Resim_1319129160Eğitimci Remzi Yılmaz, Gaziantep Eğitimiyle ilgili değerlendirmelerini Anteppress ile paylaştı.

Anteppress- Makale: Remzi YILMAZ

GAZİANTEP’İN EĞİTİMİNDE “PARADİGMA” SORUNU

Son yıllarda Gaziantep denilince, marka şehir kavramı ve eğitimin sorunları konusu  çok sık gündeme geliyor. Marka şehir ifadesi hepimizi heyecanlandırsa da eğitimin sorunları ifadesi bir eğitimci olarak beni hem üzüyor hem de sevindiriyor. Üzüyor çünkü yaşadığım şehrin  öncelikli olarak eğitim konusunda daha iyi bir noktada olmasını arzu ederdim,  seviniyorum çünkü Gaziantep marka şehir ünvanını özellikle ekonomi ve ticaret alanındaki başarıları ile ziyadesiyle hak eden bir il. Ancak şuna inanıyorum ki her alanda sürdürülebilir iyileşmeler iyi bir eğitim kültürü ile mümkün olabilir.
Eğitim konusunda öncelikle başarı kriteri/kriterleri neler olmalıdır bu konu üzerinde durmakta fayda vardır. Başta şunu ifade edelim, Gaziantep’in son yıllarda eğitim alanındaki başarısızlığından söz ederken  ilk kullanılan veriler OKS ve ÖSS sıralamalarıdır. Bu iki sıralama belirli ölçülerde özellikle akademik başarı bağlamında şehrin eğitim durumu ile ilgili bir fikir verebilir. Ama tek başına bu sıralamalar bir şehrin eğitim durumunun bütünü için yeterli kıstas değildir. Eğer sadece bu pencereden bakılarak eğitimde  başarı ya da başarısızlık ifade ediliyorsa bu bir yanılgıdır. Eğer bir şehrin gelişmişlik düzeyine; medeni, insani ve kültürel yaşanabilirlik seviyesi çerçevesinde bakılabilirse, eğitim olgusuna daha sağlıklı bir yaklaşım gösterilebilir. Yani bir şehirde ÖSS ve OKS başarı sıralaması iyi ancak o şehir yukarıda ifade edilen kriterler çerçevesinde yaşanabilir standartları yüksek değilse gerçek bir eğitim başarısından söz etmek mümkün değildir. Sadece denilebilir ki bu şehrin akademik başarısı iyi. Ancak eminim kamuoyunun ve de ilgililerin kastettiği sadece akademik başarı değil aynı zamanda şehrin yaşanılabilirlik standardı çerçevesinde nitelikli eğitim olmalıdır. Bu güne kadar yazılan, basına ve kamuoyuna yansıyan rapor ve demeçlere bakıldığında her birisi sorunların belirli bir yönüne veya teknik v.b. alanlarına vurgu  yapmıştır. Ancak bu yazıda benim üzerinde durmak istediğim alan, eğitimdeki “Paradigma” sorunu olacaktır. 13 yıllık öğretmenlik mesleğimin yaklaşık son 9 yılında,  öğretmen ve idareci olarak bu şehrin en kenar semtinde de en merkezi semtinde de  görev yaptım. Bu görevlerim sırasındaki  ve genel gözlemlerimden yola çıkarak eğitime yaklaşımdaki temel paradigma sorununu ve bu paradigmanın nasıl değiştirilebileceğini dair görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım. Gaziantep Milli Eğitiminin, Özel İdarenin, STK ‘ların v.b.’nin  eğitimin sorunları ve çözüm önerileri alanında yaptıkları çalışmalarda kadrolu öğretmen yetersizliği, derslik başına düşen öğrenci sayısında Türkiye ortalamasının çok üzerinde olduğumuz, okullaşma oranının yüksek olmasına rağmen ciddi bir göç nüfusu nedeniyle sınıflardaki öğrenci mevcutlarının bir türlü Türkiye ortalaması düzeyine indirilemediği, Okul öncesi eğitim istatistiklerinde yine Türkiye ortalamasının  gerisinde olduğumuz, özellikle ortaöğretim kurumlarında sınıfların daha kalabalık olması, idari atamalardaki aksaklıklar v.b. her bir konunun başarısızlıkta belirli bir oranda etkisinin olduğu inkar edilemez bir gerçektir.
