`Din modernizmin tuzaklarına karşı gelebilir diyoruz ama müslümanlar diyemiyoruz`. Sosyolog Ferhat Kentel`le, yazarımız Fatih Tamer`in söyleşisi…
Resim_1337297328

ANTEP PRESS – Söyleşi

Ferhat Kentel Modernizme İslam dini karşı koyar ama şimdiki müslümanlar değil.

Ferhat Kentel, muhatap aldığı kitleye yabancılaşmadan yaklaşabilen bir sosyolog. Göç Sempozyumu için katıldığı programdan sonra 2009 yılında sonpeygamber.info da çıkan röportajına da değinerek Göç`ten , Modernizme,  muhafazakar iktidardan geleceğe dair öngörüleri konuştuk.. Aynı zamanda Taraf gazetesinde de yazıları bulunan Kentel, arada uzamasına engel olamadığımız sorulara da  sabırla cevaplar verdi.

 

-Göçle başlayalım önce. Genelde sempozyum sanki göçün bir yerden bir yere seyahat etme  ya da iş bulma noktasında tartışıldı. Siz Şeriati`nin dediğine benze bir şekilde göçü bir ruh  halinden diğerine geçmek olarak da nitelediniz. Biz insanların hareketliliği üzerinde durursak   sömürgecilik ve yerel kaynakların emperyalist güçler tarafından ele geçirilmesi gibi daha  keskin noktalara değinilmedi kanımca sempozyumda. Siz bu noktada ne düşünüyorsunuz?

İnsanlar tarih boyunca biryerden bir yere göçtüler ve tarih ya da antropoloji alanım olmadığı  için bunu net olarak değerlendiremem ama modern zamanlara geldiğimizde, insanların doğal  ortamlarının deforme olması , şekil değiştirmesi sonucu olan bir durumdur göç. Modernite ve  kapitalizm bir yere girdiğinde, kent , sanayileşme girdiğinde,o girilen yerler bir tür piyasa  veya hammade alanına dönüştüğünde insanlar yerinden olmuş oluyor. Oraya gidip bir fabrika  kurduğunuzda insanların havasını suyunu, tarımsal alanlarını değiştiriyorsunuz. Hayatın kendi  geleneksel ritmi bozulunca artık insan olarak dışardan gelen bu etkilerle, hayatınız  başkalaşmış oluyor. Buna emperyalizm de diyebilirsiniz, kapitalizm de başka bir şeyde.Ama  bu dışardan müdahale ile yaşayamaz hale geliyorsunuz. İşte bizzat 80 sonrası bu ülkede  yaşanan Kürt meselesinde, köylerin yakılması sonucu oluşan durumlar  gibi. Elbette bunlar turistik  seyahat değil, bilfiil bir güç kullanılarak topraklarınızdan atılıyorsunuz. Beyaz adamın  kızılderililere yaptıkları, Afrika`nın yaşadıkları… Dolayısıyla göç çok boyutlu bir durum..

– O halde tüm boyutlarıyla bakıldığında göç burda devam etmesi gereken doğal bir durum  mu yoksa durdurulması gereken bir hal mi?

Bu durum asla doğal değil. Kapitalizmde hani insan kaynakları denir ya, hammadde, petrol  gibi bir girdi olarak insan ele alınmaktadır bu durumda.İnsan da maliyet hesabı içerisinde  faktör olarak ele alınmaktadır. Burda kalkınmacı ideolojinin terkedilerek insanın ve doğanın  muhafaza edilmesi gerekir. Bu anlamda muhafazakar bir karşı duruş gerekir.Hayatı geri sarmak mümkün değil belki ama bu sınırsız  kalkınmacı ideolojinin karşısına durulması için  bilinç oluşması gerekir.  Ben de çevremi, inancımı,  anadilimi korumak istiyorum, güneşe göre uyumak ve uyanmak istiyorum, gdolu tohumlar  kullanmak istemiyorum, içinde insan olan doğayı bozan HES`leri istemiyorum. Yani kendi  hayatıma ait döngüsel ritmin bozulmasını istemiyorum. En verimli ovalara sanayi  tesislerinin kondurulduğu , sadece akıl üzerinden geliştirilen dünyayı istemiyorum. Kalbimin  sesine göre yaşamak istiyorum ki bu metafizik diye ya da gericilik diye dışlanmış aşağılanmış  bir dünya gibi söylense de bunun değerli olduğunu düşünüyorum.

