Yaşadıklarını unutmayan bir şehirde yaşıyor olmak ne kadar güzel! Lakin görmezden gelinemeyecek şeyler de var bu şehirde…


Hafta sonu içimizi dışımızla bütünleştiren, korkularımızı heyecanımıza mağlup ettiren, yüreklerimizi hareketlendiren şeyler oldu bu şehirde.

Dünyanın farklı bölgelerinden vicdan ortak paydasında buluşan onlarca insan verebilecekleri şeyleri de yanlarına katarak kendilerinin deyimiyle “dünyanın en büyük zulümlerinden birinin yaşandığı Gazze`ye” doğru hareket ettiler.

Farklı dinler ve algılarıyla, çeşit çeşit renk ve görüntüde ama aynı hissiyatla, aynı coşkuyla bir özgürlük yürüyüşü için yola çıkmıştı bu insanlar ve Gazze için yapabileceklerinin en iyisini yapmak istiyorlardı.

Gazze tecrit edilmiş çaresiz bırakılmış ve hiçbir yerden yardım almaması için özellikle kuşatılmış bir şehir.

O sebeple insani duyguların kabarmaması içten bile değil Gazze konusunda.

İşte Antep ya da GazzeAntep bu özgürlük konvoyuna ev sahipliği yaptı hafta sonu. Kendi kurtuluşunda kimseden destek göremeyen ve hem askeri hem de maddi yokluklarla bağımsızlık mücadelesini veren bir şehir, şükür ki dedelerinin can verdiği topraklara gül tohumları ekebiliyor hala.

Çevre iller de dâhil olmak üzere gelen yemekler, ellerinde tatlı tepsisiyle misafirlere ikram için uğraşan esnaflar, bozuk para koydukları poşetlerle mini mini çocuklar, yarım yamalak İngilizce ve Arapçalarıyla iletişim kurmaya çalışan ve gelen insanları yüceltme ve iyi ağırlama gayretindeki insanları görünce herhalde Molla Karayılan’ın, Şehitkâmil’in ruhları şâd olmuştur. Hele  bazen açıktan bazen de poşete sarılarak gelen tomar tomar paralar, açlıktan kırılma tehlikesi geçiren Kurtuluş abidelerimizin ruhlarına gönderilen en güzel hediyeydi.

Şehrine, tarihine, inancına sahip çıkmak bu kadar önem arz ederken ” Sürerim sürerim gitmez gadana / Fransız kurşunu da geçmez adama” türküsünü duydukça ve şehrin muhtelif yerlerindeki bazı ” Fransızlıklara” gözüm takılınca da susmayı beceremediğimi söylemeliyim.  Daha evvel fuar alanı olarak bilinen yerdeki yapılan otel, içinde çalışan tanıdıklarım olsa bile  şehrin merkezine dikilen alışveriş merkezleri ve elbette o alışveriş merkezlerinin içinde bulunan Fransız süpermarketler zinciri ve aynı zincirin  mantar gibi çoğalan  şubeleri… 

Fransız kurşunu geçmedi çok şükür, lakin ahlakından, kültürüne, ekonomik değerlerine  kadar neler geçmiş yaşantımıza.

Filistin Konvoyuna  Amerika’dan gelerek destek olan gençler “neredeyse ABD merkezli firmaların çoğu Siyonistlerin elinde ve boykot gerçekten zor” diyerek bazı şeyleri alaşağı etmenin zorluğundan bahsettiler. Ama Gaziantep bu kadar kolay Fransız sermayesine teslim olmamalıydı. Gazze için bu kadar çaba verilmişken GazzeAntep de bundan nasibini almalıydı. Çünkü kurtulmak  inancımıza, namusumuza, toprağımıza saldıranların üzerimizdeki her türlü baskının kalkması demekti. Eğer kalkmadıysa verilen mücadeleyi yeniden öğrenmek yeniden anlamak ona göre kendimizi konumlandırmak gerekli.

Bu noktada eski Ticaret Odası (şu an Sanayi Odası) binasının bir Nakşî dergâhı olması, kurtuluş mücadelesinin Cemaat-i İslami adındaki bir hareketin tetiklemesiyle başlaması gibi birçok “gözden kaçırılan” bilgiye ve bunların sürekli gündemde tutulmasına ihtiyacımız var. 

Gazze’ye yardım etmek için uykusuz kalan, canhıraş çabalar gösteren Antepliler, kendi şehirlerinin de geldiği durumu daha dikkatli incelemeli ve meydanı içimizdeki Fransızlara bırakıp, çıkarılması zor kurşunlara gelmemelidir.

22.12.2009