İmam Caferi Sadık “kimileri cennet için ibadet eder kulluk yaparlar bu ücretlilerin işçilerin ibadetidir. Kimileri, cehennem korkusundan dolayı ibadet eder kulluk yapar, buda kölelerin esirlerin ibadetidir. Kimileri ise sadece Allah için ibadet eder kulluk yapar, bu gerçek müminlerin, Müslümanların ibadetidir” buyuruyor.
İmam Cafer’in kınadığı ibadetler sonuçta yine ahiret için yapılan ibadetlerdir. Cehennem korkusu da, cennet beklentisi de meşru olan düşüncelerdir. Rabbimiz kitabında cehennem ile korkutmakta, cenneti de vaat etmektedir. Ama imam gerçek kulluğun tüm bu beklentilerden sıyrılarak sadece ve sadece Allah için olması gerektiğini ifade etmektedir.
“Deki benim namazım, ibadetim, hayatım, ölümüm alemlerin rabbi Allah içindir.” (Enam 136) İmamın sözü bir anlamda bu ayetin tefsiri niteliğindedir. Hayatı, ölümü, ibadeti her şeyi dünyevi veya uhrevi hiçbir beklenti içerisine girmeden Allah’a ait kılmak, Allah için yaşamak, Allah için ölmek yani insanı kamil olmak demektir. Hayatı İmam Ali gibi, Hz. Fatıma gibi yaşamak demektir.
“Asra and olsun ki; İnsan hüsrandadır, Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr 1-3)
Hayat iman ve salih ameldir. Salih amel güzel ahlaktır. Allah için Allah’ın razı olacağı davranışları yapmaktır. Emin ve güvenilir insan olmaktır. Sözünde durmak, borcunu vaktinde ödemektir. Emanete hıyanet etmemek, hasetten riyadan sakınmaktır. Amellerinde davranışlarında dünyevi arzulardan sıyrılmak Allah için yapmaktır. Mazlumun yanında olmak zalime karşı durmaktır. İlahi vahyin bir insana daha ulaşması, Kuran’ın doğru anlaşılması için çaba sarf etmektir. Bir karıncaya, bir çiçeğe, bir insana eziyet etmemek, bir gönül kırmama hassasiyeti yaşamaktır. Fedakarlığı başkasından değil kendinden beklemektir. Allah’ın resulü gibi kendi elbisenin söküğünü kendin dikmektir. İmam Humeyni gibi eşine hizmet buyurma yerine kendi suyunu kendin almaktır. İmamın eşi gibi eşinin söylemesini beklemeden eşinin hizmetini görmektir
Hayat iman ve cihaddır demişti bir mücahid. Doğrudur cihad hayatın bir parçasıdır. Ama asıl mücadele insanın kendi nefsi ile olan mücadelesidir. Onun için peygamberimiz nefsimizle olan mücadeleyi büyük cihad olarak nitelemiştir. Müslümanların içinde bulundukları ahlaki zafiyetleri düşündüğümüzde gerçekten büyük cihad nefis ile yapılan mücadeledir diyoruz. Onun için asır suresinden hareketle hayat iman ve salih ameldir salih amelde güzel ahlaktır dedim.
İmam Cafer bizlere cennet beklentisi ve cehennem korkusu ile değil sadece Allah için ibadet edip kulluk yapmamızı tavsiye ediyor ama bizler daha kendimizi dünyevi beklentilerden kurtara bilmiş değiliz. Hayır için yaptığımız salih amel düşüncesi ile ortaya koyduğumuz kimi çabalarda bile dünyevi beklentiler içerisindeyiz. Geçenlerde Senai Demirci bey bir yazısında yazılarına çok okunması için artistik başlıklar koyduğunu ifade ediyor.
Yazılarımızın çok okunması çok mu önemli gerçekten. Konuştuğumuzda bizi binlerce veya yüzlerce, veya onlarca insan dinlese bizim için ne fark eder. Önemli olan doğruları konuşmak değil mi yada öyle olası gerekmiyor mu? Eskiden İslam’ı İslam’ın değerlerini tebliğ ederken Allah’ın bazı Peygamberlerine inanan insan sayısının çok az olduğunu onun için insanların kabulünün ve takdirinin çok önemli olmadığını, önemli olanın Allah’ın rızası olduğunu söylerdik ve derdik ki önemli olan bizim doğruları Allah’ın rızasına uygun olan şeyleri söylememiz ve yazmamızdır.
Bugünlerde televizyonların reyting kavgası gibi bizi kaç kişi okuyor kaygısına düşüyoruz nedense. Kaç kişi okuduğunu merak etmeyeceksek neden yazıyoruz o zaman diye bilirsiniz. Elbette yazılan yazıların okunması söylenen sözlerin gönüllerde yer bulması önemlidir. Benim endişem bu kaygının nerede ise Allah için bir şeyler yapmanın önüne geçmiş olmasından kaynaklanıyor. İnsanların takdirini, insanların beğenisini çok önemsemek yaptığımız amellerin manevi getirisini tüketecektir. Yarın hesap gününde müflis tüccarlar konumuna düşeceğiz.
Bize düşen yaptığımız işin Allah için en güzelini, en doğrusunu yapmaya çalışmaktır. İşin merkezine insanları değil Allah’ı koymaktır. Bunun içinde oportinist mantıktan kurtulmamız gerekiyor. Bunu ne kadar başara bilirsek o kadar dünyevi kaygılardan kurtula biliriz. Yaptığımız çalışmalar manevi bir ortam, manevi bir iklim oluşturmalı. Yazdığımız yazılar, yaptığımız konuşmalar bizi ve izleyicilerimizi ilahi bir havada buluşturmalıdır.
Sanıyorum o zaman İmam Cafer (as) ‘ın dediği gibi kulluğu ve ibadeti sadece Allah’a ait kılıp kamil insan olma yolunda ilerleye biliriz.