Modernizmin doğal olmadığını sadece bir parantez olduğunu söylüyorum aslında, insanlığa  yıkım getiren tıpkı ulus-devlet gibi  herkesi tornaya sokan, Edirne`den Kars`a kadar herkesi  tevhid-i tedrisatla eğiten, çatalı bıçağı nasıl tutmamız gerektiğini öğreten zapturaptan  kurtulmak istiyorum.Bütün bunlara karşı durmak ve sürekli gündem etmek gerekiyor.

– Sonpeygamber.info daki röportajınızda modernitenin bir din olduğunu ve tıpkı bir din gibi  kendisine ibadet etmemizi istediğini söyleyerek ,aynı noktada modernizme karşı da din bir  bariyerdir şekline belirtmişsiniz. Bu noktada hayatı sarıp sarmalamayı düşünen bu algıya karşı  Türkiye  özelinde  müslümanlar neden bir karşı duruş ortaya koyamıyor? 

Din karşı koyar dedim ama orada  müslümanlar demedim tabii ki…(gülüşmeler) Söz konusu  olan Müslümanlar da karnını doyurmaya çalışan , Diyanet`ten müslümanlığını öğrenen,  atalardan kalan bir din ile  yaşayan, her türlü yerel unsurları içine alarak dönüştüren,  içselleştiren bir sistemle yaşamaya çalışıyor. Bakın kapitalizm kendini asla kar zarar  ilişkileriyle, özel teşebbüslerle açıklamaz , kendini sürekli olarak kültürel olarak satar.  İlerleme, çağdaşlık, sekülarizm gibi şeylerle anlatır. Dolayısıyla biz kapitalizme kültürel  kodlarla inanıyoruz ve o şekilde bize uyum sağlatıyor. Dini de içine alıyor bu anlamda. Esas  olan şu ki biz hep inandık  insanlık tarihi inanma hikayelerimizle dolu. Kapitalizm de bizim bu inanmışlığımızı ve aidiyet hasletlerimizi devşirip, kendi kodlarını araya serpiştirip kendi kendini kutsallaştırmıştır.  Mesela vergilendirilmiş kazanç kutsaldır sözü buna örnektir. Bu durum bir içiçe geçme  durumu ortaya çıkarıyor modernlik müslümanlığa müslümanlık da modernlikle iç içe geçiyor..

– Peki bu durumdan kaçmak sıyrılmak mümkün olmayacak mı?

Pratik bazı durumlar var şimdi hoparlör tutalım konuştuklarımıza. Reklam ve tüketim  çılgınlığı sürekli var.. İslami camia AKP`yi çıkardı belli bir başarı ortaya koydu.  Ama bundan daha çok olumlu olan bir şey var ki İslami camia homojen bir yapıda değil. Bu bizim  avantajımızdır. Mesela Emek ve Anti kapitalizm bağlamında ortaya çıkan söylemler ki bunu söyleyen insanlar müslüman. Tabii bu insanlar beş vakit namaz kılıyorlar  mı hepsi bilmiyorum, ama şimdiye kadar varolan ama söylenmemiş şeyleri söylemeleri  itibariyle önemlidir.

-Mesela siz fabrikası olan insanların işçilerine fazla maaş vermeyip iftar vermesi ya da yardım  yapmasına değiniyorsunuz bu bağlamda..

Bu biraz da modernizme karşı direnişin cemaatleşmesinden kaynaklanıyor. Türkiye  modernleşmesi kendisine bir takım ötekiler belirledi. Bu hurafelerle dolu bir dini hedef seçti. Ve  gericilik olarak adlandırıldı. Toplum bir süre bu modernliğe karşı direndi ancak daha sonra  bu direniş kendi içinde farklı bir totaliter din üretti. Esasen İslamın modernizme karşı çok  ciddi bir karşı duruşu oluşturabilecekken beklenenin ötesinde bir din anlayışı ortaya çıktı. Şimdi  yeni söylem bu algıyı kırarak aslında olması gereken İslam noktasına bizi getiriyor denilebilir.  Yani şöyle düşünün insanlar korunmak için cemaatleştiler, Kemalizm ve modernizmin   ötekileştirmelerine karşı korundular, şimdi ise nispeten ölmeyeceği anlaşıldı dindarlığın , bu  rahatlık dindarların hayata dair üretimleri olmadığı müddet içerisinde  kapitalistleşmemizi sağladı yani bir nevi elini verip kolunu kaptırma durumu ama aynı  zamanda yeniden düşünme fırsatına da dönüşüyor Korunmacı bakış açısından çıkılarak ayetlerdeki  anlamlara yeniden dönülmeye başlandı. Bu da elbet ayetlerin yorumlanma biçimini de  değiştirdi. İslamın otoriter yorumlarından İşte islami sol söylemlere de biraz bu açık kapıdan  girilmiş oldu denilebilir.

