer pek çok semantik terimine yabancı
karşılıklar verdiği halde, yakın anlamlılık için bir karşılık vermemiştir. Dolayısıyla bu terimin
örneklerini eşanlamlılık teriminde yer alan örnekler olarak anlamak gereği vardır.

2.2.2.8. Alt anlamlılık (Hyponymy)

Sözlüksel birimler arasındaki anlamsal içerilme bağıntısı (Vardar, 1998:9)
“Altanlamlılık terimi anlambilimcinin geleneksel dağarcığında bulunmayan bir terimdir;
“eşanlamlılık” ve “zıtanlamlılık” terimlerine örneksenerek son yıllarda türetilmiştir. Terim yeni
120
olsa da altanlamlılık kavramı yeterince gelenekseldir ve bütün dillerin sözvarlıklarının
düzenlenmesinde kurucu ilkelereden birisi olarak kabul edilmektedir. Sık sık “kapsama”
(inclusion) olarak anılmaktadır. Sözgelimi scarlet (al) sözcüğünün anlamının red (kırmızı)
sözcüğünün ‘anlamında’; lale sözcüğünün ‘anlamının’ çiçek sözcüğünün ‘anlamında’ içerildiği
vb. söylenir.” (Lyons, 1983:404-405)
“Altanlamlılık tek yanlı sezdirim açısından tanımlanabilir (örneğin, X laledir, X çiçektir
demektir ama bunun tersi doğru değildir)” (Lyons, 1983:406)
Metnimizde geçen yıldız / sitâre / necm kavramları altanlamlılığa örnek gösterilebilir:
Yedi yıldızdan oluşan evren anlayışı içinde, yıldızların her biri, birer altanlam
oluşturmaktadır.
Yılduz 558 > Zühre 2322, Zuhal 552, Utârid 562, Müşterî 554, Merrîh 556, Güneş
(Şems, Mihr) 2322, Ay (Kamer, Mâh) 2322
Lyons’un örneğinden hareket edersek, X Zuhal’dir, X yıldızdır, demektir. Bu bağlamda
Zuhal, yıldız “üstterim”inin altanlamı olmaktadır.

2.2.2.9. Anlam Daralması (Semantic Restriction)

Anlamlı bir birimin daha sınırlı bir kapsam içermeye başlaması; genel bir anlamdan özel
bir anlama geçerek değişmesi (Vardar, 1998:23)
oglan 1. Erkek çocuk. 4384 2. Çocuk. 3710
O günkü dildeki yaygın anlamıyla “erkek çocuk” anlamındaki kelime Eski Türkçe
dönemindeki anlamına uygun olarak hem kız hem erkek çocuk anlamında bir defa
kullanılmıştır.

2.2.2.10. Eğretileme (Metaphor/İstiâre)

“Düzdeğişmeceye karşıt olarak, dizisel bağıntılar düzleminde, ortak anlambirimcikler
kapsadıklarından aralarında eşdeğerlik ilişkisi kurulan anlamlı öğelerden birini öbürü yerine ve
karşılaştırma yapılmasını sağlayan sözcükleri (örn. Gibi) kaldırarak kullanma sonucu oluşan
değişmece” (Vardar, 1998:93). Doğan Aksan da benzer tanımlamalar yapmakla birlikte bu terimi
“deyim aktarması” terimiyle karşılamıştır (Aksan, 1998:62). Aksan, deyim aktarmasını“Bir genç
kızın fidan gibi ince, narin yapılı ve çekici olduğunu belirtmek üzere, onun için fidan gibi ya da
ceylan benzetmeleri yapılır. Ancak benzetme ilgeci kaldırılarak bu genç kız fidan ya da ceylan
göstergeleriyle anlatılırsa burada artık birer deyim aktarması söz konusudur.” İfadesiyle
anlatmaktadır. (Aksan, 1998:63)

a) İnsandan Doğaya Aktarma
4858. Yiri taglar etegidür sevâhil
121
Ki anda ola megârât u medâhil
Etek kelimesi insana ait bir giysiyi anlatırken, bu örnekte dağa ait bir özelliği taşımıştır.
b) Doğadan İnsana Aktarma
2431. Yüzüñ bedr ideli hüsnüñ hilâlin
Beni mihrüñle yakdı şol ay elin
Mihr kelimesinin sevgilinin parlaklığını temsil etmesiyle eğretileme yapılmıştır.
c) Doğadaki Nesneler Arasında Aktarma
4649. Huşendür arkası anuñ çü sühân
Kılıç balçıgı ider cildin insâñ
Kılıç kelimesinde, bir balık türü için eğretileme yoluna gidilmiştir

