OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Hicret; bir insanın kendi memleketini terk etmek zorunda oluşunun,

vatanından ve yuvasından koparılan milyonlarca insanın,

doğup büyüdüğü memleketini yüreği kan ağlayarak terk edişin adıdır…

 

Hicret; yollarda ölen yaşlıların,

ebesiz doğuran kadınların, kundaksız doğan çocukların,

yolda gömdüğü yavrusunun mezarını asla ziyaret edemeyecek oluşun adıdır…

 

Hicret; hanımına çok düşkün olduğu halde ona yaklaşamayan adamların,

aç ve susuz kalmanın,

sıcak yazı çadırda klimasız geçirmenin,

soğuk kış gecelerinde bütün ailenin aynı battaniyeyle ısınmaya çalışmasının adıdır…

 

Hicret; hıçkırığın, için için ağlamanın, derdini kimseye söyleyememenin,

Hiç kimseye nazlanamamanın,

en zor işlerde köle gibi çalıştırılıp hakkının verilmemesinin adıdır…

 

Hicret; her şeyden öte sana topraklarını açanların hertürlü hakaretine katlanmanın,

verilen ekmeğin burnundan fitil fitil getirilmesinin,

ev sahibinin gencecik kızına sarkıntılık yapmasının adıdır…

 

Ama Hicret aynı zamanda kardeşliğin, paylaşmanın, fedakarlığın, ikramın,

rahatından taviz vermenin ve empati yapmanın da adıdır…

Hicretin adını “kardeşlik” koyabilenlere ne mutlu.

 

Hani, haklı olarak “Peygamber”in hicretini cilt cilt kitaplarda ve dramatik bir uslupla anlatırız ya!

Bu gün; yeryüzünün muhacirleri için de “acı ve dram kokulu hikayeler” anlatmalı değil miyiz?

 

Ve ey Muhacir!.. Taif olup peygamberi taşlayan olmak yerine, Medine olup seni bağrımıza basmanın şerefine ermek istiyoruz…

Biz bu şerefi hiçbir şeye değişmeyeceğiz:

Gel Muhacir kardeşim!..

evim evin,

param paran,

rahatım rahatındır.

 

Selam ve dua ile…

 

(Hicretin 1436. yılı anısına)