– Bu noktada mesela Köle azad etmek emrini içeren ayetlerle karşılaştığımızda biz hiç birşey  düşün(e)medik.Ya da etrafımızdaki insanlar abiler, hocalar bu konuda birşeyler söyledilerse de uygulama anlamında hiçbirşey yoktu. Ama şimdi köleliğin ne olduğu konusunda düşünmek durumundayız.

Ya da zaten köleliğin İslam`ın ilk zamanlarında kaldırılmış olması düşünülerek din yorumlandığı için olabilir mi ?

– Mesela işte uyuşturucu alkol bağımlılıkları, kadın ticareti,  düşük ücretle çalıştırılan  insanlar bir çok kölelik tabiri yapabiliriz. İşte bu noktada yeni bir durum belki tıkanıklık var.  Bu noktada islami sol denen söylem ilginç bir yerde duruyor, solun söylemiyle içiçe geçen bir söylem de var artık. Ama Graham Fullerin 1 Mayıs  öncesi Türkiyenin sol bir söyleme ihtiyacı var söylemi kafa karıştırıcıydı ? Ne dersiniz bu  noktada?

Valla Fuller ne zaman söyledi bilemem ama biz on yılca söylemeye başlamıştık birkaç kişi  İslam ile sol konuşabiliyor aslında bunu görmek lazım. Artık sol da İslam`la arasındaki  mesafeyi tekrar sorguluyor.

– Bundan sonrası için öngörüleriniz var  mı ?

Akp`yi toplum getirdi ve bir katalizör görevi görerek mağdurlar üzerinden topluma farklı  bakılmak mümkün hale geldi. Artık macun tüpünden çıkmış vaziyette. Dolayısıyla bu  yaşanan değişimler hiç olmamış gibi düşünülemez. öyle şeyler konuşuyoruz ki artık bunları  yok sayamayız. Farklı düşüncelerden insanların yakınlaşması artık mümkün hale gelebiliyor.  Artık bir tek sözün reçete olarak sunulması mümkün olmayacak. Belki de bugün mesela  AKP`li işadamı olmak isteyen gençlik ile, geleceğe biraz daha farklı bakan gençlik ya da  askeri vesayetten uzak duranlara işte sol söylemi biraz daha vurgulayan gençler gibi temelde  aynı ancak farklıklar arzeden söylemlerinin bir ortak dile dönüşebilmesiyle daha iyi bir  döneme girilecek gibi geliyor. Bütün bu farklı konuşmayı becerenlerin yaratacağı bir dil  olacak ki ben muhabbet dili diyorum buna.Bir tür orta alan yani. Mesela şu anda siz de ben  de birşeyler konuşuyoruz. İkimizde hakikate sahip değiliz ama karşılıklı konuşmalarımızdan  üreyen birşeyler olacak ve bu konuşmadan biz farklı bir duygu ve bakış açısıyla kalkacağız  buradan… Örneğin başörtüsü 20 yıl önceki durumla şimdi aynı değil..

Bugün salonun yarısı nerdeyse başörtülüydü değil mi?

Evet yani Şehir üniversitesinin %70 i başörtülü. Ana dil problemi mesela artık bu konuda da  geri dönüş olmayacak, böyle bir gerçek var artık. İşte 1915 olayları soykırım, tehcir ya da  neyse ama bunlar var ve konuşuyoruz artık. Bütün bu olan bitenin sonunda aslında  müslümanlar Adalete vurgu yapan ayetlere daha fazla dikkat etmeye başlıyorlar. İhsan  Eliaçık bu anlamda öne çıkıyor , Erol Yarar`ı sadece kapitalistler daha fazla dinliyor. Bütün  bunlar “ne olacak gelecekte” sorusuna cevap değil ancak iyimser olmak için çok ciddi bir  potansiyel olduğunu söylemek mümkün Türkiye`de.