2.2.2.11. Düzdeğişmece (Metonomy/ Mecâz-ı Mürsel)

“Eğretilemeye karşıt olarak, tümcede dizimsel bir bağıntı kuran ya da belirtilen gerçeklik
düzleminde yan yana bulunan öğelere ilişkin olarak, benzetme yapılmaksızın sonucun neden,
kapsayanın kapsanan, bütünün parça, genelin özel, somutun adın soyut kavram yerine
kullanılması yoluyla oluşan değişmece türü” (Vardar, 1998:89).
Metnimizde geçen bazı düzdeğişmece örnekleri aşağıda gösterilmiştir:
348. Geçürsün ‘ömrini gussayla hussâd
Otursun memleket tahtında ol şâd
Bu beyitte “taht” kelimesi gerçek anlamıyla oturalan bir yer değildir. Devletin başında
olmak anlamını taşır. Somut-soyut ilişkisi vardır.
414. Bu mektebden okısañ ger ebâced
Olasın ma‘rifet dersinde ustâd
Bu beyitte “ebâced” kelimesi kitap kelimesinin yerine kullanılmıştır. Doğrusu elifba
kitabı şeklinde olmalıydı. Parça-bütün ilişkisi vardır.

2.2.2.12. Terim anlam

Belirli bir uzmanlık alanına özgü anlam taşıyan kelimelerin anlamıdır.
Metnimiz ansiklopedik bir nitelik taşıması dolayısıyla, bu konuda oldukça bol örneğe
sahiptir. Astronomi, coğrafya, madencilik vb. pek çok özel bilgi alanıyla ilgili kelimeler
mevcuttur:
Astronomi : Burûc 630, Cirm 634, Kutr 634, Cüzv 633
Madencilik : Kibrît-i Asfer 3594, Sîm-âb 269, Zümürrüd 3945, Fîrûze 3951
Hayvan adları : Öküz 4712, Kuz 4312, Köpek 4681, Dâbbetü`l-Misk 4287
Bitkibilim : Kâfûr 4340, Vâkvâk 4355, Serv 5860

122
2.3. Metin Düzeyinde Anlam İncelemesi

Metin düzeyinde anlamı ele alırken, öncelikle, metin nesnesini anlamlı kılan ‘araştırıcı-
okuyucu’nun tutumundan bahsetmek yerinde olacaktır.

Roland Barthes, okumanın öznelliği ve nesnelliğini dile getirirken, “Nesnellik ve öznellik
kuşkusuz betiği ele geçirebilecek güçlerdir, ancak bu güçlerin onunla bir benzerliği yoktur.
Öznellik dolu bir imgedir, onunla bir betiği doldurduğum varsayılır, ancak hileli doluluğu, beni
yaratan düzgülerin bıraktığı izden başka bir şey değildir; öznelliğim sonuçta alışılmış kalıpların
oluşturduğu genelliğin ta kendisidir. Nesnellik de aynı türden bir doldurmadır: ötekiler gibi
düşsel bir dizgedir, kendimi uygun bir biçimde adlandırtmama, kendimi tanıtmama, kendimi
yanlış tanımama yarayan bir imgedir.” demektedir. (Barthes, 2002:21)

Barthes, bu söylemiyle, nesnellikle öznellik arasında, metni anlamlandırma ya da anlamlı
kılma açısından bir fark görmüyor. Gerçekten de hangi zamana ait olursa olsun, her metin
okuyucunun insaf dairesi içinde nesnel ya da öznel okumalara ve anlamlandırmalara tabi
tutulmaktadır. Bu durum, bilimselliğe dayandığı iddiasıyla öne çıkan araştırıcı-okuyucunun
nesnelliğini tehlikeye sokmaktadır.

Walter Andrews bununla ilgili olarak, metin incelemesi bağlamında, Divan edebiyatının
önemli nazım biçimlerinden biri olan gazel üzerine yazdığı Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı adlı
inceleme kitabının girişinde metnin ele alınışına, anlamlandırılmasına dair bize, önemli ipuçları
veriyor.

Ona göre, “Anlam terimi, doğrudan doğruya, gerçek dünyadaki belli bir nesneyi ya da
fenomeni göstermez, indirgenemez nitelikte geniş ve karmaşık bir fenomenler dizisini gösterir”
(Andrews, 2000:17-18).