Ancak tüm bu yukarıda ifade edilen teknik ve altyapı sorunları giderilse, göçle gelen nüfus azaltılabilse dahi  eğer şehirde ikamet eden vatandaşın eğitime bakış açısını, paradigma değişimini başaramazsanız, sürdürülebilir bir iyileşme sağlayamazsınız ve eğitim algısını şehrin kültürüne istenilen düzeyde entegre edemezsiniz. Dolayısıyla şu anki eğitim paradigması nedir? Amaçlanan eğitim paradigması ne olmalıdır? Bu amaçlanan paradigmayı oluşturabilmek için nasıl bir süreç izlenmelidir, neler yapılmalıdır? Bu sorulara cevap bulmaya çalışacağım.
Öncelikle paradigma kavramını özet olarak ifade edelim. Köken olarak Yunanca bir kelimeden türetilmiştir.
“Belli bir zaman dilimi içerisinde bir grubun ya da topluluğun düşünce biçimi ve davranışlarını belirleyen bir dünya görüşü, bir algı dayanağı, bir perspektif, bir modeldir.(T. KUHN)”
“Üstü örtülü şartlanmalar ve geçmişten gelen tecrübeler ile bir durumu görme tarzıdır.”
“Eski problemler hakkında yepyeni bir düşünme tarzıdır.(M. FERGUSON)”
Yukarıdaki tanımlar çerçevesinde aslında Gaziantep’te yaşayan insanların eğitime bakış açısı, eğitim ile ilgili yaklaşımları, eğitimle ilgili harcamaları, aile bütçesinden eğitime ayrılan pay, okul ve öğretmen algısı, çocuğun geleceğine eğitimin katkısının farkındalık düzeyi, anne-babanın çocuklarının okuldaki eğitimi ile olan ilgisi/ilsizliği, anne babanın aile ortamında çocuklarına yaklaşım tarzı v.b. eğitim paradigması çerçevesinde değerlendirilebilir. Bu yazının ana fikri işte burasıdır. Gazi şehrimizde eğitimle ilgili temel problem eğitim paradigmasındaki yanlışlıktır.
Şimdi şu sorulara kendi dünyamızda yanıt vermeye çalışalım. Acaba ne  durumdayız?
-Aile bütçemizden eğitim için ne kadar pay ayırıyoruz?
-Otomobilimizin veya evimizin yıllık bakımına harcadığımız bütçe kadarını çocuğumuzun eğitim harcamaları için de ayırabiliyor muyuz?
-Çocuğumuzun okuldaki eğitimini ne oranda takip edebiliyoruz?
-Çocuğumuzun öğretmenlerini tanıyor muyuz? Onlarla iyi bir iletişim içerisinde miyiz? hatta hangi sınıf ve şubede okuduğunu biliyor muyuz?
-Yaşadığımız şehrin kültürüne eğlence, kebap ve baklava mı hakim yoksa nitelikli eğitim ve buna bağlı markalaşmış ürünler ve patent sayısı yüksek sanayi ve ticaret mi? Bu soruyu ne kadar önemsiyoruz?
-Şehrin yaşanılabilir standartlarını oluşturan alanlarla (trafik sorunu, çevre temizliği, hava kirliliği, yeşil alanları, tarihi dokusu, asayiş sorunları, suç oranları, gazete satış tirajları, sinema ve tiyatro sayısı, sinema ve tiyatroya giden insan sayısı, kitapçı sayısı, bir yılda satılan kitap(yardımcı ders kitapları hariç) sayısı, İl Genel Meclisinden, Belediye meclislerinden; geleneksel komşuluk kültürümüze uygun mimari yapılaşma talebimiz ne oranda… )ilgili olarak algımız ve şehrin yöneticilerinden taleplerimiz ne durumda? Ve bu konularla ilgili sorumluluklarımızın ne kadarını yerine getirebiliyoruz?