– Son olarak Ermeni meselesi üzerinde birkaç sey sormak istiyorum.Antep Ermeniler  hususunda da çok duyarlı. Bir taraftan Fransız işgalinde olan bitenler var. Ama mesela Mitat  Enç Selamsız Sohbetleri adlı eserinde yurtdışında bir kadının kendisine getirdiği Antep dolmasını  çok beğenir ve kadınla tanışır ki, kadın Antep`ten göç etmek zorunda kalmış bir Ermenidir.  Böyle hikayeler de var fazlasıyla ama sonuçta bir soykırım iddiası var ya da tehcir var ve  sürekli Nisan ayında yurtdışında bazı parlamentolarda gündeme geliyor. Türkiye ayağa  kalkıyor. Böyle bir kısır döngü var sanki. Ne zaman aydınlığa kavuşur bu durum sizce? Ya  da nasıl ?

Bir kere tam bir aydınlanma asla olmayacaktır kanaatimce. Hatta 2015 yani 100.yıl  yaklaştıkça daha da yoğunlaşacaktır tartışmalar sanırım. Uluslararası kamuoyu da bunu  bayağı zorlayacaktır ki dilerim kötü şeyler olmaz. Ama şöyle söylemek lazım, yedi tane  ermeniyi öldürmeyen cennete gidemez deyişinin halk arasında bilinip söylenmediği durumdan  söylendiği duruma geliyoruz. Artık insanlar hafızalarıyla yaşıyorlar ve hafızayı susturmak  çok zordur. Esasen Müslümanlar, Kürt meselesi, Ermeni meselesi asla tek başına bitecek  meseleler değil. Bunların hepsi birlikte gidecek meseleler ve birbirlerini etkileyecekler.  Mesela İstanbulda bir lisede okullarına öyle giremeselerde başörtülü öğrenciler var  , bir tanesi Ermenice  öğrendi,  üstelik Ermeni Lisesindeki bazı öğrencilerle etkinlikler yaptılar. Ermeni  öğrenciler Rümeysa adlı bu öğrencinin bunu neden yaptığını sorguluyorlar, şaşırıyorlar ve  onun başörtülü olarak okula gidemediğini de öğreniyorlar. Çünkü Rümeysa hem Kürt hem  Müslüman olarak zaten iki kere ayrımcılığa maruz kalmış bir kızımız. O Ermenileri duyuyor  Ermeniler de onun sıkıntısını duymaya başlıyor. Veya Fırtına vadisinde olanlar , HES`ler,  sürekli olarak birbirini tetikleyen toplumsal meseleler. Hiçbir zaman mutlak gerçeğe  ulaşamayacağız belki ama her 24 Nisan`da Ermenilerin yaşadıklarına farklı bir yoldan bakma  imkanı bulabileceğiz. Acılarını paylaşacağız, illa adına soykırım demiyeceğiz belki zaten 1  milyon kişi ölmüş buna soykırım denip denmemisinin bir anlamı kalmayacak belkide. Çünkü  acı ölenin yakınında zaten taze kalıyor. Büyük acı denecek belki yani. Kimi yerlerde  Ermenileri kestirmek için uğraşırkan birileri, müftüler de engel olmaya çalışıyordu. Aslında topyekün herşeyi içine alan önyargılı  düşüncelerden kurtulabilme imkanımız ortaya çıktacak bunun için ümitliyim ben.

Burda da şöyle bir risk var artık tek bir gerçekliğe değil birden fazla gerçeklik ve doğru  durumla karşı karşıyayız.. Bu kadar çoklu gerçeğin bulunduğu yerde radikalizm ,  ırkçılık gibi uç noktalar da ortaya çıkabilir ama gelecekte sanırım böyle bir ortak dil ve dertleri ortak bir  şekilde paylaşma üzerinden yaşayabileceğiz diye düşünüyorum.

– Hocam çok teşekkürler yorduk sizi..

Estağfirullah  hazırlıksız konuştuk biraz ama Gaziantep`te sizlerle tanışmak güzeldi.

 

FATİH TAMER