aecf703685ffeb0cd1aa9336b37b199d_400x400

 

Bu şehri kim yönetiyor? sorusu mu doğru bir soru olurdu,

kimler yönettiriyor? sorusu mu doğru bir soru olurdu bilemedik.

Analizlere geçmeden önce bir kaç konuda ön bilgilendirme yapalım ki, söyleyeceklerimiz yanlış anlaşılmasın.

28 Şubat darbesinden hemen sonra, “Türkiye’nin değerleri, kendisini merkez olarak tanımlayan medyanın savunduğu değerler değildir” demişti biri. Bugün de biz Gaziantep için, “Gazianteplinin değerleri, kendisini merkez gören medyanın değerleri ile aynı değildir” diyoruz ve demeliyiz.

Şunu belirtelim ki, bizim niyetimiz asla bağcıyı dövmek değil, sadece bu bağdan kendi hakkımız olan üzümden yemek.

Bu ülkede hakları en kolay gasp-edilenler hep mütedeyyin insanlar. Bir gerilim yaşandığında fedakarlık istenenler hep onlar. Şehrin bütün yükünü çekmelerine rağmen ötelenenler de hep onlar. Yani emek onların, ücret ve kaymak ise hep başkasının.

Biz kulislerde ve dedikodu meclislerinde konuşulanları burada yazmayız. Belki yazsak yer yerinden oynar. Ama bizim amacımız yerin yerinden oynaması değil, tam tersine taşların yerli yerinde kalıp, vasifesini yapması.

Hangisinden başlayayım bilmiyorum ama sondan geriye doğru gitsek, herhalde olayların tazeliği açısından daha isabetli olacak:

Nurettin Yıldız Hoca olayını biliyorsunuz. Antep’teki üç beş çapulcunun cılız eylemleri neticesinde Antep’teki programları iptal edildi. Hem de iptal talimatı bizzat valilik tarafından güvenlik gerekçesiyle verildi. Oysa, Nurettin Yıldız Hoca’dan çok daha marjinal ve rijit görüşleri olanları daha önce defalarca ağırladık.

Gaziantep’te en zıt kutuptaki insanların kardeşçe yaşadığı biliniyor. Sağcısıyla, solcusuyla, dindarıyla halkımız birbirine yıllardır hep tahammül etti.

Ne ironiktir ki asıl derdi haya, namus, kadın hakları vs. olmayan LGBT sapıklığını bile normal gören bazı insanlar bize ahlak jandarmalığı yapmaya, “Suriyeli” diye bir derdi olmayanlar koltuklarını tekrar elde etmek için başımıza ensar kesilmeye kalktılar.

Sinop’un durumu az çok biliniyor ve orada gerçekten elle tutulur bir eylem olduğu da söylenebilir. Ancak Gaziantep’te bir kaç kişinin “biz bu hocayı istemiyoruz” demesiyle Nurettin Yıldız Hoca gibi birisinin konferansının iptal edilmesi en hafif kelimeyle acizliktir.

Yani siz eğer buradaki üç beş kişinin keyfine teslim edecekseniz bu şehri, bu şehri hiç yönetmeyin daha iyi. Bu şehri yönetiyoruz diye sağda solda da hiç gezinmeyin.

Gelelim Kitap Fuarı meselesine. Malumunuz Gaziantep’ten hemen önce Kahramanmaraş’ta, hemen sonra da Malatya’da kitap fuarları yapıldı. Bu iki ildeki kitap fuarlarını incelediğimizde; ne kadar talihsiz bir şehir olduğumuzu daha net görmüş oluruz.

Hem en güzel stantlara getirilen ve bedava dağıtılan kitaplar, hem gözde standların verildiği yayınevi tercihleri, acaba bu şehri kim yönetiyor? Bu şehirde kimlerin sözü geçiyor? sorusunu bir kez daha gündemimize getirdi.

Bizler, Belediye Başkanının AK Parti’den seçildiğini, yöneticilerin dini hassasiyetlere sahip insanlar olduğunu az çok biliyoruz ama kitap fuarını organize eden kültür işleri ile veya her kim etkin olduysa onlarla ilgili çok ciddi soru işaretlerinin oluştuğunu farketmiyorlar mı?

Düşünün ki nüfusun yüzde 80′ i, 90’ı mütedeyyin insanlardan oluşan bir şehirde,  davet edilen, ödül alan baş yazarlar daha önce islam karşıtı, Ak Parti karşıtı söylemleriyle bilinen kişiler. İşleri güçleri islama saldırmak olan bazı yayınevleri en güzel standlarda arz-ı endam ediyor.

İslami yazarlar, islami yayınevleri öteleniyor ve onlara komik stantlarda, komik yerler ayrılıyor. Bu gerçekten kabul edilebilir bir şey değil.

Bu iki olay, Gaziantep’teki mütedeyyin insanların ne kadar sahipsiz olduklarını ve bizi yöneten kimselerin ne kadar aciz olduklarını herhalde göstermek için yeterli.

Peki bunun sebebi nedir? diye sesli düşünelim mi biraz:

1- Bu şehri yönetenler hala bazı korkularından veya bazı çevrelerin etkisinden kurtulamamışlardır.

2- Gaziantep’te ciddi bir İslami STK problemi var. Güçlü ve yetişmiş adamı olanlar hep kendi tebasının menfaatine çalışıyor, genel anlamda Gaziantep’in duyarlılıklarını dile getirmiyor, siyasi ve ekonomik rant devşirmeye çalıştığı için sesini çıkarmıyor. Siyasete bulaşmayıp pasif kalan STK’ lar da, şehrin yönetiminde söz sahibi olamıyor.

Ben bu yazıyı şehrimizin büyük bir kısmının hissiyatı olarak biraz kırgın, biraz sitemli duygularla yazıyorum ve bu yazının bir şikayet dilekçesi olarak kabul edilmesini istiyorum.

Bu yazı nerelere ulaşır ve ne gibi etkiler meydana gelir onu bilmiyorum ama bu ülkeyi yöneten en üst birimlerin bu yazılanları, bu duyguları değerlendirmesini ve içten içe büyüyen bu rahatsızlığın, oluşan soru işaretlerinin giderilmesini temenni ediyorum.

Ben halkın içinden biriyim ve halkın bu konuda çok ciddi bir şekilde muzdarip olduğunu gözlemliyorum. Bu da birgün bir duygu patlamasına sebep olacak diye endişeleniyorum.

En büyük potansiyeli oluşturan kitleler en küçük haklardan bile mahrum bırakılırsa ve bir gün bunun hesabını sormaya kalkarsa o zaman tedbir almak için geç kalınmış olur. Allah korusun, Gaziantep’in kardeşlik havası bozulursa bundan hepimiz etkileniriz.

Bugünden tezi yok, bu şehri yönetenlerin hemen kendilerine çeki düzen vermesi, bu hatalarını telafi etmesi ve yanlış anlamaları düzeltmesi gerekiyor. Yoksa çok geç olacak.

Bu yazıyı okuyanlar, -ki bu suçlamaların muhatapları da buna dahil- “ne münasebet bu iddialar yanlış, suçlamalar haksız, bu olayların aslı öyle değil şöyle” diye dönüt sağlarsa, kamuoyunu bilgilendirmeye hazırız.

Fakat eğer bir açıklama yapılmazsa, aynı hatalar devam ederse, şehri takip etmeye ve haksızlıkları gündemimize taşımaya devam edeceğiz.

 

Selam ve dua ile…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here