“Bir yandan, anlamı, “bir başka deyişle” yeniden üretmenin temel imkânsızlığını öne
sürmüşken, öte yandan, Osmanlı gazellerindeki anlamdan, “kendi deyişimle”, kendi
kelimelerimle bahsetmek için hayli çaba sarfetmem konusunda bir açıklama yapmam gerekir. Bu
işe kalkışmanın anlamlılığını iki gerekçeyle savunabilirim: Birincisi böyle bir çalışma, yani
anlamın doğasına, anlamın nasıl oluştuğuna ve insan deneyiminde ne gibi bir rol oynadığına
ilişkin bir inceleme bize çok şey kazandırabilir. İkincisi, sanat nesneleri, özellikle bizden zaman,
dil ve gelenekle ayrılmış olan sanat nesneleri, bilimsel inceleme sürecinin sağladığı pencereler ve
kapılar olmaksızın gerçekte ulaşılmaz niteliktedir.” (Andrews, 2000:18)

123
“Bir şiirin anlamının başka türlü ifade edilemeyeceği öncülünden yola çıkarsak, “Bu şiirin
anlamı ne?” sorusunu biraz değişik bir şekle sokabiliriz: Bu şiirle aramda ortak bir zemin nasıl
bulurum, öyle ki şiiri anakronistik olmayan, makul bir tarzda anlayıp değerlendirebilir miyim?
Bu soruya verilebilecek kestirme cevap – “Şiirin yansıttığı hayatı yaşa!”- çoğu durumda
uygulama şansı olmayan, imkânsız bir şeyi istemektir. Kolaya kaçmadan verilecek bir cevap ise,
bir yöntem izlenmesi, bu şiiri ve başka şiirleri incelerken kullanılacak bir bakış tarzı
oluşturulması gerektiğidir.” (Andrews, 2000:18-19)

“Bir edebî metnin anlamını, o metni oluşturan sözlerin sözlük karşılıklarını bilmeden
kavramaya başlayamayacağımız doğrudur, ama tek bir kelimenin karşılığını saptamak için
kullandığımız yöntemleri edebî bir metnin geneline yansıtarak metnin anlamına
ulaşamayacağımız da doğrudur…Kelimelerin ve edebî metinlerin anlamını hem dil kuralları, hem
de dile dışsal olan motivasyonlar yaratır.” (Andrews, 2000:19)

“Şiirin yansıttığı hayatı yaşa!” ilkesiyle Andrews, metnin nasıl anlamlandırılacağı
konusunda bize bir anahtar sunmaktadır. Biz de, metin düzeyinde anlam araştırmasının ilk
basamağında metnin tarihî zeminini oturtmaya çalıştık.

Öncelikle ansiklopedik bir nitelik taşıyan Hikmet-nâme’nin bu yönünden hareketle,
içeriğini oluşturan belli başlı konuların tasnifi yapıldı. Buna göre, metnin yazıldığı dönemdeki
astronomi, coğrafya, din, felsefe, fen bilimleri gibi alanlara ait kaynaklara ulaşıldı. İnternet
ortamında geçmiş dönemlere ait haritalar bulundu. Coğrafî yer adları bilgisayar ortamında kayıtlı
olan haritalarla birlikte basılı kaynaklar da kullanarak karşılaştırıldı.
Astronomi konusunda o döneme ait bilgiler derlenerek çok fazla ayrıntıya girilmeksizin
genel hatlarıyla bu konuda neler düşünüldüğü tespit edildi. Medreselerde okutulan derslerin türü,
içeriği üzerine de başka kaynaklardan derlemelere gidildi. Merkezde metin durmak üzere, bir
daire etrafında metne uygun hemen her kaynak , imkân nispetinde bulunmaya çalışıldı.
Bu çalışmanın sonucunda metni oluşturan başka metinlerin varlığı tespit edildi. Bu konuda
müellifin bizzat kendisi, kullandığı kaynaklar konusunda bize ipuçları sunmuştu: Aristotales,
Batlamyus, Hipokrat vb. çağdaş metin incelemelerinde ‘metinlerarasılık” diye adlandırılan ve
her metnin başka metinleri içerdiğini öngören yaklaşımı biz de bu çerçevede benimsedik.
Metin düzeyindeki bu anlam araştırmasının sonuçlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:
1. Hikmet-nâme, kozmolojik görüş bağlamında klasik İslâm geleneğine bağlı bir durum
sergilemektedir. Evrenin düzeni, dinî kaynaklardan da istifade ederek açıklanmaya
çalışılmıştır. Bu düzenin merkezinde “Allah” vardır. Evrenin, varlıkların yaratılışı onun
emriyle olmuştur ve evrendeki düzeni “Allah” kurmuştur.
124
2. Astronomiye ait görüşlerin temelinde eski Yunan anlayışının izlerine rastlanmaktadır.
Evrenin merkezinde Dünya’nın yer aldığı yedi gökten oluşan bir evren anlayışı
benimsenmiştir. Gezegenler, Güneş ve burçlar Dünya’nın çevresinde dönerler. Bu
dönme“felek“ adı verilen bir genel sistemin de adını oluşturur. Felek, insanların talihine
etki eden, hayatını âdeta yönlendiren önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.
Burçların da etkisine inanılır. Bu gün de devam eden Batı’da horoskopi adı verilen yıldız
fallarının izleri, metnin astronomiye ait bölümlerinde görülmektedir.
3. Coğrafî bakımdan gökyüzündeki feleğin durumuna uygun olarak Dünya, yedi iklime
ayrılmıştır. Her iklim, gökteki yedi feleğin etkisi altındadır. Astronomi ile Yeryüzü
coğrafyası arasındaki ilgi, devletlerin ve milletlerin kaderini de belirlemektedir.
4. Metnin bize ait olan bölümlerinde yukarıdakilere paralel olarak ve genişleyerek ülkeler,
şehirler, denizler, göller, su kaynakları, taşlar da özellikleri sıralanarak anlatılmaktadır.
Bu çerçevede metnin evrenin yaratılışından itibaren bir silsile halinde bütünden parçaya
doğru bir sıra izlediğini söylemek mümkündür.
5. Metnin bir başka bölümünde insanın doğumuna dair bilgiler müellifin Bokrat dediği
Hipokrat’tan alınan bilgilerle desteklenmiştir. Burada, müellifin Mısır sultanı Kayıtbay’ın
yanına gelmeden önce iyi bir eğitimden geçtiğini söyleyebiliriz. Bu geniş bilgi birikimi,
sadece sarayda önemli bir mevkide olmasıyla açıklanamaz.
6. Metinde, yer yer “ehl-i tüccâr, ehl-i seyyâh..“ diye başlayan pekçok kimseden rivayetler
aktarılmaktadır. Müellifin bir ara Memlük elçisi olarak Osmanlı sultanı II.Bayezıd’ın
yanına, İstanbul’a gittiği, ki kendi ifadeleridir, göz önüne alınırsa, çevresinin çok geniş
olmasını muhtemel kabul etmek gerekir. Dolayısıyla bunca rivayeti toplamasının müellif
açısından zor olmadığı anlaşılmaktadır.
7. Genel olarak metni, dilbilim bağlamından koparmadan, edebîlik açısından ele alırsak, yer
yer edebîlik izlerine rastlansa da, ansiklopedik niteliği dolayısıyla eserin dil yadigârı
olmasının ötesinde edebî bir hüviyetinin olmadığı söylenebilir. Şeyhî’nin, Ahmed
Paşa’nın, Yahya Bey’in yaşadığı bir dönemde, her ne kadar onlardan coğrafî olarak uzak
kalsa da, Oğuzca yazılan bu eserin onların kat kat gerisinde olduğunu tespit etmek
gerekir.

