Ramazan Çetin Yazdı…

 

 Bir bülbül yavrusu nasıl olduysa karga yavrularının içine karışmıştı. Anne karga onları hep beraber aynı yuvada, sevgiyle büyüttü. Kardeşlik ortamı içinde büyüdüler.

Gün oldu yavrular büyüdü. Kargaların siyah tüyleri, geniş kanatları ve güçlü gagaları vardı. Aynı zamanda akıllıydılar.

Bülbül yavrusu ise daha farklı bir renge sahipti, hem ötüşü de rengi kargalarınkine benzemiyordu. Bir gün kargalar annelerine dediler.

“Anne bu kardeşimiz niye bizden farklı? Ne sesi ne de görüntüsü bizimkine benzemiyor. Hele şu tüylerine bak, sesi ise bir başka!” Anne karga şöyle der:

“Evlatlarım o da sizin bir kardeşiniz. Aynı dünyada yaşıyoruz. Aynı yuvada büyüdünüz. Yani rengi ve sesi sizinkine benzemiyor diye kardeşinizi boğalım mı ona hayat hakkı tanımayalım mı?

” Evet, bu hikâyeye dikkat!  Her birimizin rengi biçimi dili dini ve ırkı farklı olsa da hepimiz insanız ve kardeşiz. Hepimiz aynı ışığın farklı yansımalarıyız.

Farklılıklarımızı fenalıklara ve ayrılıklara değil, zenginliklere dönüştürebilmeliyiz.  Hepimiz Rabbimizin kullarıyız. Hepimizde onun nuru ve ışığı vardır.

“ Ondan geldik yine O’na döneceğiz.”  Aldous Huxley ölüm döşeğinde bütün yaşamı boyunca öğrendiklerini gözden geçirdi ve bunu dört basit sözcükle özetledi: “Birbirimize daha nazik olalım!”