Gazze ve Kobani iki Müslüman şehirdir. Birincisinde Müslüman Araplar, ikincisinde Müslüman Kürtler yaşıyor.

İkisi de Hazreti Ömer zamanında Müslümanların yönetimine girmiştir.

İkisi de Türkler tarafından yönetilen Osmanlı egemenliğine aynı dönemde girmiştir.

İkisi de Birinci Paylaşım Savaşının elli parçaya böldüğü İslam Blokunun artıkları arasında yer almıştır.

Aynı yıllarda Gazze İngiliz Mandasına girereken, Kobani Fransız Mandası altına girdi.

Daha sonra Gazze; Batı’nın sağcı eğilimlerinden beslenen Irkçı Siyonist İsrail tarafından yönetildi. Kobani ise; uzun süre, Batı’nın sol ideolojisinden beslenen Suriye’nin Irkçı Baas rejimi tarafından yönetildi.

Biri Yahudilerden, diğeri Baasçı Nusayrilerden olmak üzere ikisi de hem inancından, hem ırkından dolayı benzer baskı ve zulüm görüyor.

Gazze’nin özgürlüğü için mücadeleyi soldan beslenen Filistin Kurtuluş Örgütü başlattı. Sonra, doğrudan İslam’ı referans alan Hamas devreye girerek mücadeleyi devraldı ve halen sürdürüyor.

Kobani’de de benzer şekilde soldan beslenen PYD özgürlük için çalışıyor. Burada da İslam’ı referans alanlar ne zaman uyanırsa mücadeleyi o zaman üstlenecekler.

Çünkü İslam Dünyasının her yerinde olduğu gibi -geç kalınmış olsa da- İslam’a dönüşten başka yol görünmüyor. Halkların derin kodları buna ayarlı.

Görünen o ki, bu iki şehrin ve bütün Müslüman şehirlerin kaderi aşağı yukarı birbirine benziyor.

Bugünlerde bu iki şehirde benzer trajediler yaşanıyor. Gazze’de Siyonist İsrail; güdümündeki Dünya medyası ile Müslümanları nasıl aşağıladığını, onurlarını nasıl çiğnediğini dünyaya bir kez daha gösteriyor. Müslümanlar da iyice anlamsızlaşmaya başlayan, işe yaramayan, risksiz, bedelsiz, pasifizmi besleyen tepkiler gösteriyor. Her seferinde çıkıp İsrail’e yardım eden, cesaretlendiren uluslararası kuruluşlardan, devletlerden yardım dilenmek onursuzluğuna düşmeye devam ediyorlar. Yapılacak iki şey kaldığını ısrarla görmezden geliyorlar: Ya savaş ya hicret.

Kobani’de durumun çok kötüleştiği ve yangının Türkiye’ye sıçramak üzere olduğunu yerel kaynaklardan öğreniyoruz. Medyada da bu yönde haberler sıklaşmaya başladı.

İslam’ı vahşetle özdeşleştiren IŞİD, Irak’tan getirdiği silahlarla Türkiye sınırındaki Kobani’yi ele geçirmeye hazırlanıyor.

Kobani’ye bağlı altı bin nüfuslu Zormağar köyünü ele geçirmişler. Köy halkı, Kobani’nin merkezine ve Türkiye’ye doğru kaçmış. Yakaladıkları gençleri Cerablus’a götürüp hapse atmışlar.Evleri talan etmişler, her yeri yakıp yıkmışlar. Otomobillere, traktörlere, hayvanlara, ev eşyalarına, yiyeceklere, paralara, dükkânlara, ziynet eşyalarına, kadınlara, kızlara el koymuşlar. YPG’den 40 kişi öldürmüşler ve çatışmalar sürüyor.

Kobani’ye bağlı Beyazi, Harabatto, Boraz, Beyazi, Şeyhsahın ve Cubni köylerini de önce bombalamışlar ve ele geçirdikten sonra Zormağar’daki uygulamalara tabi tutmuşlar.

Halka, insanın kanını donduran işkenceler uyguladıkları naklediliyor:

Bıçakladıkları bir kişiyi ayağından kamyonetin arkasına bağlayıp ölünceye kadar sürüklemişler. Mumbuç’ta on gencin vücuduna ağır taşlar bağlayarak Fırat’a atmışlar.

Bazılarının tenasül uzvunu bağlayıp çatlayıncaya kadar su içmeye zorlamışlar. Kimilerini de haça çivileyip ölünceye kadar bekletmişler.

Bu işkencelerin bir kısım fotoğraflarını midem ağzıma gelerek bizzat izledim.

Sınavdan dönen 150 öğrenciyi kaçırıp başka bir bölgede kampa almışlar ve aileleriyle görüştürmüyorlar. Ayrıca bir grup genç kızı da aynı şekilde zorla alıkoyup kampa almışlar.

IŞİD’e göre; kendileri gibi inanmayan ve onlara tabi olmayan herkes kâfirdir, malı ve canı helaldir.

Yakında Kobani’ye saldıracaklar. Direnişi kırabilirlerse bölgede yaşayan yarım milyon civarında insan kitleler halinde Türkiye’ye doğru kaçacak. Yeni bir göç dalgası ve yeni trajediler yolda.

Artık “Müslümanlar kardeştir” hükmüne Kobani’nin de Gazze gibi dâhil edilmesi, Müslümanların tepkilerine konu olması ve dualarına girmesi bekleniyor.

Ayrıca; İslam’ı vahşetin kaynağı olarak gösterip öcüleştiren IŞİD’e Müslümanların esaslı tepki göstermesi de beklentiler arasında.

Bir küresel proje olduğu anlaşılan bu örgüte karşı İktidarın harekete geçmesi beklentinin ötesinde bir zorunluluk halini almıştır. Aksi halde, sınıra dayanan bu tehlikeden kendini kurtarması mümkün olamayabilir. İŞİD’e destek verdiği şüphe ve iddialarına haklılık kazandırabilir.

Bunun için; İçerdeki Kürtlerle ve Irak Kürdistan’ı ile oluşturulan barış sürecine Suriye Kürtlerinin de dâhil edilmesi her bakımdan olmazsa olmaz bir şart haline gelmiştir.

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here