3. Sonuç
Eski metinler üzerine yaptığımız bu inceleme çağdaş dilbilim yaklaşımlarından
eşzamanlı olduğu kadar artzamanlı olarak da yararlanılabileceğini göstermiştir. Bu
bakımdan eski metinlerin anlaşılması ve doğru yorumlanması için semantik alanın sunduğu
imkânlara başvurmanın zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
125
Bu imkânların kullanılmasıyla özellikle etimolojik ve tarihî sözlüklerin
oluşturulmasında, edebî metinlerin tahlilinde, metinlerin fonetik, morfolojik ve sentaktik
özelliklerinin belirlenmesinde önemli mesafe kaydedileceği düşünülmektedir.

BİBLİYOGRAFYA

Aksan, Doğan (1998) Anlambilim, Ankara, Engin Yayınevi.
Altun, Mustafa (2003) İbrâhim ibn-i Bâlî’nin Hikmet-nâme’si (1b-149a),
Basılmamış Doktora Tezi, (Danışman: Prof.Dr. Mustafa Özkan), İstanbul Üniversitesi,
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, İstanbul.
Andrews,Walter (2000) Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı, İstanbul, İletişim Yayınları.
Korkmaz, Zeynep (1992) Gramer Terimleri Sözlüğü, Türk Dili Kurumu Yayınları,
Ankara.
Barthes,Roland (2002) S/Z, (Çev.: Sündüz Öztürk Kasar), Yapı Kredi Yayınları,
İstanbul, 2. Baskı.
Lyons, John (1983) Kuramsal Dilbilime Giriş, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları,
S.358-429
Lyons, John (1977) Semantics (I-II), Cambridge, Cambridge University Press.
Ullmann,Stephan (1979) Semantics (An Introduction to the Science of
Meaning),Harper and Row Publishers Inc. (First Printed 1962)
Vardar, Berke (1998) Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, İstanbul, Abc
Kitabevi, 2. Basım.
İletişim:
Sakarya Üniversitesi
Eğitim Fakültesi
Türkçe Eğitimi Bölümü
Hendek-Sakarya
54300

e-mail(elmek): maltun@sakarya.edu.tr
Url: http://www.dilbilimi.net

Belgeler.com