Resim_1390520917 Odaya girdim, havada kasvetli  bir nefes darlığı var. Yay`ın gerilmiş oku gibi ,bir gerginlik sanki , bir sükunet… Abim`in, yüzündeki çizgilerden hep anlardım ,  utandığı ve sıkıldığı anlarını . Her biri belirsizce yüzünde sıralanırdı dizi dizi . Yine öyleydi yüzü. Şöyle bir bakıştan sonra tünedim bir akbaba gibi sessizce bir köşeye , annem de babamın yanına ilişmiş, ince saf beyazımsı tülbendini bir maske gibi sarmalamıştı yüzüne , bir şeyler yolunda gitmediği belliydi. Beni böyle telaş içinde çağırmazlardı yoksa.

Babam söze girdi sonunda,

“Bak Perihan abin evlenecek , bir yuvası olsun isteriz , uzaktaki amcalarının kızını düşündük , onlarla görüştük anlaştık ve gelinin mihri için avucumuzda , ona verebileceğimiz bir malımız yok.Biliyorsun köy  yaşantısını , elimizdeki sadece üç beş hayvan ve de boş bir tarla , ancak kardeşlerinin ihtiyacını karşılıyorum, bazen yarı aç yarı tok kalıyorlar ,   ….(sesinde zoraki bir söylem mevcuttu. Söylese olmaz söylemese yine olmazdı , bir ima ile yutkundu, sözlerini uzattı da uzattı , ikna edebilme gayesi… )  yani anlayacağın kızım ikiniz arasında “berdel yapmaya karar verdik.“

Kızların hayalidir eğitim görmek , kalabalık bir ailede büyüdüyseniz eğer okula gitmek hayalden ibarettir.Çünkü; hayat için , size vaat edilebilecek , elinize tutuşturabilecek bir gelecek yoktur. Köy standardı başka türlü sunar hayatı size…

 

Berdel sözcüğü bize yabancı değildi. Anlam itibari ile pek üzerini didiklemediğim bir konu idi, şaşkınlık ifadesi ile babama sordum “berdel o ne ki ? “

“ Bak seni onların oğluna  , onların kızlarını da ağabeyne sözledik“

Dondum kalmıştım oturduğum yerde , başımdan aşağı kaynar suyun hararetini  hissedebiliyordum , babam ne dedi şimdi , sanki sanki ! seni verdim, onlardan da  kız aldım mı?  Dedi. Yanlış duymadım değil mi ? , yani bildiğimiz  DEĞİŞ DOKUŞ MU? Yooo bu mümkün olamazdı. Hışımla ayağa kalktım, gözlerimdeki acıya  engel olamıyordum bir türlü. Damlaların  ardı arkası iniyordu peş peşe ve dilime  dolanan sözcükleri sarf etmeye başladım hiç istemeden.

“Ne demek bu şimdi  , anlayamıyorum. Demek onun için beni Mehmet`ten ayırdınız , sevdiğim insandan vazgeçirdiniz.Bu nasıl olur anne. Sevmediğim biriyle ben nasıl yaşarım?“..muhatabım annemdi. Ne varsa ona izah edilebilirdi bu hayatta sitemler , acılar ,sevinçler her şey onunla idi.Babaya karşı gelinemezdi.

Yanıma yanaştı gayet kararlı bir tavırla ,kaşlarını çattı “Ben ne dersem o , bu evlilik olmak zorunda sakın ama sakın karşı gelme!..“

Kapının çarpmasıyla irkildi annem , suskundu hep susardı karşı gelmezdi  , ataya saygı yaşamın öz iradesi ve geçmişin kabullenişi idi .

 

Bizim yörede hep küçük evlilikler yaşanırdı. Kalabalık bir aileden hiç değilse bir boğaz eksilirdi. Töre ve ananeler yeri gelince işlerine yayar , yeri gelince de takmazlardı. Hayatı kurallara göre yaşamaz , de kuralları yaşamlarına uydururlar. Öyle bir şey işte…

“Berdel“ o yaşta duyduğum ve öğrendiğim en acımasız bir  gelenekti , gelenek bile denmez hafife kaçar , kısaca töreydi. Kaçsan olmazdı. Yol yordam bilemezdim .Hayat avcılarla doluyken , onlara yem olamazdım.

 

Ben ne mi yaptım ? çaresizliğimi gölgeledim , kabullenmeyi sırtıma dayadım . Evlenmeye gittiğim kişi bir çocuktu aslında .Evet yanlış değil , 14 yaşında bir çocuk bende 17 yaşlarında..Bu hayat şartlarında benim öğrenmem gereken şeyleri , ben öğretmeye başlamıştım. Hani bir Türkan Şoray filmi vardı. Evleneceği insanı büyütür bakar , ondan sonra başka biri  kişi ile çeker giderdi . İşte benimkide böyle bir şey işte , birkaç aydan sonra sokak çocuklarından farkı kalmadı çocuğun .Bazen eve gelir bazen gelmez. Hele bu son iki ay da ondan haber alınmayınca bende tekrar baba evine geri döndüm. Eğer berdeli bozarsam karşı tarafında nikahı bozulacaktı buna da gönlüm razı gelmezdi . Bizim gelin bir bebek sahibi de olunca , bütün aile beklemem gerektiğini , eğer  bir haber çıkmazsa nikahın fesh olacağını söylediler.

 

Çaresiz sustum…susmazsam bilirim ki öfke konuşacaktı , hazmedilmeyen yiyeceğin sana faydası olmazdı . Öfkenin hazmedilmesi gerekirdi ki , konuşulabilsin…

“Ne kadar zıt bir kavram değil mi? bir mutluluğun üzerinde mutsuzluğun  kurulması. Dar görüşlü insanların ve bundan sonra yapılabilecek çarelerin olmadığını kabullenmiş bir insiyat düşüncesi.. bu belirli bölgelerde halen kökü kurumamış bir  fikri zayıflar yaşanıyordu ve yaşatılıyordu maalesef .

 

Perivan`a ne mi ? oldu…Bekledi ortaya çıkan kimse olmadı. Bir hafta sonra başka bir kişiyle kendi arzusu ile evlendi. Yüreğinde taşıdığı umutları , sevdaları bir hamal gibi sırtına taşırken hala hayata tebessüm ile bakıyordu…“sevdiğini ardında  bırakarak…

 

 

Not : Gerçek bir olaydan alınmıştır..isimler ve zaman farkı değiştirilmiştir

Mensure Kaplan..