25 Aralık 2005 / Pazar.

Bugün sabah namazında Kabe’ye gitmedik. Programımızda Hira mağarasını ziyaret var. Günün sıcağına kalmadan sabah namazını kıldıktan sonra, Muhammed (as)’a vahyin ilk nazil olduğu yer, vahyin yeryüzü ile ilk buluştuğu mekan, peygamberliğin başlangıç yeri olan Hira mağarasına gitmek için yola çıktık.

Saat 06:30 civarlarına Nur dağının eteklerinde idik. Bismillah diyerek vahyin bu ilk mekanı ile buluşmak, vahiyle ahdimizi yenilemek için Nur dağını tırmanmaya başladık. Saat 03:00 da gelenler vardı. Hira; Mekke’nin kuzeydoğusunda beş kilometre uzakta bulunan Nur dağındaki mağaranın adı. Nur dağı muhtemelen Vahiy burada nazil olmaya başladığı için bu isimle anılıyor. Yoksa dağ daha önceleri Hira dağı olarak isimlendirilmiş. Hira/ Nur Dağı’nda susuzluk sebebiyle hemen hemen hiçbir bitki ve ağaç yetişmemekte.  Dağda sadece çok az miktarda dikenli çalılar görülüyor. Hira Mağarası bugün de mevcudiyetini korumakta, hacılar ve umre ziyaretçileri tarafından ziyarete edilmektedir.

Hira mağarasının çok dik bir çıkışı var. Yüce peygamber, örnek insan, yeryüzünün ve insanlığın bulaştığı kirlere bulaşmamak, Mekke’nin zulüm ve ahlaksızlık dolu ortamından uzaklaşmak  ve arınmak için sık sık bu dik yokuşlu dağı tırmanarak, Hira mağarasında uzlete çekilirdi. Rabbi ile başbaşa kalmak, rabbine ibadet etmek için. İşte peygamberimizin yine Hira mağarasına ibadete, uzlete çekildiği bir dönemde, bir Ramazan gününde, bir Kadir gecesinde, vahiy yeryüzü ile, vahiy insanlık ile, vahiy Hz. Muhammed (as) ile bu mağarada buluştu. Mağara dağın zirvesinin yaklaşık yirmi metre altındatır. Bu mekan mağara olarak anılmakla birlikte kaya blokları arasında kalmış iki tarafı açık bir tünel gibidir. İçerideki boşluk bir kişinin başının tavana değmeyeceği kadar yükseklikte ve bir kişinin uzana bileceği kadar genişlik ve uzunluktadır. Mağaraya ziyarete gelen Müslümanlar burada iki rekat namaz kılıyorlar. Buralarda gezmek peygamberimizin ayak bastığı yerlere ayak basmak, onun kokusunu soluya bilmek ne büyük bir nimet rabbim. Onun ruhaniyeti belki şu anda bizimle birlikte idi. Vahyin inişine şahit olacaktık sanki. Biz o heyecanla Nur dağını tırmanmaya çalışırken kimi Müslümanlarda Hira mağarasını ziyaret etmiş geri dönüyorlardı. Yaklaşık 40 dakikalık bir çıkıştan sonra Hira mağarasını ulaşmıştık. Burası vahiy meleği Cebrail’in vahyi Muhammed (as)’la buluşturduğu yerdi. Sanki Hira mağarasında Cebrail’in sesi yankılanıyordu;

İkra…… “oku yaratan rabbinin adı ile oku” diyordu… Muhammed (as) cevap veriyordu. “Ben okuma bilmem” diyordu… Hira mağarasını ziyaret eden Müslümanlar bunu düşünecek durumda değillerdi. Onlar bir hengame ile mağaranın içinde namaz kılmanın derdinde idiler. Keşke bu vahyin ilk mekanında nazil olan o ilk ayetleri konuşa bilseydik. Ve o ayetlerin bize yeniden nazil olduğunu hissedebilseydik. Müslümanların iç dünyalarında ne fırtınalar kopuyordu bilmiyorum. Ama görünen her Müslüman mağaranın içine girmek ve orada iki rekat namaz kılmak için itiş kalkış birbiri ile mücadele ediyordu. Ve mağaranın kapısında büyük bir izdiham vardı. Kalabalığın içine bizde girdik, mağaranın içini görme arzusu belki de sağlıklı düşünmemizi engelliyordu. Sanki mağaranın içinde Peygamberimiz vardı ve biz ona ulaşmak istiyorduk. Böyle bir Mücadele ile Müslümanlar mağaraya girebilmek için can atıyorlardı. Ve uzun bir mücadeleden sonra mağaraya girerek iki rekat namaz kıldım. Allah’ım acaba bu secde ettiğim yere peygamberimin alnı da değmiş miydi? İnsan aklen böyle bir izdihama girmenin yanlış olduğunu düşünse de, mağaranın içine girip orada namaz kılmak istiyor. Çünkü o zaman Allah resulünün birebir bulunduğu yerde bulunmak onun yüz sürdüğü yere yüz sürmek belki mümkün olur diye düşünüyorsun. Hani aşıklar sevdikleri ile hatıralarını yad ederken söylerler ya “ şurası göz göze geldiğimiz yer, şurası diz dize oturduğumuz yer” diye. Allah resulüne olan sevgimiz aşkımız, secdemizi onun secdesi ile buluşturma duygusu oluşturuyor.  Mağaradan çıkışımız da girişimiz kadar zahmetli oldu. Hira mağarasından çıktıktan sonra sakin bir yerde biraz oturduk. Vahiy, rabbin ilahi mesajı burada, yeryüzüne inmiş insanlıkla buluşmuştu. Ve 1400 yıldır vahiy nazil olmaya devam ediyordu. Kur’an o gün nazil olduğu gibi hiçbir değişikliğe uğramadan bize ulaşmıştı. Onun için vahyi bize nazil oluyor gibi, bugün nazil oluyor gibi okumak ve anlamaya çalışmak gerekiyor.

 Vahyin mekanında, Hira mağarasında öncelikle vahiy gerçeğini konuşmak ve Alak suresini burada yeniden okumak, anlamaya çalışmak gerekiyor. Bir müddet dinlendikten sonra Hira mağarasından ayrıldık ve Nur dağından inmeye başladık. Saat 09:30 civarlarında otele dönmüştük. Otele döndüğümüzde çok yorulmuştuk ama büyük bir mutluluk yaşıyorduk. Öğle namazından önce Mescidi Haram’a Kabe’ye gittik. Burada her yer vahiy mekanı idi. Mesicidi Haram’ın üst katına çıkarak Kabe’yi izliyordum. Kabe’yi izlemek bile ibadet tadı veriyor insana. Akşam namazından sonra Mikat yerine Mescidi Aişe’ye giderek Umreye niyet ettim. Tavaf ve sayımızı yaparak umremizi bitirdik. Sevdiklerimiz için onlara dua yerine geçsin diye umre ve tavaf yapıyor bu vesile ile her birine ayrı ayrı dua ediyordum.

Say ve Tavaf sırasında zaman zaman sesli, zaman zaman sessiz dualar ediyordum. Bazen sesli dua yaptığımda çevremdeki Müslümanların duama iştirak ettiklerini amin dediklerini görüyordum. O zaman o kardeşlerimi de duama dahil ediyordum.


 Rabbim duaları kabul edendir.  2005… Hac Günlüğünden…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here