Yukarıdaki soruları çeşitlendirebiliriz ama bu konu çerçevesinde yeterli olabilir. Bu sorulara samimi olarak verdiğimiz cevapların durumu bizim eğitim paradigmamızı da ele verir.
Yukarıdaki sorulara cevaplar çerçevesinde kendi gözlemlerime göre öncelikle  şehrimizde eğitime gereken önem verilmiyor, eğitime aile bütçesinden yeteri kadar pay ayrılmıyor, nitelikli eğitim almaya yönelik çocuklar/öğrenciler desteklenmiyor ve yeterince teşvik edilmiyor. Öğretmen ve okul hak ettiği saygıyı görmüyor, ebeveynler tarafından çocuğun eğitiminin nitelikli takibi yapılamıyor, eğitimin veya eğitimin etkisinin reklamı yapılamıyor, eğitim, olumlu anlamda sürekli  kamuoyunun gündeminde tutulamıyor, Gaziantep denilince marka ürünler, marka şahsiyetler, bilim ve sanat insanları değil kebap ve baklava akla geliyor, bunlarda gerekli ama …
Bu yerleşik  paradigma nasıl değiştirilebilir? İşte bazı öneriler…
-Örgün eğitim kurumlarında öğrencisi bulunan tüm ebeveynlere belirli bir takvim aralığında eğitimin önemi, nitelikli eğitimin içeriği ve sonuçları, ödev takibi, çocuk eğitimi gibi konularda  seminerler verilmelidir.
-Evlenecek kişilerle sözleşme yapılıp bir hafta çocuk eğitimi konulu seminere katılımları sağlanmalıdır.
-Öğretmen ve okul idarecilerine yönelik, yılda en az 4 defa üçer aylık ara ile  mesleki tükenmişliğe karşı moral ve motivasyon içerikli seminerler düzenlenmelidir.
-Şehrin her bölgesindeki billboardlara ve belediyelerin ışıklı reklam panolarına eğitim ile ilgili teşvik edici söz ve deyimler yazılmalıdır.
-Şehrimizin önde gelen ve başarılı sanayici, işadamı, eğitimci, yazar, öğretim üyesi şahısların, eğitim ile ilgili düşünce ve tavsiyeleri radyo ve yerel televizyon kanalları, internet siteleri aracılığı ile kamuoyuna duyurulmalıdır.
-Müftülüğün merkezi ses sistemi özellikle köyler ve çevre semtler kapsamında gerektiğinde eğitim duyuruları ve kısa bilgilendirmeler için kullanılmalıdır.
-Şehrin Mülki İdare Amiri başta olmak üzere il idare şube başkanları, merkez ve taşra kaymakamlıkları, İl Özel İdaresi, Siyasi parti il başkanlıkları, Eğitim çalışmaları yapan Sivil Toplum Kuruluşları, yerel medya temsilcileri, belediye başkanları, üniversite temsilcileri, eğitim kurumu temsilcileri, öğrenci ve veli temsilcilerinin katılımlarının sağlandığı; eğitim başta olmak üzere yaşanabilir şehir standartlarının yükseltileceği çalışmaların konuşulacağı istişare toplantıları yapılmalıdır.
-Tüm bu çalışmaların takip ve kontrolünü, hedefe; şehrin eğitimi başta olmak üzere her anlamda daha yaşanılabilir bir alan oluşturulabileceğini koymuş ve başarıya inanmış  bir ekip yapmalıdır.

Son söz;
Kendisine hedef belirlemiş ve inanmış iyi bir ekip ile yıllardır aynı bakış açısıyla konuşulan özelde  istenilen “Eğitim Paradigmasını” genelde ise yaşam standartları her anlamda yükseltilmiş bir şehir kültürünü oluşturmak mümkündür.
Remzi YILMAZ
Eğitimci

Anteppress